Söyleşi: Dilara İlbuğa

Cumhuriyetin 94. yılı nedeniyle hazırladığımız “Cumhuriyet” dosyasının bugünkü konuğu Eski Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın. 

Karayalçın, cumhuriyet ve sosyal demokrasi ilişkisinin değerlendirilirken Cumhuriyetin “Kimsesizlerin kimsesi olma” şeklindeki değer, özgürlük, demokrasi arayışı vs şeklindeki değerler yönüyle düşünüldüğünde, sosyal demokrasiyle cumhuriyetin çok açık bağı olduğunu ifade etti.

-Sosyal demokrasi cumhuriyet ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında sosyal demokrasinin cumhuriyetin temel değerleriyle bağlarından çok şimdi, sosyal demokrasiyle ekonominin ve siyasetin bağlarıyla ilgili bir değerlendirme yapmamız gereken bir dönemin içindeyiz.

Çok bariz olan sosyal demokrasi ve cumhuriyet ilişkilerini; özgürlük, eşitlik, demokrasi gibi değerler üzerinden tekrar etmeyi ben çok gerekli görmüyorum. Bu çok açık çünkü. “Sosyal demokrasi kraliyetle yönetilen ülkelerde de var cumhuriyete özgü değildir.” şeklinde yapılan yorumların olduğunu da biliyorum. Örneğin İngiltere’de var, İsveç’te var. Ancak öyle bir genel değerlendirme değil söz konusu olan. “Kimsesizlerin kimsesi olma” şeklindeki değer, özgürlük, demokrasi arayışı vs şeklindeki değerler yönüyle de düşündüğümüzde, bizim ülkemizde sosyal demokrasiyle cumhuriyetin çok açık bağı var. Yani kullandığımız kavramlar, tartışmaya çalıştığımız değerler çok örtüşmekte. Zaten süreç içinde cumhuriyetin evrilmesi, cumhuriyetin izlediği siyaset bunu da gösteriyor.

Ben İş Bankası’nı örnek olarak vereyim. Cumhuriyet yönetimi Hint Müslümanlarının Atatürk’e göndermiş olduğu parayı Türkiye’nin iktisadı kalkınmasına katkıda bulunacak şekilde değerlendirme gereksinmesini duyuyor ve İş Bankası’nı kuruyor. İş Bankası kolektif sermayeye dayanıyor. Ben bunu çok önemsiyorum. Devlet sermayesi de değil bunu da çok önemsiyorum. Yani devlet ve şahıs mülkiyetinin dışında, çalışanların mülkiyetine dayalı, sosyal düşünceyle olan bağlantıyı kurarak söylüyorum, bir yapı kuruluyor ve bu 1924’te kuruluyor. Yani bu olağanüstü bir şey. Kapitalizmin çok güçlü olduğu devletçiliğin de çok güçlenmeye başladığı bir dönemde 26 Ağustos 1924’te Cumhuriyetçiler İş Bankası’nı kuruyorlar. Bugün Türkiye ekonomisinin en güçlü özel bankası. Aslında özel de diyemiyorum. Ama kavramsal olarak bariz dediğim ilişkiyi burada görüyoruz. Sektör bankalarını ve oradaki yeni kurumların inşasını ben yine sosyal demokrat düşünceyle cumhuriyet rejimi arasındaki başka bir ilişki olarak görüyorum. Yani hem kavramsal olarak hem uygulama olarak çok bağlantılar var. Ancak şimdi cumhuriyet için, sosyal demokratların çok daha özel değerlendirmeler yapmasını gerektiren bir zaman dilimi içindeyiz. Ben şunu çok çarpıcı buluyorum; göz göre göre son birkaç on yılda dünya ideoloji bankasında bir takım kayıplar oldu, envanterden düşen ideolojiler oldu. Örneğin Sovyetler Birliği’nin çöküşü. Bir ideoloji, bir ideolojiye dayanarak yapılan uygulama çöktü. Yani ona kaynaklık eden görüş de çökmese bile çok ciddi ölçüde sarsıntı yaşadı. 1980’lerde liberalizm çok öne çıktı, şimdi o da bitti. Biz de sosyal demokrasinin çok zora girdiği bir dönemi yaşıyoruz.

Yani Bolşevik sistem, liberal sistem, sosyal demokrat sistem bir çıkmazla karşı karşıya. Bunun böyle alacağı da üç aşağı beş yukarı bence belliydi. Bir de post-Fordist üretim fonksiyonunun getirdiği sorunlar aşılmış değil. Bununla ilgili politikalar tanımlanmış değil. Sovyet sisteminin çöküşüyle birlikte, bu konunun uzmanları diyorlar ki, öyle bir siyasi boşluk ortaya çıktı ki onu ancak etnik ve inanç kimlikleri doldurabildi. Bu bizim için çok kötü bir şey. Sınıfsal ilişkileri göz ardı eden, etnisiteyi, inanç ilişkilerini ön plana getiren bir durum. Bizim bundan etkilenmemiş olmamız mümkün değil, sosyal demokratları kastediyorum. Bir de üstelik küreselleşme denen bir şey başladı.

Bilinenin tersine, aslında sosyal demokrasi ulus-devletin ürünü. Sosyal demokrasi en büyük başarısını ulus-devletin egemen olduğu sistemde, 1950’lerde Almanya’da İsveç’te göstermiştir. Şimdi önümüzde ulus-devleti aşan bir gelişme var: Küreselleşme. Burada emeğin haklarını koruyan, onun için var olan, emek uğruna siyaset yapan sosyal demokrasinin araçları da ortadan kalkıyor. Yani sosyal demokrasinin eli bağlanıyor. Sermaye serbest dolaşırken, emeğin serbest dolaşamaması demek sosyal demokratların bir elinin bağlanması demek. Dolayısıyla önümüzde çok ciddi bir sorun var ama bu arada olumlu gelişmeler de var. İngiltere’de İşçi Partisi’nin son kurultayında Jeremy Corbyn’in yapmış olduğu çağrıyı önemsiyorum. 21. Yüzyılın sosyalizmini tartışmaya çağırıyor.

-Burada kavramsal bir ayrım yapıyor musunuz? Sol, sosyalizm, sosyal demokrasi…

Ben bu sorunuzu Sosyalist Enternasyonal üzerinden yanıtlayayım. Bu soruyu sorduğunuz iyi oldu çünkü Türkiye için de bunun bir önemi var. Sosyal demokrasiyi, demokratik sosyalizmi, demokratik solu biz sanki ayrı şeylermiş gibi düşünüyoruz. Üçü de aynıdır. Sosyalist Enternasyonal bu üçünü de aynı görmektedir. Hatta buna, bağımsızlık mücadelesi veren ama kendisini solda, bu üç isim arasında tanımlamayan partileri de eklemek gerekiyor. Yani Cumhuriyet Halk Partisi, bağımsızlıkçı bir parti, cumhuriyetçi bir parti. Sol kimliği sonradan benimsemiş bir parti. Vermiş olduğum örnekler döneminde, 1924’lerde sol lafı yok. Sosyalist Enternasyonal’de cumhuriyetçi partiler var, bağımsızlığı kurmuş olan partiler var, demokratik sosyalist adını taşıyan partiler var, sosyal demokrat adını taşıyanlar var, demokratik sol adını taşıyan partiler var. CHP de bunların hepsinin bir karması.

-AKP’nin cumhuriyete çok büyük bir tahribat uyguladığı açık. Hem cumhuriyetin hem sosyal demokrasinin bu tahribattan çıkması için radikal bir düşüncenin uygulamaya konması gerektiği gibi bir düşünce var. Siz bu iki yapının mevcut durumdan çıkışını nasıl mümkün görüyorsunuz?

Ben böyle bir çalışmanın yapılabilmesi için gerekli koşulların, siyasi altyapının hazırlanmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. O nedenle de CHP’ye şu sıralarda düşen görevi radikal çıkış arayışları olarak görmüyorum. CHP’ye şu sıralarda düşen en önemli sorumluluk bu çalışmaları yapabileceğimiz siyasi altyapıyı, idari altyapıyı hazırlamak için mücadele etmektir. Çok özel bir dönemin içindeyiz. Bu özel de yaklaşık bir buçuk yıl sürecek, çok uzun değil. Yani bu özel bir dönem. Bu özel dönemin sonunda, 2019 Mart’ında örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kazanılmadır. Şu andaki görev yerel yönetimler seçimlerinin kazanılmasıdır. Bir buçuk sene içinde bu yapılmalıdır. İstanbul kazanılırsa bu cumhurbaşkanlığı seçiminin de kazanılması demektir. Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak demek, Türkiye’nin yeniden demokrasiye dönmesi, yeniden düşüncelerini seslendirebilecek olması demektir. İnsanların düşünceleri nedeniyle, eleştirileri nedeniyle, konuşmaları nedeniyle gözaltına alındıkları, tutuklandıkları bir dönemde bu radikal çıkışları yapmak mümkün mü? Söz konusu değil. Yani bu arabayı atın önüne koymak demektir. Türkiye yeniden insanların düşüncelerini özgürce seslendirebilecekleri, eleştirilerini serbestçe yapabilecekleri bir ortama gelmelidir. 27 Mayıs darbesinden sonra, 1961’de herkesin çok ciddi sıkıntılar yaşadığı, geleceğe karanlık baktığı dönemde bir yön bildirgesi yayınlanmıştı. İnsanlar “Oh be” dedi. Geleceğe güvenle bakabileceklerini düşündüler. Şimdi öyle bir ortamda değiliz, gençlerimizin, aydınlarımızın ülkeyi terk etmek için çaba sarf ettikleri bir dönemde. Önce bunu yapacağız, sonra dediğiniz noktaya geleceğiz.

-Prof. Dr. Korkut Boratav CHP için “Sosyal demokrasiye değil cumhuriyetçi değerlere sahip çıkmalı, 2019’u ondan sonra konuşabiliriz” yorumunu yapıyor. Burada sosyal demokrasinin değerleri ve cumhuriyetin değerleri arasında keskin bir ayrımın yapıldığını anlıyoruz. CHP cumhuriyetin değerlerine eskisi kadar sahip çıkmıyor mu sizce?

Sahip çıkılması gereken değerler 16 Nisan değerleridir. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum çünkü bu bağlamdan kopuk olarak bizde çok tartışılmış bir konudur. Cumhuriyetçilik daha ulusalcılık gibi görülüp, solculuk daha evrensel sosyalist çizgiye yakın görülmüştür ve parti içinde bu tür kümeler ortaya çıkmıştır. Hatta 2008 Aralık’ındaki kurultayımızda programa CHP’nin ideolojik kaynaklarıyla ilgili bir tanımlama konduğunda biraz bu konuyu da anımsatan tanımlamalar getirilmiştir. Deniyor ki “Cumhuriyet Halk Partisi; cumhuriyetin temel değerlerine, Atatürkçülüğe, Sosyalist Enternasyonal’in ilkelerine ve Anadolu’nun ve Trakya’nın felsefi değerlerine dayalıdır.” Bu çok doğru bir tanımlama ama biraz bunlarla da bağlantılı olarak getirilmiş olabilir diye düşünüyorum. Kullanılacak terminoloji “CHP cumhuriyeti bıraksın sola baksın” ise burada birden bire eski tartışmanın, ulusalcılık tartışmasının ortaya çıkmasından kaygı duyarım. Oysa bana göre yapılması gereken 16 Nisan değerlerine sahip çıkmaktır ve CHP de bunu yapıyor. CHP 2017’de bu bağlamda Türkiye siyasetinde çok önemli üç kazanımı elde etti. Birincisi 16 Nisan’ın kendisidir. 16 Nisan’ı getiren CHP’nin siyasetidir. Hepimiz biliyoruz ki sonuç yüzde 49 değil, yüzde 50’nin üzerinde. Çok önemli bir kazanım. Cumhuriyet değerlerinin kendisi kadar önemli bir kazanım, hatta bu kazanım cumhuriyet değerlerine sahip çıkılarak elde edilmiştir diye düşünüyorum. İki, Adalet Yürüyüşü. Türkiye’nin son on yıllarının, belki de Türk siyasetinin en önemli uygulamalarından birisi ve hemen ardından yapılan 9 Temmuz açık hava toplantısı. Olağanüstü bir şeydi. Üçüncüsü de Adalet Kurultayı. Bizim oraya bir türbanlı kızımızın çekinmeden gelmesi ve beğeniyle karşılanması, alkışlanması daha önceki yıllarda düşünülecek bir şey miydi? Geldi ve sevgiyle karşılandı.

Bu üçünün ben 2017’nin Türkiye siyasetindeki en önemli üç olay olduğunu düşünüyorum. Buradan hareketle, Boratav’ın yorumuna geleyim, bizim taşımakta olduğumuz değerler 16 Nisan değerleri. “16 Nisan değerleriyle cumhuriyet değerleri çok mu farklı?” diye sorabilirsiniz ama farklı olmasa da ben terminoloji olarak 16 Nisan değerlerinin öne çıkarılması gerektiğine inanıyorum. Bu değerlerden hareketle 2019 Mart’ında sonuç almalıyız. Belki Korkut Boratav’la aynı şeyleri söylüyoruz ama farklı sözcükler kullanıyoruz.

Murat Karayalçın kimdir?

Murat Karayalçın, 1943 yılında Samsun’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlayan Karayalçın, gittiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Maliye Bölümü’nden 1968 yılında mezun oldu.

Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) uzman yardımcısı ve uzman olarak çalıştı. İngiltere’de kalkınma ekonomisi üzerine lisans derecesi alarak 1978-1979 yıllarında “Köy İşleri Bakanlığında Müsteşar Yardımcılığı” görevine getirildi.

Karayalçın, 1986 yılında İngiltere’de Dünya Konut Yılı Ödülü’nü aldı. Aynı yıl Nokta Dergisi tarafından “Yılın İşadamı” seçildi. 1987 ve 1991 yıllarında Türkiye’nin dış tanıtımına yaptığı katkılardan ötürü “Türk Tanıtma Vakfı Ödülü”ne, 1993 yılında da Fransız Hükümeti tarafından “Légion d’honneur Nişanı”na layık görüldü.

26 Mart 1989 tarihinde yapılan yerel seçimlerde “Sosyaldemokrat Halkçı Parti’den (SHP) Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı” oldu. Bu görevi SHP’nin 11 Eylül 1993’te yapılan 4. Olağan Kurultayında Genel Başkanlığa seçilmesine kadar sürdü. Genel başkanlığa seçilmesiyle, DYP-SHP Koalisyon Hükümeti’nde “Başbakan Yardımcısı, Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakanı” olarak görev yaptı.

Genel başkanlığından, 1995 yılında SHP’nin CHP ile birleşmesiyle ayrıldı. Deniz Baykal’a karşı, 9-10 Eylül 1995 tarihlerinde yapılan CHP 27. Olağan Kurultayı’nda genel başkanlığa adaylığını koydu, ancak yenildi. 1995 genel seçimlerinde CHP listesinden “Samsun Milletvekili” olarak meclise girdi.

18 Nisan 1999 yerel seçimlerinde CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığını koydu ancak kazanamadı. 22 Mayıs 1999’da toplanan CHP 9. Olağanüstü Kurultayı’nda genel başkanlığa adaylığını koydu fakat yine kazanamadı. 2001 yılında CHP’den istifa etti ve Fikri Sağlar ile birlikte sola yeni bir oluşum kazandırmak istedi. Bunu Mayıs 2002’de Sosyaldemokrat Halk Partisi adında yeni bir partiyle sağladı. 2004 Yerel Seçimlerinde Sosyaldemokrat Halk Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına tekrar aday oldu ancak yine kazanamadı.

2009 Yerel Seçimlerinde CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu. Bu seçimleri de kazanamadı. 2012-2014 yılları arasında CHP Parti Meclisi Üyeliği yaptı.

17 Aralık 2014 tarihinde “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı” oldu.

31 Mart 2017 tarihinde Türkiye İş Bankası A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğine seçilmiştir.

Cumhuriyet Dosyası için gerçekleştirdiğimiz diğer söyleşiler