YSK’nın, seçim kararı alındıktan sonra yetkisini aşıp “bu koşullarda seçim düzenleyemem” demesi kanuna aykırı olacaktır ve her ne kadar YSK kararları kesin olsa da AYM’de iptal davasına konu olması gerekir. Güney Anadolu depremi, önümüzdeki genel seçimle ilgili pek çok soru, belirsizlik ve endişeyi beraberinde getirdi. Bunlardan bazıları, açık Anayasa hükmüne darbe niteliğinde bir hukuk-dışı yöntemle (söz gelimi YSK’nın alacağı bir karar) veya hukuka uygun bir yöntemle (eski TBMM Başkanı Arınç’ın “olmazsa kaos olur” diye kendince aba altından soba gösterdiği şekilde, en az 400 milletvekilinin oyuyla Anayasa’nın değiştirilmesi) seçimlerin ertelenmesi fantezisine ilişkin. Bazıları ise son derece pratik ve haklı kaygıları içeriyor: Sağlam binanın pek kalmadığı, normalde sandık kurulan pek çok yapının kullanılmaz hale geldiği, yüz binlerce insanın başka şehirlere—geçici yahut kalıcı olarak—taşındığı ve taşınacağı yerlerde nasıl sandık kurulacak, seçmen nasıl oy kullanacak? Seçimin normal tarihi olan 18 Haziran’a kadar bu işler yetişir mi? Bu yazıda soru-cevap usulüyle bu konulardaki görüşlerimi ve olasılıkları tartışacağım. Hukuk günün sonunda yorum işidir. Öyle olmasaydı—Erdoğan’ın, meclis erken seçim kararı almasa dahi bir kez daha aday olma hakkı olduğunu gerekçelendiren, hukuki hokkabazlık niteliğindeki zorlama yorumlar ve benzeri haller hariç—pek çok konuda saygın kamu hukukçuları birbirine zıt görüşler ifade etmezlerdi. Dolayısıyla burada savunacağım bazı görüşlerin aksinin de savunulabileceğini kabul ediyorum. Ayrıca belirtmek isterim ki hukukçu değilim. Başlıca ilgi alanı seçim sistemleri ve seçimler olan bir siyaset bilimciyim. Seçim hukukuna dair, bu konuya özel bir merakı olmayan pek çok hukukçuya nazaran herhalde daha çok şey bilirim. Lakin haddimi de bilirim. Amacım, daha binlerce cansız beden enkazdan çıkarılmamışken konuşulması tatsız, fakat aynı zamanda zaruri olan konulara kamuoyunun dikkatini çekmektir. Metin boyunca Anayasa hariç ilgili kanunların adlarını değil yalnızca numaralarını zikredeceğim. Söz konusu kanunlar şunlardır: 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu ve 7062 sayılı YSK Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun.
  • Seçim ertelenebilir mi?
Ertelenemez. Anayasa md. 78 savaş nedeniyle seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse TBMM’ye seçimleri bir yıl erteleme seçeneği sunuyor. Bırakın doğal afeti, savaş halinde bile otomatik bir erteleme söz konusu değil. Eğer savaş yüzünden yapılması mümkün görülmez ise seçimin ertelenmesi bir opsiyon olarak zikrediliyor. Bülent Arınç’ın erteleme lehinde görüşlerini paylaşması üzerine sıkça hatırlatıldığı üzere, Kurtuluş Savaşı sırasında dahi seçim yapılmıştı. 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan meclisin bir kısım üyesi kapatılan Osmanlı Mebusan Meclisi’nden gelmiş (ki orası için 1919 sonunda yapılan seçimlerde de İstanbul başta olmak üzere yurdun bir kısmı işgal altındaydı), diğer üyeler ise Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mart’taki talimatı üzerine her sancaktan 5 kişi olmak üzere 15 gün içinde seçilmişti. Elbette genel oy hakkı yoktu, süre kısa ve şartlar kısıtlayıcıydı, çoğu yerde pratikte olan şey o sancağın ileri gelenlerinin kendi aralarından birilerini temsilci olarak belirlemesiydi; ancak savaşın da ötesinde, bir kısım vatan toprağının işgal altında olduğu bir dönemde seçim prosedürünün aksatılmaması sembolik açıdan sonraki kuşaklara (bizlere) çok şey anlatmaktadır. Ayrıca hatırlatmak isterim ki 6 Kasım 1983 genel seçiminden sadece bir hafta önce olan Erzurum depreminde de binden fazla insan öldü ancak pek tabii ki kentte seçim yapılabildi. Arınç’ın erteleme talebinin en azından bu yazı kaleme alındığı sırada iktidar tarafından sahiplenilmemiş olması (bkz. AKP sözcüsü Ömer Çelik’in 15 Şubat’taki açıklaması) olumlu. Zaten TBMM üyelerinin üçte ikisinin oyuyla Anayasa’nın değiştirilmesi hiç gerçekçi bir senaryo değil. YSK’nın, seçim kararı alındıktan sonra yetkisini aşıp “bu koşullarda seçim düzenleyemem” demesi kanuna aykırı olacaktır ve her ne kadar YSK kararları kesin olsa da AYM’de iptal davasına konu olması gerekir. 7062 sayılı kanunu baştan sona okuduğunuzda YSK’nın seçimin yapılıp yapılmaması konusunda hiçbir inisiyatifi olmadığını görebilirsiniz. 7062 md. 6 YSK’nın görev ve yetkilerini sıralar ve Kurul’a yalnızca “seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları incelemek ve kesin olarak karara bağlamak” bakımından yetki tanır. Md. 9 Kurul’un görevlerini detaylandırarak seçim öncesinde ve esnasında yapılacak çalışmaları sıralar; “seçmen kütüğünü (…) güncellemek”, “seçmenin kolay, doğru ve hızlı oy vermesini sağlamak”, “seçimin çabuk sonuçlanmasını sağlayacak tedbirleri almak” gibi ödevler yükler. Muhalefetin, çılgın bir senaryonun ufukta görünmesi halinde YSK üyelerine, devran döndüğünde görevi kötüye kullanmaktan yargılanacaklarını hatırlatması da şüphe yok ki faydalı olacaktır (tabii inşallah buna gerek kalmaz).
  • Peki seçim ne zaman yapılabilir/yapılmalı?
Normal takvime göre yapılması gereken (2839 md. 6 ve 6271 md. 3) seçimin tarihi 18 Haziran. Cumhur İttifakı depremden önce seçimin öne alınarak 14 Mayıs’ta yapılmasını arzu ediyordu, şimdi sesleri çıkmıyor. Öyle görünüyor ki muhalefet de 10 ili derinden etkileyen bir afet karşısında dört aylık bir hazırlanma süresini makul bulduğu için “seçim daha evvel yapılsın” demiyor. İktidar ve muhalefet arasındaki zımni fikir birliğinin sürüp sürmeyeceğini göreceğiz. Zamanında yapılacak bir seçim ayrıca Cumhurbaşkanı’nın seçim kararı almasını takiben 60 gün sonraki ilk Pazar günü mü (6271 md. 3) yoksa 90 gün sonraki ilk Pazar günü mü (2839 md. 8) sandığa gidilecek tartışmasını ortadan kaldıracaktır. On binlerce insanımızı yitirdiğimiz, milyonların hayatının tarumar olduğu bu büyük afetten sonra hazırlıkların layıkıyla yapılabilmesi için bir yurttaş olarak ben de zamanında yapılacak seçimden yanayım.
  • Hazırlık için yeterli süre var mı?
Seçim, oy verme gününden ibaret değildir. Bir süreçtir. Oy verme gününden geriye doğru hesaplanacak altmış günlük sürenin ilk günü seçimin başlangıç tarihidir (2839 md. 6 ve 6271 md. 3). Üstelik YSK’nın, seçim kararı alındıktan sonra, kanunlarda tespit edilen süreleri kısaltarak uygulama yetkisi de vardır (2839 md. 9). Bunun bir örneğini son genel seçimde yaşadık. 24 Haziran 2018 erken seçiminin başlangıç tarihini YSK 30 Nisan olarak açıkladı, yani 60 değil 56 gün öncesini. YSK seçim kararı alındıktan sonra “bana bu süre yetmez” demez, diyemez. Fakat “daha kısa sürede bu işi yaparım” diyebilir. Depremin vurduğu bölgeyle ilgili pratikte iki temel sorun bulunuyor. Bir; pek çok yurttaşımızın yaşamını yitirmesi ve oy verme gününde de kaybettiklerimizden çok daha fazla sayıda seçmenin ya başka bir şehirde ya da kendi şehrinde fakat müşkül koşullarda bulunacak olması (çadırkentte veya şehir merkezinin dışında, köyde). İki; oy kullanılan kamu binalarının bir kısmının hatta çoğunun devre dışı kalması. Öyleyse zihin jimnastiğini bu müşkülatlar üzerinden sürdürelim.
  • Hayatını kaybeden ve ikametgahını başka şehre alan yurttaşlardan ötürü illerin milletvekili sayısı azalmalı mı?
Hayır. Hem ahlaki hem de hukuksal/pratik nedenlerden ötürü hayır. Depremin vurduğu on ilimizin de nüfusu azaldı ve bir süre daha azalacak. En çok da şu 3 ilimiz etkilendi: Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman. Bu illerin azalan nüfuslarından ötürü milletvekili sayısını düşürmek, yaralıya tekme atmaya benzer. Önümüzdeki yıllarda yeniden inşa edilmeleri, ayağa kalkmaları için sahada ve Ankara’da canla başla çalışacak milletvekillerine çok ihtiyaçları olacak. Bir süreliğine ister istemez hayalet şehir görüntüsü edinecek, özellikle de güneş battıktan sonra el ayak çekilip sessizliğe bürünecek şehirlerimizin milletvekili sayısının azalması, onların boynu büküklüğünü arttıracaktır. Kaldı ki hem mevzuat hem de bugüne kadarki pratik de bunu zorlaştırıyor. Kanun “her seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısı (…) genel nüfus sayımı sonuçlarının açıklanmasından itibaren en geç altı ay içinde (…) ilan edilir” diyor (2839, md. 5). Genel nüfus sayımı sonuçlarından kastedilen ülkemizin 31 Aralık 2022 itibarıyla nüfusudur. Kaderin cilvesi sonucu TÜİK’in tam da deprem günü açıkladığı Türkiye nüfusu 85 milyon 280 bin civarındadır. Kanun 6 ay içinde diyor ama illere düşen milletvekili sayısının açıklanması hiçbir zaman o kadar uzun sürmedi. Bu sayılar 2020’de 17 Mart’ta, 2021’de 27 Mart’ta, geçen yıl ise 5 Nisan’da açıklandı. Bu yıl da herhalde Mart veya Nisan’da açıklanacaktır ve on ilin mebus sayısı 31 Aralık 2022 nüfuslarına göre tespit edilmelidir.
  • Şehirlerini terk eden depremzedeler gittikleri yerde kendi şehirleri için oy kullanabilir mi?
Teorik olarak mümkün olabilir ama pratikte imkansıza yakın. Evvela hiçbir kanunda böyle bir düzenleme yapılmadığını, YSK’nın da geçmişte böyle bir karar almadığını (çünkü icap etmedi) belirtelim. Teoride mümkün olması için başka şehre giden depremzedelerin belli bir usulle kayıt altına alınması, ancak ikametlerini yeni şehirlerine almamaları gerekiyor. Bir tür misafirlik ya da geçici ikamet statüsünde olacaklar. Bildiğim kadarıyla hukuk sistemimizde Türk vatandaşları için böyle bir statü yok. Akabinde, söz gelimi Samsun iline x adet Hatay, y adet Adıyaman, z adet Maraş… pusulası gönderilmesi gerekiyor, bunun 71 il için yapılması icap ediyor (71x10=710 farklı gönderim yapılacak) ki parmak boyasının kullanılmadığı günümüz koşullarında başkalarının yerine oy kullanılması gibi kötü niyetli girişimlere de kapı açabilir… Sözün özü, olacak iş değil.
  • Öyleyse ne yapacak bu insanlar?
İki seçenek bulunuyor. Ya seçimde oy kullanmak için kendi şehirlerine gidecekler, bu doğrultuda hem iktidar ve muhalefet belediyeleri hem de kamu kurumları üzüm yemek amacıyla iyi niyetle işbirliği yapacak, trafikte yığılma olmaması için de geliş gidişler seçimden önceki 3 gün ile sonraki 3 günü kapsayan bir haftalık sürede organize edilecek. Ya da depremzedeler ikametlerini yeni şehirlerine alacak. İkametgahlarını resmen değiştirme hususunda depremzedelere kolaylık sağlanmalıdır. Seçmen kütükleri muhtarlıklarda iki hafta süreyle askıda kalır (298, md. 40). Bu bir kanun maddesi olduğu için YSK’nın süreyi uzatma imkânı yok. Ancak ikametgahını değiştirmek isteyen depremzedeler ile diğer vatandaşlar için iki ayrı takvim ilan edilebilir. YSK, “zamanında” yapılan 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde seçmen listelerini 14 Mart’ta askıya çıkartıp 27 Mart’ta askıdan indirdi. Baskın seçim olan 24 Haziran 2018’de ise bu tarihler 2-12 Mayıs oldu (iki hafta yerine on gün olması kafanızı karıştırmasın, unutmayın ki YSK süreleri uzatamaz ama kısaltabilir). Benim önerim; 18 Haziran’da yapılacak seçimlerde standart askı tarihlerinin 25 Mart-7 Nisan olması, şehir değiştiren depremzedeler içinse bunun 18 Nisan-2 Mayıs olmasıdır. YSK pekâlâ bu yönde bir karar alabilir.
  • On ilde sandıklar nerelere kurulacak?
YSK seçim takvimini açıklamadan evvel deprem bölgesinde kullanılabilir haldeki kamu binaları tespit edilmelidir. Ek olarak, sandıkların kurulacağı özel çadırkent ve konteyner-kentler oluşturulmalı, buralarda sahra hastanesi tipi, içi perdelerle farklı bölmelere ayrılabilecek büyüklükte çadırlar tercih edilmeli. Kullanılabilir durumdaki stadyum ve spor salonlarından yararlanılmalı. Seçime katılım oranı ne yazık ki her zamankinden düşük olacak, ancak bu organizasyonel bir avantaj teşkil edecektir. Ek olarak, 2018’de getirilen ve iyi niyetli olduğundan şüphe edilen şu düzenlemeler, deprem vesilesiyle hayırlı bir amaca hizmet edebilir: “Aynı binada oturan seçmenler, hane bütünlüklerinin korunması ve aynı seçim bölgesinde kalmaları şartıyla, farklı sandık bölgelerine kaydedilebilir” hükmü (298, md. 5) ve YSK’nın yetkileri arasında “Seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda (…) o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgesine taşınmasına, sandık bölgelerinin birleştirilmesine, (…) seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine (…) karar vermenin” de bulunması (298, md. 14). Uzun lafın kısası, zor görünen şeyler istenirse kolayca yapılır.
Editör: TE Bilisim