Cuma, Temmuz 1, 2022

DEVA’nın zor sınavı

Berk Esen
Halen Sabanci Universitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nde öğretim üyesi olan Berk Esen, siyaset bilimi alanında doktorasını 2015 yılında Cornell Üniversitesi'nden aldı. Ayrıca, Sabancı Üniversitesi’nde çalışmaya başlamadan önce Eylül 2015 ile Ağustos 2020 arasında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyeliği yapmıştır. Araştırmalarını Türk siyaseti, otoriterleşme ve siyasi partiler alanlarında yürüten Dr Esen’in güncel çalışmaları Party Politics, Journal of Democracy, Third World Quarterly, Armed Forces & Society, PS: Political Science & Politics, South East European Society and Politics, Journal of Near East and Balkan Studies, Mediterranean Politics, Turkish Studies ve Birikim gibi akademik dergilerde yayınlanmıştır. Dr. Esen 2020 yılında Bilim Akademisi tarafından her sene sadece iki siyaset bilimciye verilen Genç Bilim İnsanları ödülüne ve 2018 yılında Sakıp Sabancı Uluslarası Araştırma ödülüne layık görülmüştür.

Deva’nın hitap etmeye çalıştığı muhafazakar seçmenler AKP döneminde dağıtılan rant sayesinde orta sınıflaştılar. Bu seçmenler partizan dağıtımdan ziyade yolsuzluğun tepede dar bir kliğin elinde birikmesinden mustaripler.

İki hafta önce Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın attığı tweet ile birlikte başlayan siyasi depremin artçı şokları devam ediyor. Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan 27 Nisan tarihinde basına yaptığı bir açıklamayla partisinin seçimlere kendi adı ve logosuyla katılacağını açıkladı. Babacan “Altılı Masa”dan kalkmadığının altını çizmesine rağmen, ortak Cumhurbaşkanı adayı belirlenmesi hususunda mutabakat sağlanamazsa başka seçeneklerin gündeme gelebileceğini söyleyerek diğer muhalif kesimlere ufak bir gözdağı verdi. Deva yöneticilerinin Babacan’ın açıklaması sonrası işbirliği ve ittifak tekliflerine açık olduklarını ifade etmesi de önümüzdeki dönem ittifaklar içinde değişiklikler olabileceğini işaret ediyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Salı günü grup konuşmasında açıkça kendisine destek vermeyenlerin önünden çekilmesi gerektiğini vurgulamasıyla birlikte düşünüldüğünde “Altılı Masa”da çok ciddi bir Cumhurbaşkanlığı adaylık kavgasının başladığını düşünmek yanlış olmayacak. Bu örtük kavganın kamuoyuna yansıyan ilk krizinin Deva Partisi içinde yaşanması da aslında şaşırtıcı değil. Özellikle seçim yasasında yapılan değişikliklerden sonra Deva Partisi ciddi bir ikilemle karşı karşıya geldi. Bunun sebebi, partinin kurulduğu günden beri çizgisini bir türlü tam olarak oturtamaması ve hem kadroları hem de siyasi program ve söylemi açısından karışık bir görüntü sergilemesi olarak görülebilir.

DEVA PARTİSİ’NİN İKİLEMİ

Deva stratejisini AKP tabanı içindeki iki grubun desteğini almak üzerine kurdu: orta sınıf AKP’liler ve dindar Kürt seçmenler. AKP’nin MHP ile ittifak halinde olması ve Kürt sorununda güvenlikçi çizgiye savrulması nedeniyle iktidar partisinden kopan dindar Kürt seçmenler gerçekten de yeni parti arayışındalar. Fakat Deva ile birlikte bu seçmenlerin desteğine yeni kurulan Gelecek Partisi ve hatta Saadet Partisi de talip. Son dönemde yerel ölçekte popüler aşiret kökenli bazı isimleri bünyesine katan CHP bile bölgede oyunu arttırmaya çalışıyor.

Ayrıca Deva Partisi, Babacan’ın başarılı ekonomi yönetim geçmişi sayesinde AKP döneminde orta sınıflaşan, şehirli sağ seçmenlere ulaşmaya çalışıyor. Nitekim Deva örgütünde son dönemde kötü ekonomi yönetimi ve otoriterleşme nedeniyle iktidar partisinden uzaklaşan muhafazakar ailelerin büyük şehirlerde yetişen genç mensupları öne çıkıyor. Fakat partinin söylemi itibariyle hitap etmeye çalıştığı kültürel açıdan muhafazakar ama iktisaden liberal seçmen tabanı seçim kazanmak için yeterince geniş değil.

Özellikle yerel düzeyde muhafazakar camianın aslında kamu kaynaklarının partizan şekilde dağıtılmasıyla ciddi bir sorunu yok. Deva’nın hitap etmeye çalıştığı seçmenlerin bir bölümü AKP döneminde hem ulusal ölçekte, hem de yerel düzeyde dağıtılan rant sayesinde orta sınıflaştılar. Bu muhafazakar seçmenler partizan dağıtımdan ziyade yolsuzluğun tepede dar bir kliğin elinde birikmesinden ve bunun son dönemde yarattığı fakirleşmeden mustaripler. Ve halihazırda onların oyuna talip olan Gelecek Partisi var. Bu nedenle Davutoğlu’nun AKP döneminde birçok otoriter muhafazakar hamleye tepki göstermeyip, 17-25 Aralık soruşturmalarında öne çıkan bakanları ve partinin tepesinde yaşanan diğer yolsuzlukları diline dolaması şaşırtıcı değil.

İYİ Parti ekonomi alanında güçlü kadrolar kurarak Deva’nın elinden en güçlü silahını alıyor. İYİ Parti merkeze gelmeyi sürdürdükçe Deva’nın önünü kesmeye devam edecek. Deva, daha geniş tabana ve örgüt desteğine sahip İYİ Parti ile rekabet etmekte zorlanacaktır.

Öte yandan liberal ekonomik fikirlere yakın seküler merkez sağ seçmen de Deva’nın siyasi söylemine sıcak bakmıyor. Muhafazakar seçmenlere ulaşma konusunda Gelecek Partisi ile girişilen rekabete benzer bir kapışma merkez sağ oylar konusunda İyi Parti ile yaşanıyor. Bilge Yılmaz ve Ümit Özlale gibi isimleri ekonomi kadrosuna alan, yönetimini ılımlı sağı temsil eden siyasetçilerle güçlendiren İYİ Parti son dönemde merkez sağda yerini güçlendirdi. İYİ Parti ekonomi alanında güçlü kadrolar kurarak Deva’nın elinden en güçlü silahını alıyor. İYİ Parti merkeze gelmeyi sürdürdükçe Deva Parti’sinin önünü kesmeye devam edecek. Bu grubun desteğini sağlamak hususunda Deva, daha geniş tabana ve örgüt desteğine sahip İYİ Parti ile rekabet etmekte zorlanacaktır.

2002 AKP’Sİ YENİDEN KURULABİLİR Mİ?

Bazı yorumcular Babacan’ın Deva’sının 2002 AKP’sini andırdığını belirtiyorlar. Fakat muhalif seçmenler açısından zaman akışı 2002’de durmadı. 2002’de seçimleri kazan AKP’nin zaman içinde hangi çizgiye evrildiğini bilenler açısından 2002 masalını yeniden duymanın çekici bir tarafı yok. Deva’nın kurucu kadrosunda yer alan eski AKP’li siyasetçilerin iktidar partisi hakkında öz eleştirel tutum almak yerine ısrarla AKP hükümetlerinin önceki dönemlerdeki başarılarına atıfta bulunmaları ve AKP’den ayrılma motivasyonlarını, partinin otoriterleşen çizgisine dair içeriden yaptıkları eleştirilerin hükümsüz kalmasına bağlamaları muhalif seçmenleri tatmin etmiyor.

Dolayısıyla Babacan kurduğu partiyi eski AKP’li isimleri alırken, eski partisinin defolarını da yanında getiriyor. Ayrıca AKP’nin ilk dönemleri de Babacan’ın iddia ettiği seviyede bir başarı hikayesi içermiyor. Tabii ki AKP’nin ilk döneminde partinin yükselişini durdurmak için ordu ve yargının yaptığı otoriter müdahalelere karşı çıkması doğruydu. Fakat AKP’nin gücü eline aldığı ikinci dönemden başlayarak kendi tabanı dışında hiçbir grubun demokratik haklarını arttırmadığı, Balyoz ve Ergenekon davaları başta olmak üzere siyasallaşmış yargı üzerinden muhalifleri tasfiye ettiği, geniş çaplı yolsuzluklara bulaştığı ve Gezi protestolarını şiddetle bastırarak giderek otoriter bir çizgiye kaydığı da bir gerçek. Bu dönemlere dair samimi bir özeleştirisi olmayan Babacan ve Deva yöneticileri kamuoyunda heyecan yaratamıyor.

Babacan bu ikilemi aşabilmek için sürekli kendi bakanlık dönemindeki başarılarına ve AKP’nin 2002-2007 arasında karşılaştığı otoriter müdahalelere vurgu yapıyor. Fakat bu da partisinin desteğini arttırmak yerine, bir taraftan AKP tabanındaki çözülmeyi zayıflatırken muhalif kesimlerin de eski defterleri karıştırmasına yol açıyor. Haliyle bu durumda Babacan’ın Gezi protestolarına yönelik polis şiddetine, Haziran-Kasım 2015 arası Erdoğan’ın anti-demokratik müdahalelerine ve 2017 referandumuyla inşa edilen tek adam yönetimine kamuoyu önünde karşı çıkmaması tekrar tekrar gündeme geliyor. DEVA yönetiminin AKP dönemi hakkında yaptıkları seçici değerlendirme ve cılız eleştiriler, muhalif seçmenler nezdinde bu partinin güvenilirliğini sarsıyor.

AKP KARŞISINDA ZAYIF KALAN ÖRGÜT

Öte yandan, Deva Partisi kadroları itibariyle de son derece karışık bir görüntü veriyor. Hem parti üst yönetiminde hem de büyükşehirlerdeki örgütünde gerçekten liberal isimler var. Ama parti kadrolarının hatırı sayılır bir kısmı uzun süre AKP’de siyaset yapmış ve hatta en son seçimlerde AKP’den milletvekili olmaya çalışmış isimleri içeriyor. Bu iki kanat birçok konuda zaman zaman kamuoyu önünde tartışabiliyor. Ayrıca kurulduğu günden beri parti içindeki birçok istifa ve görevden alma vakaları nedeniyle Deva örgütü bir türlü oturmadı. Babacan teknokrat kimliğiyle öne çıkan ve kitleleri heyecanlandırmakta zorlanan bir isim.  Dolayısıyla Türkiye’yi yönetecek kadroları içinde barındırdığını iddia eden Deva’nın neden sadece Babacan’ı öne çıkarmaya çalıştığını anlamakta zorlanıyorum.

Babacan teknokrat kimliğiyle öne çıkan ve kitleleri heyecanlandırmakta zorlanan bir isim.  Dolayısıyla Türkiye’yi yönetecek kadroları içinde barındırdığını iddia eden Deva’nın neden sadece Babacan’ı öne çıkarmaya çalıştığını anlamakta zorlanıyorum.

Babacan ve onun bürokrasiden siyasete taşıdığı teknokrat isimler ve eski AKP dönemi bakan ve milletvekilleriyle birlikte Deva adeta yeni bir iktidar partisi olarak kuruldu. Fakat partinin iktidara gelmek için gerekli tabanı ve kadrosu yok. İktidar ile muhalefet arasında siyasi rekabet koşullarının adil olmadığı ve basının büyük oranda hükümet güdümünde olduğu bir ortamda, Deva kendisini diğer partilerden ayrıştırmakta ve seçmenlerin desteğini almakta zorlanıyor. Öte yandan, teknokrat geçmişe sahip olan Babacan seçmenler nezdinde heyecan yaratmakta yetersiz kalıyor. Erdoğan kayırmacı kaynak dağıtımı, kutuplaştırma ve korkutma stratejileri sayesinde AKP tabanını belli oranda muhafaza etti ve Deva’nın beklediği oranda büyük kopuşların olmasını engelledi. İktidar baskısı nedeniyle muhafazakar camia ve iş çevreleri de şu ana kadar partiye uzak durdu.

DEVA ANKETLERDE NEDEN YÜKSELEMİYOR?

Deva Partisi’ni siyasi bir “start-up” olarak kabul edersek, partinin şu siyasi konjonktürde yükselmesinin altyapısı hazır değil. Parti sağında Gelecek ve Saadet Partisi, daha merkezde ise İyi Parti arasına sıkışmış durumda. Muhalefette olduğu ve elinde belediye imkanları da olmadığı için seçmenlere kaynak dağıtarak taban yaratması da mümkün değil. Ne yerel ölçekte popüler ne de lider seviyesinde karizmatik ve seçmenlere heyecan verecek hırslı isimler partiye katıldı. Deva’nın asıl büyüyeceği alan olan AKP tabanı büyük oranda partiye kapalı ve kazanabileceği hissini vermediği sürece de bu kilidi açmak pek mümkün olmayacak. Son olarak, yüzde 7’ye düşürülmesine karşın hala yüksek olan seçim barajı da bu engelleri büyütüyor.

Parti sağında Gelecek ve Saadet Partisi, daha merkezde ise İyi Parti arasına sıkışmış durumda.

Deva Partisi bağımsız kalarak oy oranını mümkün olduğunca arttırıp, Millet İttifakı’nın diğer bileşenleriyle yapılacak müzakerede elini güçlendirmeye çalışmıştı. İttifaka girmeden Altılı Masa içinde yer almanın partinin görünürlüğünü arttıracağını ve hatta Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde partiye büyük söz hakkı getireceğini düşünüyordu. Nitekim sırf bu nedenle Deva’ya yakın bazı entelektüeller üzerinden “endişeli muhafazakarlar” tartışması körüklenerek CHP’li ortak adayın kazanma şansının olmadığı, muhafazakar seçmenlerin desteğini almak için Deva’nın mutlaka masada olmasının gerekli olduğu vurgulanmıştı. Fakat Deva Partisi kuruluşunun üçüncü yılına girerken bir türlü istediği çıkışı yapamadı.

Babacan’ın daha seçim dönemine girilmemişken ileride kendisini bağlayacak şekilde partisinin seçimlere tek başına gireceğini söylemesinin son derece riskli bir hamle olduğunu düşünüyorum.

Bu durumun arkasında otoriter rejim altında iktidar partisinden seçmen koparmanın zorlukları yanında yüksek seçim barajının etkisi var. İşte böyle bir tablo karşısında Babacan’ın daha seçim dönemine girilmemişken ileride kendisini bağlayacak şekilde partisinin seçimlere tek başına gireceğini söylemesinin son derece riskli bir hamle olduğunu düşünüyorum. “Altılı Masa”dan henüz ayrılmasa bile kararsız seçmenler açısından baraj sorunu yaşayan partinin çekim merkezi haline gelmesi ihtimali düştü. Seçimlere yaklaşılırken partinin anketlerde düşük seviyelerde kalması durumunda “Altılı Masa”da etkisi iyice azalacağı gibi AKP’den beklenen kopuşların da adresi haline gelme hayali gerçekleşmeyecek.

BABACAN’IN ERKEN RESTİ

Babacan’ın resti seçim döneminde iktidar ve muhalefet blokları arasındaki oy farkının çok düşük seviyede görülmesi durumunda belki etkili olabilirdi. Fakat Babacan, elinde tuttuğu silahı, kuru sıkı olduğunu bilmesine karşın ateşlemeyi tercih etti. Haliyle pek bir etki yaratamadı. Şu ana kadar ne Davutoğlu ne de Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’ndan kendisine destek gelmemesi de Deva’yı iyice yalnızlaştırdı. İleride Deva Millet İttifakı’na girmek isterse, Kılıçdaroğlu ve Akşener’e muhtaç hale geldi. Parti seçime kendi adıyla girebilir ama önemli olan seçimden şanıyla çıkmayı başarmaktır.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Berk Esen
Halen Sabanci Universitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nde öğretim üyesi olan Berk Esen, siyaset bilimi alanında doktorasını 2015 yılında Cornell Üniversitesi'nden aldı. Ayrıca, Sabancı Üniversitesi’nde çalışmaya başlamadan önce Eylül 2015 ile Ağustos 2020 arasında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyeliği yapmıştır. Araştırmalarını Türk siyaseti, otoriterleşme ve siyasi partiler alanlarında yürüten Dr Esen’in güncel çalışmaları Party Politics, Journal of Democracy, Third World Quarterly, Armed Forces & Society, PS: Political Science & Politics, South East European Society and Politics, Journal of Near East and Balkan Studies, Mediterranean Politics, Turkish Studies ve Birikim gibi akademik dergilerde yayınlanmıştır. Dr. Esen 2020 yılında Bilim Akademisi tarafından her sene sadece iki siyaset bilimciye verilen Genç Bilim İnsanları ödülüne ve 2018 yılında Sakıp Sabancı Uluslarası Araştırma ödülüne layık görülmüştür.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
48,141TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI