Cumartesi Anneleri 668. hafta oturumunda, 7 köylü, 4 korucunun önce kurşunlanıp sonra da yakıldığı Güçlükonak katliamınının unutulmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla 668 haftadır Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri bu hafta, 22 yıldır inkarla, cezasızlıkla üzeri örtülmek istenen Güçlükonak Katliamı unutulmasın diye buluştu.

15 Ocak 1996 tarihinde Şırnak’ın Güçlükonak ilçesi Koçyurdu Köyü’ne giden yolcu minibüsüne yapılan saldırı sonucunda 7 köylü, 4 korucunun içinde bulunduğu araç önce kurşunlanıp sonra yakılmıştı. Taşkonak Taburu ve Koçyurdu Karakolu arasındaki asker ve korucuların denetimindeki dar bir toprak yolda gerçekleşen katliam sonrasında Genelkurmay Başkanlığı o güne kadar yapmadığı bir uygulamayı ilk kez gerçekleştirerek 16 Ocak 1996 günü Ankara’dan yerli ve yabancı gazetecileri helikopterle Güçlükonak’a getirmişti. Olay yerine götürülen gazetecilere Genelkurmay adına Albay Oğuz Kalelioğlu açıklama yapmış, “Katliamı PKK’nin gerçekleştirdiğini ve örgütün bir ay önce ilan ettiği ateşkesi bozduğunu” öne sürmüştü.

Evrensel’in aktardığına göre, 668. hafta oturumunda, olayın ardından Güçlükonak’a giden heyet arasında bulunan hak savunucusu Şanar Yurdatapan tanıklığını anlattı. Yurdatapan, Güçlükonak katliamını “Devletin yakayı dört dörtlük ele verdiği olay” olarak tanımladı. Genelkurmay’ın “PKK saldırdı” açıklamasının ardından PKK’nin suçlamayı yalanlaması, ölenlerin ailelerinin de eski korucu köyü olduklarını açıklaması üzerine bir heyet halinde Güçlükonak’a gittiklerini anlatan Yurdatapan, “Şu köyden şu köye giderken PKK saldırdı’ dedikleri yerde öyle bir köy olmadığı, bahsedilen köyün yıllar önce boşaltıldığını ve askeri tabur olarak kullanıldığını öğrendik. Yani yolcu taşımak gibi bir şey söz konusu değildi. Askerler, yanarak ölmüş insanların yanmamış kimliklerini ailelerine teslim etmişti. Bedeni kömür olan insanın kimliği nasıl sağlam kalabilirdi? Bu da bir kanıttı. Kısaca örtmeye bile zahmet etmedikleri delilleri toplayıp İstanbul’a döndük ve bir basın açıklamasıyla kamuoyuyla paylaştık. Derin devlet değil bizzat devletin kendisi yapmıştı bunu. Durumu basın açıklamasıyla duyurduk ancak haberler verilmedi çünkü bir general gazeteleri arayıp, ‘bu haberler bizi üzüyor biz üzülürsek siz de üzülürsünüz’ diye tehdit etmiş. Bunun üzerine 3 arkadaş savcılığa suç duyurusunda bulunduk ve Güçlükonak olayının araştırılmasını istedim. Hiçbir şey çıkmadı ama biz 3 arkadaş orduya hakaretten 10 ay hapis yattık. Devlet ne yaparsa yapsın gerçekleri örtbas edemezler, hesap her zaman sorulur” diye konuştu.

AİHM TÜRKİYE’Yİ MAHKUM ETTİ

668. hafta basın açıklamasını okuyan Avukat Gülseren Yoleri de, “Geçmişin suçlarının inkar edilmesi, cezasız bırakılması bu suçların yeniden işlenmesini mümkün kılıyor. Suç işleyen devlet mensupları, inkar ve cezasızlık politikasının güvencesinde uluslararası hukukun suç saydığı fiilleri işlemeye devam ediyor” diyerek geçmişin suçlarının, geçmişte kalmadığına dikkat çekti. 22 yıldır inkarla, cezasızlıkla üzeri örtülmek istenen Güçlükonak Katliamı unutulmasın diyerek buluştuklarını belirten Yoleri, Genelkurmay’ın Güçlükonak’a getirdiği gazetecilerden birinin kuşkularını İHD ve Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu ile paylaşması üzerine Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu, yazarlar, sanatçılar, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve bilim insanlarından oluşan bir heyetin olay yerine gittiğini anlattı. Heyetin olay yerinde elde ettiği tanıklıkların, bilgi ve bulguların resmi açıklamalar ile tümüyle çeliştiğini, minibüste katledilenlerin resmi açıklamanın aksine normal bir yolculuk yapmadıklarını, 10 – 15 Ocak tarihleri arasında gözaltına alınan ve Taşkonak Jandarma Taburun’da tutulan kişiler olduğunu hatırlatan Yoleri, tüm delillere rağmen iç hukukta bir sonuç alınamadığını, AİHM’e taşınan davada ise Türkiye’nin etkin soruşturma yapmadığı için mahkûm olduğunu anlattı.

‘DEVLET KENDİ HUKUKUNA AYKIRI HAREKET ETTİ’

Katliamdan 13 yıl sonra, dönemin bakanlarından Adnan Ekmen’in, “Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. JİTEM’in işiydi, söyleyemedik” ifadesini anımsatan Yoleri, “Nasıl gerçekleştiği ve sorumluları bilinmesine rağmen Güçlükonak Katliamı 22 yıldır cezasız bırakıldı. Köylüler Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Halit Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan ve Ramazan Oruç ile korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz, Mehmet Öner, Lokman Özdemir ve minibüsün sürücü Ramazan Nas’ın gözaltına alınarak katledilmeleri ve adeta kül olmuş bedenlerinin, ailelerine teslim edilmeden, güvenlik güçlerince toplu halde gömülmeleri insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Herkes için bir mezar, insanlık onurunun gereğidir. Gerçek ortadayken devlet bu katliamda da kendi hukukuna aykırı hareket etti. Adli makamlar da bu hukuksuzluğun ve adaletsizliğin üzerini kapattı. Ama biz hakikat adına, adalet adına Güçlükonak katliamının unutulmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu.