DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, CHP’nin İYİ Parti’ye 20 milletvekili vermesine yönelik olarak; “Eğer siz ‘Hak hukuk adalet’ diye Ankara’dan İstanbul’a yürüyen bir anlayışa sahipseniz 20 günlüğüne bize de 20 milletvekili verebilirdiniz. O zaman demokrasi kahramanlığı olabilirdi.” dedi.

Hürriyet’ten İpek Özbey’e konuşan Aksakal’ın açıklamaları şöyle:

-DSP’yi yok etmeye çalıştıklarını anlatıyorsunuz, bugün ise sizi ‘AKP-MHP koalisyonu tarafından oyları bölmekle görevlendirilen kurtarıcı melek’ olmakla eleştiriyorlar. Genel Başkan yardımcınızın ‘CHP kapatılmalı’ açıklamasından hareketle sorayım: DSP olarak CHP’nin oylarını bölmeye, onu yok etmeye mi çalışıyorsunuz?

Genel Başkan yardımcımız, CHP’nin devleti yönetme arzusunun hiçbir zaman olmadığını da söyledi. ‘Hiçbir zaman’ tarihini şöyle koymalıyız. Türkiye’de 1980’de bir milat yaşandı. Kartlar yeniden karıldı. Bu yüzden CHP’yi değerlendirirken Atatürk’ün kurduğu CHP’yi değerlendirmeye sokmak en yanlış iş.

-Şunu mu demek istiyorsunuz: CHP bugün Atatürk’ün kurduğu CHP değil…

Öyle değil mi? 1992’de Deniz Baykal tarafından yeniden açıldı. Onlar Atatürk ile özdeşleştirebilirler, külliyen haksızlar demiyorum ama işleyişi ve misyonu Atatürk’ün kurduğu CHP misyonunun dışındadır.

-2007 seçimlerine katılmama gerekçenizi anlattınız, peki ya 24 Haziran?

İYİ Parti kuruldu. MHP, İYİ Parti yapılanması içindeki blokun karşılarına rakip olarak çıkmasını istemedi. Muhtemelen iktidarla da anlaştı. “Bunları nasıl seçime sokmayız” hesapları yapılmaya başlandı. Seçimlere katılabilme kriterleri yasalarda belli. Oy verme gününden 6 ay önce 41 ilde örgütlenmiş ve büyük kongresini yapmış olacak. 41 ildeki teşkilatlanmayı da “o ilin ilçelerinin üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir” diye bağlıyor. İYİ Parti bu kriterleri tamamlamak üzere ya da tamamlamış iken YSK bunu engellemek için kendince uyduruk bir kriter daha ortaya atıp, teşkilatlanmanın gerçekleşmesini o ilçe teşkilatının kongresini de yapmış olmasına bağladı. Halbuki yasada öyle bir şey yok. Bu arada bizim de 25 ilçemiz bu pozisyondaydı. Yani kurulmuş ama kongresini yapmamış. 8 Aralık 2017’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan ‘seçime katılabilir’ diye yazı almışız. Ancak 19 Ocak’ta bir liste hazırlandı ve içinde DSP yok. Nasıl olur, yazı var elimizde. İşte o zaman biraz önce anlattığım kriteri önümüze koydular.

-Ancak İYİ Parti seçimlere girebildi…

Bu durumu ilk Bekir Bozdağ’ı aradım, anlattım. “Araştıracağız” dediler, ses çıkmadı. Ertesi gün o zaman CHP Sözcüsü olan Bülent Tezcan’ı aradım. Aydın’dan arkadaşımdır, pastanede buluştuk. Evrakları gösterdim, şaşırdı. “Ben basın toplantısında bu konuyu gündeme getireceğim, gerekirse YSK’nın önünde ortak açıklama yaparız” dedi. Sonra ses kesildi. Derken CHP, 15 milletvekilini İYİ Parti’ye transfer etti.

-Aynısını size yapmalarını da beklediniz mi?

Demokrasinin önünün açılması için yaptılarsa biz de beklerdik tabii. Eğer siz ‘Hak hukuk adalet’ diye Ankara’dan İstanbul’a yürüyen bir anlayışa sahipseniz 20 günlüğüne bize de 20 milletvekili verebilirdiniz. O zaman demokrasi kahramanlığı olabilirdi. CHP yöneticileri, “DSP o zaman seçime sokulmadı, şimdi niye sokuluyor” diyor. Sokulmadığını biliyorlar çünkü. Neden seçime giremediğimizi sorgulamayanlar, bugün nasıl seçime girdiğimizi sorguluyor, sizce de tuhaf değil mi? Legal bir siyasi partinin seçime girmesinden daha doğal ne olabilir ki?

-Eğer CHP 24 Haziran’da size el uzatsaydı, bugün Türkiye’de ne değişmiş olurdu?

Biliyorsunuz 24 Haziran seçimlerine giderken yeni anayasa çerçevesinde bir seçim sistemi gerçekleştirildi. İttifaklar yasallaştırıldı. Bizi seçimlere sokmadılar. Dolayısıyla CHP, DSP’nin öyle bir ortamda seçimlere katılması halinde devleti yönetme arzusu olan bu partinin onların önüne geçebileceği kaygısı taşıyarak bu işe ilgisiz kaldılar. O dönemde bir televizyon kanalına çıktık, ittifak teklifi gelirse bu ittifaklara katılır mısınız diye soruldu. Ben de “DSP olarak bizim yasal anlamda ittifaklara parti olarak katılma imkanımız yok. Ama tabii ki parlamentoda partimizin temsilini isteriz. Kim istemez? Bu durumda ittifaklardan herhangi biri bize milletvekilliği teklif ederse o zaman bunları konuşuruz. Çünkü bizim için AKP, MHP, HDP, CHP diye bir ayrım olmaz, hepsi ile aynı mesafedeyiz.

-CHP ile AK Parti size aynı mesafede mi? Biri muhafazakar, diğeri sol parti olduğu için soruyorum…

Partilerin sağ, sol tanımını toplum belirler. Kendisine solcu diyebilir ama sol değildir. Herkes kendine sol diyor. Yasal olarak devletin kanunlarına göre kurulmuş tüm partilere aynı mesafedeyiz.

-Hakkınızda çok çarpıcı bir iddia var… İktidar tarafından destekleniyor musunuz?

Kesinlikle hayır. 2015 yılında ilk genel başkan olduğumda özel kalemde Cumhurbaşkanı’nın tebrik telgrafı vardı. Bu beni kendi yaşam biçimim itibariyle memnun etmişti. Teşekkür etmek için kendisinden randevu istedim. Hem de hendek olaylarının yoğun olduğu dönemde Diyarbakır’a gidecektim, bize söylemek istediği bir şey var mıdır devletin başı olarak onu sormak istedim. Randevu vermediler. Biz gittik, geldik. Seçimlere sokulmadığımız olaylarda da Bekir Bozdağ’ı aradım. Ancak bu anlamda hiçbir AK Parti temsilcisiyle karşı karşıya gelmedim.

-Bazı köşe yazarları iktidara yakın medyanın sizi manşetlere taşıdığına dikkat çekiyor ve bunu destek olarak algılıyor.

Ben de diyorum ki, sen çağırdın da gelmedim mi? Beni ekranda dövüyorlar, fırıldak diyorlar ama çağırıp da fikrimi sormuyorlar…

-Geçmişten bir örnek karşımıza çıkıyor sürekli. Ankara’da Murat Karayalçın’ın CHP’den, Doğan Taşdelen’in DSP’den aday olduğu seçimlerde aradan üçüncü parti çıkıp, kazandı… Bu sonuç, size bir şey söylüyor mu?

Hiçbir benzerliği yok bugünkü şartlarla. Ankara örneğine bakalım. Belirgin olarak ortaya çıkan aday profili ülkücü. Hem cumhur hem millet ittifakının adayları ülkücü. Ben de bir solcu aday çıkarıyorum. O zaman iki solcu aday vardı. Şimdi size soruyorum, eğer solcular Ankara’da ülkücülere oy verecekse ben ne yapayım kardeşim? Ben Ankara seçmenine solcu bir aday sunuyorum. Bir partiyi artık seçime giriyor diye sorgulamaktan vazgeçsinler. Bir de, Seyit Torun “81 ilde seçime katılıyorlar, bu para nereden geliyor” diyor. Ya bizde adaylık parayla değil ki. Adaylarımızın hepsi kendi olanaklarıyla aday oluyorlar. Bunu sorgulamak demokratlık mı?

-Sayın Kemal Kılıçdaroğlu “DSP ile ittifak kuramaz mıydınız” soruma, “arkadaşlarımız görüştü” yanıtını verdi. Kuramaz mıydınız?

Size de söylediği gibi ‘arkadaşlarımız’ görüştü. Peki partiler arası ittifakta arkadaşlar mı görüşüyor yoksa genel başkanlar mı? Bizim Kılıçdaroğlu ile böyle bir diyaloğumuz olmadı. 2015 yılında kendilerine kurumsal işbirliği teklif ettik. İlk görüşme DSP’nin talebi üzerine yapıldı. Kurumsal işbirliği teklifimize Kemal Bey, “Çok iyi olur” dedi. İkişer kişi görevlendirildi. Buraya geldiler, 15-20 dakika goy goy muhabbeti. Havalar, sular… Fenerbahçe, Galatasaray vs. Hadi dedik “sadede gelelim.” Engin Altay, elini şöyle attı, “Kapatın gelin şu partiyi artık” dedi. Durun yahu, parti kapatmak bakkal dükkanı kapatmaya benzemez. DSP’nin logosunu da CHP logosunun bir yerine koyacaklar… Bunun için kurultay toplaması lazım, toplayamaz. Sonra tekrar toplanma kararı aldık. O arada Kılıçdaroğlu bir televizyon programında “Ben onlara söyledim, partiyi kapatıp gelsinler” dedi. Benim genel başkan yardımcım çıkıp, “CHP kapatılmalı” dediğinde ortalığı yıkıyorlar. Aynısını siz söyleyince neden ortalık yıkılmıyor?

DSP Genel Başkanı Aksakal: Bütün CHP’lileri biz çağırmıyoruz