Söyleşi: Pelin Teymur

İktisatçı Mustafa Sönmez,  PolitikYol’un “Türkiye’nin Yeni Hükümet Sistemi” dosyası kapsamında, yeni hükümet sistemi ve Türkiye ekonomisi üzerine soruları yanıtladı.

Tek adam rejiminin icraata geçmesi sonrası, ekonomik göstergeler iyileşmediğini, hatta enflasyon tırmanışını sürdürdüğinü, TL’ye dönüşün yaşanmadığinı, döviz fiyatı hızla çıktığını ve piyasalarda beklentiler pek iyileşmediğini belirten Sönmez, AKP rejiminin tek adam kostümü ile, dünya ekonomisine hızla entegre olmuş ve ona ağır bağımlılıkları olan ekonomik yapıyı yönetmesi iyice zorlaştığını belirtiyor.

  • 24 Haziran sonrası yürürlüğe giren yeni sistemde ekonomi yönetiminde 6 olan bakanlık sayısının 3’e indirildiği, bazı bakanlıkların birleştirildiği görülüyor. Genel bir çerçeve çizmek gerekirse siz ekonomi yönetimindeki değişiklikleri nasıl yorumluyorsunuz? Bu yeni yapılanma sürdürülebilir midir?

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den bu yana bir kısmını, sonradan terörist ilan ettiği Fethullah Gülen cemaati ile kol kola inşa ettiği, “tek adam rejimi” kostümü, 24 Haziran sonrası topluma giydirilmeye çalışılıyor. Kostümün, entegre olunan küreselleşmiş ekonomik düzene ne kadar uyduğu, iç ve dış ekonomik aktörlere ne kadar güven verip kabul gördüğü, şimdiden gözlenip tartışılıyor.

Muhafazakar ve Sünni İslam kumaşıyla hazırlanmış bu siyasi kostüm, yasama, yürütme ve yargının neredeyse tek adama, Cumhurbaşkanı’na tabi kılındığı bir stile sahip. 16 Nisan 2017’de yapılan referandum ile gerçekleşen Anayasa değişikliğinin ardından, 24 Haziran seçimiyle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi işletilmeye başlatıldı.

Türkiye’nin içinde yer aldığı “Yükselen ülkeler”de, örneğin Brezilya, G.Afrika, Hindistan, Meksika’da, yasama, yürütme, yargı bu kadar “tek kişide” toplanmıyor, üniversitelerin, medyanın bu kadar aletleştirildiği, Anayasal hak ve özgürlüklerin kullanılmaz kılındığı iklimler yok. O nedenle, o ülkelerde dünya kapitalizmi ile ilişkilerde Türkiye kadar dışlanma, ayrışma da yok.

Yeni sistem, halkın iradesinin temsil yeri olan yasama ve denetim işlevi üstlenmesi beklenen parlamentoyu etkisiz kılarak, bağımsız olması gereken yargıyı Cumhurbaşkanı’nın tek seçiciliğine mahkum ederek, yürütmeyi tek adamın iyice kontrolüne terk ederek, fren-denetim mekanizmalarını işlevsiz bırakmış ve tek kişinin yanlışlarına açık bir özellik göstermektedir.

Öncelikle yeni kostümde yürütme, Partili cumhurbaşkanında toplandı. Cumhurbaşkanı, Bakanları bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı da atıyor. 26 olan bakanlık sayısı azaltıldı. Hazine ve Maliye, tek bakanlıkta birleştirildi ve Erdoğan, damadı Berat Albayrak’ı bu göreve getirirken Merkez Bankası dahil, finans ve maliye ilgili kurullar, kamu bankaları, Türkiye İstatistik Kurumu, hep Albayrak’a bağlandı. Erdoğan, kendi kontrolünde, ekonomide de “tek adam” lık yarattı.

İyice güçlendirilmiş bu yürütmenin yanında Erdoğan’a yargıya da hükmetme imkanları tanınmış durumda. Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçünü Meclis, diğer 12 üyeyi cumhurbaşkanı belirliyor. Yargıtay üyelerinin tümü ve Danıştay üyelerinin dörtte üçü, Adalet Bakanı ve müsteşarının da dahil olduğu 13 üyeli HSK’nın da dört üyesini, doğrudan cumhurbaşkanı belirliyor.

Yüksek Öğrenim Kurulu(YÖK) üyelerini doğrudan Cumhurbaşkanı atıyor. Meclis neredeyse işlevsizleştirildi. Cumhurbaşkanı kararnameleri üzerinde etkili meclis denetimi, ancak muhalefet partilerinin mecliste çoğunluğu elinde bulundurması durumunda mümkün. Şu anda ise AKP’ye destek veren MHP ile birlikte, Meclis’te de hakimiyet, rejimde.

Cumhurbaşkanı, milli güvenlik politikalarını belirleyecek, olağanüstü hal (OHAL) de ilan edebiliyor. Meclis’in bütçe hazırlama yetkisi ortadan kalktı. Bütçeyi, Cumhurbaşkanı hazırlayacak ve meclise sunacak. Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla soruşturma açılmasıı için 600 milletvekilinden 301 oy, Yüce Divan’da yargılanması için de 400 oy gerekiyor. Cumhurbaşkanı, herhangi bir gerekçe göstermeksizin seçimleri yenileme yetkisine sahip.

  • Erdoğan’a bağlı yeni hükümet sisteminin yakın ve uzun dönemde ekonomide karşı karşıya kalabileceği potansiyel sorunların en önemlileri nelerdir?

Bugüne kadarki icraatı boyunca kutuplaştırıcı, kayırmacı politikalar izleyen Erdoğan’ın, tek adamlık yetkileriyle doğru kararlar alabileceğine, özellikle dış finans dünyası pek emin değil. Daha seçimler öncesi Londra’da Bloomberg’e verdiği mülakatta Merkez Bankası bağımsızlığına dudak büken Erdoğan, para piyasalarında hayal kırıklığı yaratmıştı. Yeni kostümün giyilmesiyle, göstergeleri zaten iyi olmayan Türkiye’ye piyasalar daha az güven duyuyorlar. Rahip Brunson’un salıverilmemesi nedeniyle ABD ile yaşanan gerilimin de etkisiyle, Türkiye’nin risk primi rekor kırarak 2 Ağustos’ta 345’e kadar çıktı. Bu, borç para bulursan, daha fazla faize katlanmak demek.

Tek adam rejiminin icraata geçmesi sonrası, ekonomik göstergeler iyileşmedi, hatta enflasyon tırmanışını sürdürdü, TL’ye dönüş yaşanmadı, döviz fiyatı hızla çıktı, piyasalarda beklentiler pek iyileşmedi. Türk Lirası’na dönüş olmadığı gibi, doların fiyatı 1 Ağustos’ta 5 TL’lik psikolojik sınırı aşarak daha da yukarılara gitti. Normalde, TL’yi güçlendirmesi için Merkez Bankası’nın faiz artırması gerekirken, bu yönde hiçbir adım atılmadı ve ekonomi 5 TL’yi hızla geçmiş dolar kuru ile yüzde 25 dolayındaki faiz arasında sıkışmaya devam ediyor.

Bu mengenenin etkisinde kalan enflasyon ise Temmuz ayında tüketicide yıllık yüzde 16’ya yaklaşan bir artış gösterirken üretici fiyatlarında yıllık artış yüzde 25’i buldu ve geleceğe dönük iyileşme sinyalleri görülmüyor.

Ekonomik kırılganlıkların daha da derinleşmesine ABD ile gerilim yeni boyutlar katacak gibi. AKP , ABD ile çatışmacı dili terketmiyor. Bazı yorumculara göre, bu, içinden çıkılmaz hale gelen ekonomik faturayı, “Dış mihraklara” , özellikle ABD’ye kesmenin fırsatı olarak kullanılıyor olabilir: “Kalkınmamızı kıskandılar, önümüzü kestiler…”

Erdoğan, 100 günlük icraat programını açıkladığı gün, kitlelerden yastık altındaki varlıklarını çıkarmalarını, TL’ye yatırmalarını bir kez daha istedi. Ama, beklentisi kendi seçmeninden bile karşılık bulmuyor olmalı ki, döviz tırmanışını sürdürüyor. Batı’ya muhtaç kalmayıp Çin piyasalarından borçlanılacağını söyleyen Erdoğan, dünya ekonomisi ile entegre Çin’in neden ABD ve AB piyasalarından Türkiye’ye farklı davranacağını hiç değinmedi.

AKP rejiminin tek adam kostümü ile, dünya ekonomisine hızla entegre olmuş ve ona ağır bağımlılıkları olan ekonomik yapıyı yönetmesi iyice zorlaşıyor. Türkiye, milli gelirinin yarısı kadar dış ticaret hacmi ile dünya ekonomisiyle hızla bütünleşmiş, yurt içinde 650-700 milyar dolar arasında değişen yabancı varlık bulunduran bir ülke artık. Türkiye, İran, Rusya gibi doğal kaynak ihracatçısı da olmadığına göre, bu siyasi kostümüyle Batı figürlü ekonomik dans yapamaz diyenlere, şöyle bir argümanla da geliniyor: AKP için öncelik, Batı ekonomisiyle entegrasyonun sürmesi değil; bu siyasi kostümün önceliğidir. AKP, tek adam kostümüne mecburdur ve bunu dayatır, bu siyasi kostümün altında, kırılsa, dökülse, küçülüp yoksullaşsa da, ne tür bir ekonomi şekillenecekse, onu dert etmez. Böyle bir ekonomiden şikayetçi olanları da susturacak, bastıracak polisiye güce sahiptir.

  • Türkiye 2001 yılındaki gibi IMF’nin kapısına gitmek durumunda kalabilir mi?

Evet bu, ihtimaller arasındır. Ekonomik şartların hızla IMF kapısını çaldırmaya zorladığı günler yaklaşırken sorun şurada düğümleniyor; AKP rejimi, ekonomik yardım istediğinde, şeffaflaşma, hesap verme, kayırmacılıktan uzak durma; insan hakları, mülkiyet hakları norm taleplerine kulak verme zorunluluğu olan bir duruma mı rıza gösterir ve siyasi yapıyı buna göre mi yeniden yapılandırır; yoksa siyasi kostümün tek bir düğmesine bile dokundurtmadan, bununla nasıl bir ekonomik yapı ortaya çıkacaksa, toplumu buna katlanmaya mı zorlar?

AKP’ye oy verenler dahil, seçmenler, yoksullaşma, yüksek işsizlik içeren bir ekonomik seçeneğe katlanır mı, ne kadar, ne süre ile? Yaşayıp göreceğiz.

MUSTAFA SÖNMEZ KİMDİR?

ODTÜ  İdari İlimler Fakültesi 1978 mezunudur. Politik, düşünsel eylemliliği 1980 öncesi ODTÜ’de ve kısa adı TİB olan Tüm İktisatçılar Birliği’ndeki faaliyetleriyle başladı, DİSK Petkim-İş, Yeraltı Maden İş, Demokrat gazetelerinde sürdü.

1980 sonrasında araştırmacı –uzman olarak çeşitli kurumlarda çalıştıktan sonra 1983 yılında Nokta dergisinde ekonomi editörü olarak medya sektöründe yer aldı. Uzun bir süre bağımsız çalıştı, kitaplar üretti.

2009-Mart 2013 döneminde Cumhuriyet, Nisan 2013-Şubat 2014’te Yurt , 12 mayıs-1 Eylül 2014 arasında  Sözcü gazetesinde; Nisan 2015-Eylül 2015 döneminde  BirGüngazetesinde   köşe yazarlığı yaptı.  Mayıs 2013-2016 arası   Hürriyet Daily News‘de de haftada 1 gün ekonomi yorumları yazdı. Merkezi Washington’da olan  Al-Monitor haber sitesine haftalık yazı katkısı ise Ekim 2016’da başladı.

Çeşitli TV kanallarında ve radyolarda yorumculuk faaliyetinin yanında araştırma üretimini ve kitap yayınlarını sürdürmektedir. TMMOB Makina Mühendisleri Odası danışmanıdır ve Oda için sanayi araştırmaları yapmaktadır.

Gazeteci-yazarlık uğraşına paralel olarak ilki 1977 yılında yayınlanmak üzere Türkiye ekonomisi üstüne 20’nin üstünde kitap yayımladı.