‚

Nüfus kayıtlarında ismi “Hüseyin Tatar” olmasına rağmen Dersimliler, Kureyşan aşiretinden olduğu için O’nu “Seyit” olarak görüyor ve “Sey Uşên” diyorlardı.

İyi bir duvar ustası olan Sey Uşên,  askerlik dönüşü “delirmesine” rağmen çevresinden saygı görür, istediğiyle konuşur, dilenmez, kimseyi rahatsız etmez, kimseye zarar vermezdi.

Kendisine verilen her şeyi almaz ancak kalbi temizlerin verdiklerini kabul ettiği söylenirdi.

12 Eylül Darbesi’nde sokağa çıkma yasağından dolayı bomboş olan sokakları gören Sey Uşên, emniyet müdürlüğünün kapısına dayanıp “ulan siz bu milleti ne yaptınız, nereye götürüp kırdınız, 38 felaketi yine mi geldi?” dediği bilinir.

Bakmayın “deli” denildiğine aslında Dersimliler için “keramet” sahibi bir “ermiştir”. Kar kış kıyametin koptuğu zamanlarda bile şehrin tam ortasında uyuduğu yere kar yağmazmış.

Anlatılanlara göre çaresizlere derman; hastalara şifa verir, bazı olayları da önceden bilirmiş. Kendi ölümü için de, “Ben kolay kolay ölmem, beni ancak bir deli öldürebilir” demiş.

Ve öyle de olmuş. Akli dengesini kaybetmiş bir öğretmen, 1994’te gece sokakta yatan Sey Uşên’in başını taşla ezerek öldürmüştür. Cenazesine binlerce kişi katılmış.

Dersimliler, Sey Uşên’i unutamamışlar, hep özlemle anmışlar. Ölümünden sonra Tunceli Belediyesi onun heykelini şehrin tam ortasına dikmişti; elinde sigarası, dertli ve buruşuk yüzü hep olduğu gibi, yine efkarlı gözlerle bakmıştı.

Bu bir ilkti. Bir şehre, şehrin “deli”sinin heykeli dikilmişti. Malum hep devlet başkanlarının heykelleri yapılır ama Dersimliler bu geleneği bozmuştu.

Dersimliler, heykelin altındaki çeşmeden su içer, her Perşembe heykelde mum yakar ve dua ederler. Sonra Dersim çarşısının ortasına “insan hakları heykeli” dikilmiş. Hani şu Ankara’da Yüksel’de “gözaltına” alınandan.

Dersim’de İnsan Hakları Heykeli de, Sey Uşên de olduğu yerde durur. Ne devlet ne de halk kimseden korumaz.

Ama ve lakin Ankara’nın göbeğinde, başkentte İnsan Hakları Heykeli “gözaltına” alınmıştır.

Türkiye’de bir ilk yaşandı. İlk defa bir heykel gözaltına alındı hem de hakkında gözaltı ya da yakalama kararı olmadan!

Gözaltına alınan heykeli küçümsemeyin, Ankara’nın en önemli heykellerinden biridir.

Sadece Ankara için değil insanlık için de değerli ve anlamlıdır. Çünkü  “insan” ve “hakları” kavramını içerisinde barındıran bir anıt. İnsanlardan ve haklarını arayanlardan arındırıldı ve etrafı çevrildi!

Belki de yardım yataklık bahanesiyle bir gün alıp gidecekler…

Ankara’da İnsan Hakları Anıtı’nda 76 gün insanlık direndi, Nuriye ve Semih milyonlar için başlattıkları eylemleri sonrası tutuklandılar.

Günlerce gözaltına alındılar, bırakıldılar, alındılar, bırakıldılar. Alanlar bıktı, onlar direnmekten bıkmadı.

Sonra adalet için bedenini açlığa yatırdı Semih ile Nuriye… tam 82 gün, koskoca 82 gün.

Her geçen gün sesleri daha çok duyuldu, her geçen gün daha çok büyüdü direnişleri. Umut oldular OHAL mağdurlarına, umut oldular geleceği için dövüşenlere…

Yeri geldi desteğe gelenlere müdahale edildi, yeri geldi anıttaki çiçeklere… Onlar direndi, direniş büyüdü. Ta ki bir gece yarısı 75. günlerinde gözaltına alınana kadar.

Gözaltına alıp direnişi bitireceklerini düşünenler, bununla da yetinmeyip direnişin merkezi İnsan Hakları anıtı çevresinde toplananlara müdahaleye başladılar.

Amaç direnişi kırmak, iktidarın gücünü göstermek. Bu yüzden insanlar toplandıkça müdahale ettiler, müdahale ettikçe insanların sayısı arttı. Sonra çareyi İnsan Hakları Anıtı’nı günlerdir hakkını isteyen insanlara inat bariyerlerle çevirerek gözaltına aldılar.

Kimseyi yaklaştırmadılar, oturma eylemi yapan vekilleri yalnızlaştırmak istediler. Ama ne yaptılarsa başaramadılar. Hem anıt yerinde duruyor hem direniş büyüyor.

Semih ve Nuriye için adalet arayanlar elbet bir gün kazanacaktır.

Ama asıl sorun daha dün Sakarya’da Mustafa Kemal Atatürk heykeline balta ile saldıranı koruyan; Rize’de Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli yerinden sökülüp bir kamyon arkasında boynunda iple götürülürken ses çıkarmayanların, hak arayanların adresi olan heykeli “gözaltına” alıp, sokağa girişi yasaklamaları.

Sorun aslında insan ve onun yansıttığı düşünceler. Bu yüzden heykel bahane! Belki günlerce heykelin etrafında polisler ve bariyerler olacak belki de her yer direnen insanlarla dolacak!