Söyleşi: Pelin Teymur

PolitikYol “Anayasa Tartışmaları” dosyasında CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan  ile yeni anayasa paketini ve başkanlık sistemi tartışmalarını konuştuk. Özkan, anayasa değişikliğinin rejim değişikliği olacağını vurgularken; Cumhuriyetin yok edilmeye çalışıldığının altını çiziyor.

-AKP’nin anayasa teklifini ve rejim-sistem değişikliği tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye uzun süredir bir daralma içinde. Bu daralmanın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan tablo hepimizi derinden etkileyecek sorunlara yol açıyor. Bunlardan bir tanesi ananasa değişikliğidir. Bunu sadece bir anayasa değişikliği olarak görmek hepimizi baş koyunun peşinden uçurumdan aşağıya düşen koyunlar pozisyonuna sokar. Burada yapılmaya çalışılan şey hepimizin yaşam biçimine, çocuklarımızın özgürlüğüne dönük bir harekattır. Bir tek kişinin, bir otokratın etki alanını genişletecek, onu daha etkili hale getirecek ama bütün toplumun özgürlüğünü, adaletini ve barışını ortadan kaldıracak bir düzenlemedir. Bu nedenle CHP olarak bu salt bir anayasa değişikliği değil; rejim değişikliğidir diyoruz.

Rejimlerin 19 ve 20. yy’da nasıl değiştiğini hepimiz biliyoruz. 21. yy’da rejim değişiklikleri bu tür oylama yöntemleriyle geliyor. Ben senin Cumhuriyet rejimini oylacağım diyor. Cumhuriyet rejimi oylamayla mı geldi?

Tüm bunların tek nedeni, bir adamın korku ve kaygılarını gidermek. Bu sıkışma böyle sürmez. Bu anayasa değişikliği mutlaka engellenir, halk engeller. Bizim cumhuriyetimizin 100 yıllık birikimi var, ondan önce de II. Mahmut’tan bu yana gelen modernleşme birikimi var. Bu yaşananların benzeri Almanya’da, Portekiz’de, İspanya’da oldu, hepsinin sonu belli. Arap ülkelerinde de bu sürmedi. Atatürk’e, İsmet Paşa’ya ya da Celal Bayar’a bunlar kaç kere götürülen teklifler. Ama bizim hiçbir liderimiz böyle bir şeyi kabul etmedi.

Türkiye siyasal sistemi uzlaşmaya dayalıdır. Bu nedenle koalisyonlar vardır. Süleyman Demirel’in mutlulukla yürüttüğü tek koalisyon SHP’yle yaptığı koalisyondur; Erdal İnönü ve Demirel koalisyonudur. Toplumun ihtiyaçlarını çözmüş, Kürt realitesini tanımış, AB ile ilgili düzenlemeler yapmışlardır. Sonraki sürece, 90’lı yıllara baktığımızda da Ecevit, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller var. Biz ne ürettiysek koalisyon dönemlerinde ürettik. Ne zamanki siyasete din karıştı, tek seslilik geldi sistem o zaman yıkıldı. Koalisyon, bizim siyasetimizin uzlaşı noktasıdır. Parlamento bir uzlaşma yeridir. Ne istiyor? Seçilmiş kral olmak istiyor, kanunu ben yapacağım, uzlaşma istemiyorum diyor. Kuvvetler ayrılığını kaldırmayı oyluyorum diyor. Oylayamazsın. Bunun adı faşizmdir. Yaşam biçiminin sürdürebilirliği ancak ve ancak demokraside olur. Kaldırılmak istenen şey de zaten demokrasi ve Cumhuriyet.

Bir başkanlık sistemi önerisi ama hukukla, adaletle, demokrasiyle alakası yok. Ortadan kaldırmaya çalıştığı şey TBMM ve parlamenter demokrasi. Sistem kendi iradesinin mutlakıyetine dayanıyor.

Parlamenter demokrasi, hükümet etme sistemi ve Cumhuriyet; kaldırılmak istenen şey bu üçü. Buna aklı başında bir insanın evet demesi mümkün mü? Biz bir kral seçeceğiz, o iyi kalpli olursa ülke iyi, kötü kalpli olursa ülke kötü olacak. Bu ülkenin siyaseti böyle bir ihaneti hiçbir zaman görmedi.

-MHP bu işin içinde niye var, bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Siyasal sistemimizde şu an bir çürüme var. Çürüyen tarafı kaldırıp atacaklarına, siyasal sistemi tümüyle kaldırmaya çalışıyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok.

Milliyetçi Hareket Partisi tüzüğünün 3. Maddesinde diyor ki; MHP milli iradenin tecelli ettiği yegane mercii TBMM olduğuna inanır. “Şimdi ben de soruyorum: TBMM’yi ortadan kaldırdığınızda tüzüğün 3. Maddesini ne yapacaksınız?”

Biz kolumuz kangren olunca kolumuzu keseriz, kolumuz kangren olunca kafamızı kesmeyiz. Kimse Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak için AKP, Recep Tayyip Erdoğan ve onların işbirlikçilerinin yaptığı yanlışları bize örnek olarak getiremez. Kötü, emsal değildir. Kötü, kötüdür ve kötüden kurtulmak gerekir.

-OHAL ortamında böyle bir şey ne kadar mümkün?

Bir, kurucu meclis statüsü gerekir. Kurulmuş hükümetler ya da meclisler, kurucu irade gibi davranamazlar. Onlar anayasa yapıcı meclisi olabilirler. Yani biz diyeceğiz ki; size bir anayasa yapma konusunda toplumun bütün kesimlerin katılacağı bir parlamento oluşturacaksınız. O parlamento toplumun içinden seçilmiş insanlarla; bu insanlar bir daha milletvekili olmayacak ve siyaset yapmayacaklar ama toplumun kurucu iradesini temsil edecekler. O insanlar çalışacaklar ve o insanların ürettiği anayasa meclise gelecek ve meclis de halk oyuna sunacak. O zaman bir anayasamız olur. Buna Türkiye’nin ihtiyacı var ama şimdi oturmuş kurulmuş bir iradenin kurucu bir iradeyi yok etmesini izliyoruz. Bir de bunu OHAL içinde yapıyorlar. Yani adam hem yargıç, hem savcı, hem cellat, böyle şey olmaz. Böyle bir uygulamanın dünyada bir örneği yok. Biz hep beraber çocuklarımızın geleceğini oluşturabilecek Türkiye’yi yaratmak zorundayız. Ben gelecek kuşaklara böyle bir sorunu bırakmayı kendim açısından, CHP açısından zul sayıyorum. Böyle bir utancın altında yaşamayız. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız.

Tekrar söylüyorum Cumhuriyet ya da insan hakları dediğiniz şey sandıktan çıkmadı. Çünkü egemenlik kaynağını halktan alır ama meşruiyet kaynağını hukuktan alır. Şimdi siz “Ben seçildim bir kere meşruiyeti yok sayıyorum. Meşruiyet hukuk değil, benim” diyemezsiniz. Kendiniz kafanıza göre siyasal sistem oluşturamazsınız. İki bin yıllık bir uygarlığı, birikimi yok sayamazsınız.

-CHP Meclis’te ya da eğer referanduma gidilirse referandumda buna nasıl direnecek?

Ben meclisten bunun geçmeyeceğine inanıyorum. Çünkü hem AKP’nin içinde sağ duyulu hem de MHP’nin içinde sağduyulu çok sayıda arkadaşımız var. Bunun için biz ne gerekiyorsa onu yapacağız. Bu konuda herkes emin olabilir. Genel Başkanımızın iradesi tam. Parti Meclisimizin iradesi tam. Milletvekili arkadaşlarımız, meclis kurulumuz, il, ilçe başkanlarımız; herkes bu konuda kesin kararlı. CHP’li herkes can ile kan ile buna savunacak. Eğer halka giderse gidip halkımıza anlatacağız. Halka güvenmeyenler ahmaklardır. Biz bu halkın her şeyine güveniyoruz. Bu halkın içindeyiz, biz bu halkın çocuklarıyız. Bu halk Mustafa Kemal’in devrimlerini, Kurtuluş Savaşımızın birikimlerini, cumhuriyetimizin yüz yıllık kazanımlarını hiç kimse için feda etmez. Hiçbir diktatör bu halktan bu oyu alamaz. Ben buna yüzde yüz inanıyorum. Bu karanlık bir dönemdir, yaşanacak ve bizim bilgi bankamızdaki yerine konulacak. Bundan sonraki Türkiye’yi düşünmek zorundayız. Demokrasimize, cumhuriyetimize, çoğulcu sistemimize, adaletimize, özgürlüğümüze ve barışımıza bir daha hiç kimsenin böyle bir saldırıda bulunamayacağı yepyeni bir düzeni, yeni bir anayasayı, biraz önce tarif ettiğim anayasa yapıcılar meclisine yaptırmak zorundayız. Çünkü bizim anayasaya ihtiyacımız var. Bizim özgürlüğe ihtiyacımız var. Bu sorunların çözümü daha çok özgürlük, daha çok adalet, daha çok barıştan geçiyor. Kan dökmekten, etrafa saldırmaktan, kurucu felsefenin “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini unuttular. O kadar savurganlar ki ekonomik adaleti unuttular. Yoksulluk katlanarak büyüyor, eğitim sistemi çökmüş durumda, 36 milyon ilkokul mezunu insan var, eğitim tamamen din odaklı hale getirilmiş, kimse matematik, fizik, kimya bunu konuşmuyor. Mektup yazamadan mezun oluyor çocuklar. Bütün bu sorunlar bizi yok eder. Biz bu sorunları konuşmalıyız, çözmeliyiz. Biz bunu başarabilecek birikime ve güce sahibiz.

Anayasa bir toplumsal sözleşmedir. Bu toplumsal sözleşme bizim eğitim sorunumuzu, sağlık sorunumuzu, savaş sorunumuzu, bizim adalet sorunumuzu, bizim adalet ve barış sorunumuzu çözmek zorundadır. İçerde kavgalı, dışarıda kavgalı bir ülkenin sürdürülebilirliği yoktur. İçerdeki sorunları çözmek için herhangi bir adım atmıyor. Bununla yaşamak mümkün değil. O zaman ne yapacağız? Toplum sözleşmemizi yenileyeceğiz. Neye göre yenileyeceğiz? Bu ülkenin kurucu iradesine göre. Kurucu irade bize ne diyor? Bir; refahı paylaş. İki; bu ulusu koru, büyüt, gönenciyle bütün yurttaşlar mutlu olsun. Aleviler, Sünniler, Lazlar, Kürtler, Çerkezler demiyor. Yurttaşlar diyor. Alt kimliklerde parçalama bölme, herkesi yurttaş olarak kabul edip onların sorunlarını çöz diyor. Biz kurucu irademizin barış isteğini, adalet, özgürlük isteğini içselleştireceğiz ve bunu büyüterek toplumun ihtiyaçlarını gidereceğiz. Bugünkü karanlık geçer. Bu karanlık Türkiye’ye egemen olamaz.