Söyleşi: Emre Köse

Prof. Dr. İlhan Uzgel, PolitikYol’un “Türkiye’nin Yeni Hükümet Sistemi” dosyası kapsamında, AKP’nin yeni sistemdeki dış politikası ve ABD-Türkiye krizi hakkındaki soruları yanıtladı.

Rahip Brunson krizinin Erdoğan yönetiminin son dönemde keşfettiği içeri al, pazarlık için kullan politikasının geri teptiği ve kendi hareket alanını sınırlayan bir sürece dönüştüğünü ifade eden Uzgel; uzun süredir yaklaşmakta olan ekonomik sıkıntının bu kriz ile birlikte tetiklendiğini söylüyor.

  • AKP’nin dış politika rotasında bir değişim yaşandığı görülüyor. Yıllardır ABD’nin sadık bir müttefiki olan Türkiye’nin Rusya ve İran’la ilişkiler geliştirmesi sizce neyin alameti?

AKP’nin dış politikasında ciddi bir kırılma yok. İçeride milliyetçi bir çizgiye geçmeye çalıştığı ve MHP, Vatan Partisi ve eski dönemin bazı unsurlarıyla işbirliği ve ittifak yaptığı için dış politikada ABD karşıtı bir söyleme ihtiyaç duyuyor. İç kamuoyuna bunu güçlü bir hamaset dili kullanırken, ikili ilişkilerde ABD’ye verilen diplomatik mesajlarda çok dikkatli, uzlaşmacı ve alttan alan bir dil kullanıyor. Rusya ve İran ile yakınlaşma görüntüsü ise daha çok ABD karşısında manevra alanını genişletme çabasının bir yansıması. Yoksa, AKP şu anki ekonomik, askeri ve kurumsal bağlarla bağlı olduğu Batı sisteminden radikal bir kopuş yapabilecek durumda değil. Hatta, tersine böyle bir ihtimalin en az olduğu dönemde.

  • Döviz kurlarındaki yükselişi ve Brunson’ın hapsedilmesiyle Türkiye ve ABD arasında başlayan krizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Burada İran ve Rusya’nın rolü sizce nedir?

Rahip Brunson krizi Erdoğan yönetiminin son dönemde keşfettiği içeri al, pazarlık için kullan politikasının geri teptiği ve kendi hareket alanını sınırlayan bir sürece dönüştü. Burada uzun süredir yaklaşmakta olan ekonomik sıkıntının bu kriz ile birlikte tetiklendiğini görüyoruz. Bunun arkasında İran meselesi de var ve asıl kritik nokta orası. Trump yönetimi ve neoco’nlar İran’a hem yaptırımlar üzerinden iktisadi bir darbe vurmak istiyorlar, hem de toplumsal rahatsızlığı kışkırtarak artık bir rejim değişikliğini hedefliyorlar.

O yüzden ABD rahip meselesi üzerinden de mesaj vermek istedi ve iki bakana yaptırım kararı alarak, İran’a yönelik yaptırım konusundaki ciddiyetini gösterdi. Tabii iki bakana yönelik mal varlığına el koyma şeklindeki yaptırımın fiiliyatta bir şey ifade etmediğini onlar da biliyorlar ama ileride ekonomik sonuçları ağır olacak başka yaptırımların da gelebileceğini göstermiş oldular.

  • Suriye’deki çatışmaların son halkası olarak İdlib gösteriliyor. Türkiye’nin bu bölgede 2012’den bu yana ABD’yle birlikte cihatçı örgütlere yaptırım yaptığı sizin de malumunuz. Fakat şuan Türkiye, Rusya ve İran ile birlikte Astana platformunun garantörleri arasında yer alıyor. Suriye hükümetinin, önümüzdeki aylarda Rusya ile birlikte yürüteceği operasyonda sizce Türkiye’nin konumu ne olur? Belki de hepimizin aklındaki soru, İdlib’e yerli ve yabancı binlerce cihatçının rotası sizce Türkiye mi olacak?

İdlib ciddi bir kriz ama tam da Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde sorunlar yaşandığı bu süreçte Rusya Suriye ile Türkiye’nin çatışmasını tercih etmez. O yüzden burada diplomatik bir çözüm bulacaklar. Ama her durumda Türkiye İdlib konusunda kendisini zor durumda bırakacak bir yol izledi.

Eğer ısrarlara rağmen bir şekilde çekilmeyi kabul etmezse Suriye ile karşı karşıya gelme ihtimali var. Eğer çekilirse ortada elde etmiş olacağı bir şey olmayacak ve Afrin ve Mare Cerablus hattındaki askeri varlığına yönelik baskı artacak.

İdlib’te toplanan cihatçıların mutlaka Türkiye’ye gelmesi gerekmiyor. Tabii bir Suriye rejimi İdlib’i alırsa bu süreçte bir göç dalgası olur. Ama Suriye deneyimi bu tür durumlarda cihatçıların otobüslere bindirilerek bir şekilde “buharlaştırıldıklarını” gösterdi. Büyük bir olasılıkla istihbarat operasyonuyla bu cihatçılar bir kısmı Türkiye üzerinden olmak üzere bölge ülkelerine ve geldikleri yerlere dağılacak ve gönderilecekler.

  • ABD’nin İran ve Çin’e yönelik agresif tavrı ABD’nin bir hegemonya krizi içerisinde olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda bu sürtüşmenin Basra Körfezi veya Güney Çin Denizi’nde sıcak savaşa evrilme ihtimali var mı? Öte yandan bu günlerde bir ‘Arap NATO’su projesi de gündemde.

Dünya sistemi kaçınılmaz olarak bir evrim içinde ve her on yılda bir küresel sistemin dinamiklerinde değişiklikler oluyor. Amerikan hegemonyası için en önemli sorun Çin’in güçlenmesi çünkü ABD’nin hegemonik pozisyonuna rakip olma ihtimali olan tek ülke Çin.

Dünya politik ekonomisindeki dönüşümle birlikte ABD’nin de siyaset yapma biçiminde değişiklikler oluyor. Artık eskisi gibi küresel siyaseti yönlendirme, istediği her sonucu alma imkanı göreli olarak azalıyor. Bununla birlikte ABD hegemonyasının zayıfladığı yolundaki değerlendirmeler yetersiz kalıyor. Özellikle bölgesel siyasette ABD hala çok güçlü. Örneğin, bütün Ortadoğu bölgesinde Irak işgalinden farklı olarak küçük manevralarla siyaseti yönlendirebiliyor. Çok küçük bir maliyetle Suriye’nin kuzeyine yerleşebildi, 32 yaşında bir Prens aracılığıyla Suudi siyasetini yeniden yapılandırdı, Mısır, İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini biraraya getirebildi, İran’la yapılan anlaşmadan çekildi ve çok sayıda dev şirket daha şimdiden İran’dan çekilmeye başladılar vs.

Bölgenin tek sanayileşmiş ve güçlü ordusu, kurumları olan ülkesi Türkiye bile Erdoğan yönetimi altında bir yandan dünyaya kafa tuttuğunu iddia ederken, döviz kuru gibi ABD açısından maliyeti çok düşük bir araçla ekonomik bir savaşa maruz kaldığını iddia edebiliyor.

AKP’den farklı olarak örneğin Venezuela ABD’nin çok yoğun baskısı altında ve ekonomik ve toplumsal bir çöküş yaşıyor. Hatta, Rusya bile ABD yaptırımları yüzünden çok ağır bir ekonomik bedel ödemek zorunda kaldı ve hala daha ekonomik sıkıntı çekiyor. Türkiye bu hatayı daha önce Davutoğlu’nun dışişleri bakanlığı döneminde yaptı. ABD’deki 2008 krizinden sonra Irak ve Afganistan’dan da askeri olarak çekileceğini açıklamasıyla birlikte, Amerika’nın çöküşe geçtiğini, Ortadoğu’da onun bıraktığı boşluğu doldurabileceğini düşündü. Bu politikasının sonuçlarını hala yaşıyoruz. Dolayısıyla, ABD’nin dünya sistemi içindeki yerini ve bölgesel siyasetleri etkileme kapasitesini dikkate almadan yapılacak analizlere dikkat etmek gerekiyor.

Örneğin, Çin bu konuda diğer bütün ülkelerden daha dikkatli davranıyor. ABD’yi doğrudan hedef alan açıklama yapmadığı gibi, bölgesel siyasette de dikkatli hareket ediyor. Küresel sistemi ekonomisini güçlendirmek ve silahlı kuvvetlerinin gücünü artırmak için kullanıyor ve genellikle ABD’nin tepkisini almayacak yolları ve yöntemleri tercih ediyor. O yüzden yakın gelecekte sıcak bir çatışma olması ihtimali düşük. Ama bir öngörü olarak ABD’nin Çin üzerinde ekonomik ve siyasal baskıyı artırması yüksek bir ihtimal ama bunun için önümüzdeki bir kaç yılı beklemek gerekecek.

İlhan Uzgel Kimdir?

1988’den itibaren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde çalıştı. Bölüm başkanı iken Şubat 2017’de ihraç edildi. Ankara ve Cambridge Üniversitelerinde yüksek lisans yaptı, Ankara Üniversitesinden doktora derecesini aldı. LSE, Georgetown gibi üniversitelerde doktora ve doktora sonrası araştırmalar yaptı, Oklahoma City Üniversitesinde dersler verdi. British Council, Jean Monnet ve Fulbright gibi burslardan faydalandı. Daha çok ABD dış politikası, Türk dış politikası, Balkanlar gibi konularla ilgilendi. Ulusal Çıkar (2004, İmge), Türkiye’nin Komşuları (derleme, 2002, İmge) ve AKP Kitabı (derleme, 2009 Phoenix) gibi çalışmaları vardır. 

Türkiye’nin Yeni Hükümet Sistemi” Dosyası’ndaki diğer röportajlar:

Fikret Başkaya: Despotizmi dayatmak isteyenler, kapitalizmin en vahşi versiyonunu dayatmaya çalışıyorlar

CHP’li Özel: Kendi yaptığı anayasaya uymayacak kadar bir kötü niyetle karşı karşıyayız

HDP’li Bilgen: Güçler ayrılığı olmadan bir başkanlık modeli geliştirdiğinizde bu tek adam rejimidir, başka izahı yoktur

Fatih Yaşlı: Türkiye’de anayasa değiştiği için rejim değişmedi, rejim değiştiği için anayasa değişti