Dış düşman söylemi neden işlevsel

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.

Her şeye rağmen iktidarı oluşturan iki parti 35-40 bandında görünüyor. İktidar bunu kendi kitlesinin ruhuna iyi gelen, “büyük anlatılar”la yapıyor. Tarihi dizilerle, haber kanallarında önceden “belirlenmiş” tartışma programlarıyla…

Son dönemde döviz fiyatlarında yaşanan yükselişin artık siyasi bir tercih olduğunu öğrendik.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “düşük faiz-yüksek kur politikası” tercihi, kendilerinin denedikleri yeni ekonomik paradigmanın temel enstrümanlarından birisiymiş. Elbette bu ekonomik paradigmanın temel varsayımlarından birisi de Erdoğan’ın sık sık ifade ettiği; “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir” tezidir.

Bu teze karşı olanları ve bu tezi eleştirenleri, işbirlikçi ya da “mandacı iktisatçılar” olarak etiketlendirmesi, kimlik politikasının yansımasından başka bir şey değildir.

Sık sık yazdığımız gibi yaşanan ekonomik kriz, yapısal olsa da temelde siyasi bir tercihin sonucudur.

Otoriterliğe (devlete) eklemlenmiş bir ataerkil (muhafazakârlık) zihniyet, Türkiye’nin temel sorunudur. Türk Tipi Alaturka Başkanlık sistemi de bu zihniyet eklemlenmesinin bir sonucudur.

HEP BİRLİKTE FAKİRLEŞİYORUZ

Artan döviz fiyatlarının kuşkusuz en büyük etkisi ekonomiye olacak. Bu yükselişin piyasalara yansımalarını ve bunun sonuçlarını, önümüzdeki bir kaç ay içinde daha çok hissedeceğiz.

Özellikle zamlar, piyasanın daralması, ekonomik verilerin daha da kötüleşmesine yol açacak.

Bu durum, Türkiye’de yaşayan herkesi ama herkesi sosyal konumuna göre etkileyecek. Zam geldiğinde, vatandaş olarak, zengin-fakir, AKP’li, CHP’li, HDP’li olarak bundan etkilenme farkımız, sadece alışveriş yaptığımız market ve tüketim tercihlerimizle sınırlı olacak.

Ama hepimiz bu zamlardan etkileneceğiz. Çünkü ülke olarak hepimizi fakirleşiyoruz ve hepimizin alım gücü düşüyor.

Bu durum sadece son döneme özgü değil. Son birkaç yıl içinde ekonomik göstergeler krizin geldiğini yönünde uyarı veriyor. Dövizin sürekli artış trendinde olması, artan enflasyon ve işsizlik oranı, sürekli hale gelen cari açık, doğrudan ve dolaylı yatırımların azalması vs. Bunlar ekonomideki kötü gidişatın işaretleriydi.

OY TERCİHLERİ VE SEÇENEKLER

Bütün bu olumsuz etkilere rağmen siyasi iktidarı oluşturan iki parti (AK Parti ve MHP), yapılan araştırmalarda hala yüzde 35-40 bandında görünüyor. Önümüzdeki ayın sonuçlarını bilmesek de var olan tablo karşısında bu iki partiye hala oy vermeyi düşünen seçmen kitlesinin ekonomide yaşananlardan birincil derecede etkilenmediğini söylemek mümkün.

Peki bu nasıl mümkün olabiliyor?

Bu mevcut koşullarda iki türlü mümkün olabiliyor.

İlki, ekonomide yaşananlar bu seçmen kitlesinin tercihinde öncelikli olmaması. Yani ekonomik gelişmelerde o kadar da kötü etkilenmiyorlar ki parti tercihleri değişmiyor.

İkincisi ise iktidar, bu seçmen kitlesine başka bir şey söylüyor ya da bu kitle, iktidar söyleminden başka bir şey çıkarıyor.

Kamuoyu araştırmaları, seçmenlerin oy verme davranışlarına ilişkin tercihlerini belirleyen iki olgunun “ekonomi” ve “güvenlik/terör” olduğunu söylüyor.

Buna göre seçmen, ülke ekonomisi ve bireysel ekonomi kötüleştikçe siyasi iktidarı cezalandırma ve ona alternatif arama yönünde oy kullanır.

Yok eğer ülke bir güvenlik/terör tehdidi ile karşı karşıya ise seçmen tercihi, siyasi iktidarı koruma yönünde oy kullanır.

Biz her iki seçmen davranışını da 2015’deki iki seçimde gördük. 7 Haziran 2015’de seçmen ekonomik koşullar nedeniyle iktidar olan AKP’yi cezalandırırken; 1 Kasım 2015’de ise güvenlik/terör koşulları nedeniyle AKP’yi destekleme yönünde oy kullandı.

Peki bugün hangi durumdayız?

Bugün seçmen davranışını daha doğrusu iktidara yakın seçmenlerin tercihlerini belirleyen seçenek hangisi?

Görünen o ki ikincisi.

İktidar bunu nasıl başarıyor?

İktidar bunu, kendi seçmen kitlesine, onların duygusal dünyasına, ruhuna iyi gelen, onlara kendini özel/önemli hissettiren “büyük anlatılar”la yapıyor.

Bunu kamu ve özel eğlence kanallardaki “tarihsel” diziler ve haber kanallarındaki önceden “belirlenmiş” tartışma programları katılımcılarının propagandasıyla sağlıyor.

GURURUMUZU OKŞAYAN ANLATILAR

Son dönemde iktidarın seçmen kitlesinde en çok etkili olan olgu sanırım bu.

Muhalefetin açıklamaları, vaatleri bu toplumsal kesimi ikna edemiyor görünüyor.

Belki bundan daha etkili olan doğrudan devlet yardımı alan toplumsal kesimlerin (Valiliklerde fakir-fukara olarak kayıtlı olan ve doğruda yardım alan 9 milyon -hane/aile- dosya olduğu ifade ediliyor. Bu ailelerin yardımların kesileceği ilişkin endişelerinin varlığı önemlidir.

Ancak esas belirleyici olan siyasi iktidarın siyaseti hâlâ kimlik politikasına hapsetmedeki başarısıdır.

Siyasi iktidarın tercih ettiği kimlik siyaseti, AKP ve MHP seçmenlerin bastırılmış duygularına hitap ederken, onlara kendilerini önemli hissettiren ve en önemlisi de dünyaya karşı mücadele eden ülkenin vatandaşları duygusunu vermektedir.

Burada iktidarın bu dili kullanmadaki başarısı kadar önemli olan, bu toplumsal kesimlerin buna yani kendilerini önemli hissetmeye, başarmaya, kahraman hissetmeye olan psikolojik açlık ve ihtiyaçlarıdır. İktidarın başarısı, bu ihtiyacı doğru okuması ve buna uygun dil üretmesidir.

Toplumsal dışlanma, ekonomik yoksunluğun ve kültürel kimlik olarak dışlanmanın verdiği güvensizliği siyasi iktidar; “herkes bize düşman”, “ herkes bizi bölmek istiyor”  gibi hamasi söylemlerle birleştirerek, kendilerinden gördükleri, özendikleri politik figürlerin varlığıyla hissettikleri zihinsel ihtiyaç ve duygusal açlıklarını gidermekte ve bu seçmen kitlesiyle doğrudan duygusal bağ kurmaktadır.

Özetle bu toplumsal kesimler bireysel zihinsel ve duygusal açlıklarını kendilerini  güçlü lider ve iktidarla özdeştirerek gidermekte ve kendilerini iyi hissetmektedir.

Siyasi iktidar “yerli-milli” söylemiyle bir yandan tabanını konsolide ederken bir yandan da bu kimliği de örten yeni bir “ulusal kimlik” inşa etme iddiasındadır ki, başarısı da belki budur.

Bu yeni ulusal kimlik kuşatıcı oldukça ekonomik koşullara rağmen başarılı olmaktadır.

Bu iktidarın gücü, muhalefetin de zayıf noktasıdır.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
43,592TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI