Bahçeli: “Türkiye’nin sorunlar yumağından kurtulması için tek yol Milliyetçi Hareket Partisi’dir”

Milliyetçi Hareket Partisi, ortağı AKP'ye rağmen resmi sitesine koyduğu ilan ile "tek başına iktidar" mesajı verdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin sözlerinin paylaşıldığı ilanda, Cumhur...

CTP Milletvekili Asım Akansoy: Çözümsüzlük, tüm bölgeye kaybettirir.

Cenevre’de başlayan Kıbrıs Görüşmelerini, müzakereleri yakından takip eden CTP Milletvekili Asım Akansoy ile konuştuk. Akansoy; “Çözümsüzlük, tüm bölgeye kaybettirir.  Bu durum bu şekilde devam edemez.” dedi. 

  • Kıbrıs konusu uzunca bir süredir buzdolabında idi. Ne oldu da Cenevre’de yeninden bir süreç başladı?

Cenevre’deki Kıbrıs görüşmeleri, uzun bir sürecin parçasıdır. Yani bir anda gündeme gelmiş bir konu değildir. Aslında, 2017 yılında başarısızlıkla sonuçlanan Crans Montana zirvesine dayanmaktadır. Cenevre’de sürmekte olan gayrı resmi Kıbrıs zirvesi 5-1 formatında gerçekleşmektedir.

Crans Montana’dan sonra hatırlayacak olursanız, Kasım 2019 tarihinde Berlin’de 3’lü formatta bir görüşme gerçekleşmişti. Bu görüşmede dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı ve Sayın Anastasiadis, BM Genel Sekreteri’nin daveti ile bir araya gelmiş ve 3+1’den, 5+1’e geçilmesi kararlaştırılmıştı. Yani Türkiye Yunanistan ve İngiltere’den oluşan üç Garantör ülkenin de katılımını.

  • Bu toplantıda BM Genel Sekreteri’nin hedefi neydi?

BM Genel Sekreteri Guteress, üç temel noktadaki uzlaşı aradı ve gerekli taahhütleri aldıktan sonra süreci devam ettirmeye ve 3+1’den 5+1’e geçmek için inisiyatif almaya karar verdi.

Bu noktalar: Varılan yani, 2008-2017 arasından taraflar arası sağlanan mutabakatlara bağlılık; 11 Şubat 2014, Eroğlu – Anastasiadis ortak açıklaması;  30 Haziran 2017 tarihli Guterres çerçevesi.

Türkiye 2017 sonrası, bu müzakere süreci ile ilgili iki noktanın altını çizmişti, 5+1 toplantısının gayrı resmi yapılması ve bu toplantıda tarafların model ile ilgili niyetlerinin açıkça konuşulması. Bu iki nokta BM tarafından gözardı edilmeyerek sürecin şekillenmesinde etkili olmuştur.

Cenevre’de başlayan görüşmeler bu genel kapsam bağlamındadır.

  • Peki 2017’deki Crans Montana’daki başarısızlıkta sorumlu kim?

Anastasiadis’in, özellikle 2017’den bugüne, çok ciddi hatalar yaptığı açık bir gerçektir.

Crans Montana’da sonuç alamamanın temel nedeni Anastasiadis’in özellikle kendisidir. Bunu not etmekte yarar var. Anastasiadis’in ne istediğini bilmez açıklamaları, konfederasyon, de-sentralize federasyon, işlevsel devlet, normal devlet söylemleri büyük bilgi kirliliği ve güven bunalımı yaratmıştır. Oysa özellikle Sayın Mustafa Akıncı döneminde Kıbrıs Türk tarafı kurucu devletlerin yetki paylaşımı konusunda kapısını kapatmamış, bu konuda görüşleriniz nedir gelin bize söyleyin diye de açık davette bulunmuştu.

Tüm hatalarına rağmen, yaptığımız okumalarından Anastasiadis’in 2019 Berlin görüşmesindeki tavrının yapıcı olduğunu bir yere not etmekte yarar vardır.

Kıbrıs Türk tarafı olarak…

Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye Dışişleri Bakanlık yetkililerinin, BM’nin çözüm ile ilgili Güvenlik Konseyi kararlarının dışına çıkma görüşünü ifade etmesi ile birlikte, özellikle 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası federasyon dosyasına, yaklaşımına açık karşı tavır almıştır. Egemen eşitlik yaklaşımını öne sürerek, siyasi eşitliğe karşı çıkmış, iki ayrı devlet diyerek de BM Kıbrıs dosyasındaki tüm kazanımlarımızı tehlikeye atan bir siyasi söylem geliştirmiştir.

“Federasyon mederasyon yok”, “siyasi eşitlik yok” gibi, olmayacak bir yola giren Türk tarafı, BM Güvenlik Konseyi kararlarını aşındırmaya çalışarak, önce KKTC’nin Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından tanınması ardından oluşacak sözde devletler arası eşitliği iki devletli ilişki ya da çözüm diyerek, ayakları yere basmayan, gerçeklikten tamamen uzak hayalci söylemlerle, aslında biz bu dönemde çözüm istemiyoruz, ama ilişkimiz kopmasın arada bir görüşelim gibi bir siyasi tavır içerisine girilmiştir. Siyasi belirsizliği yeniden üreten bir tavır.

  • Onurlu çözüm nedir Türk tarafı için?

Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını bugünden yarına garanti altına alacak sürdürülebilir bir siyasi düzenlemenin özde, siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm ve ardından karşılıklı kabul edilebilir bir denklem içerisinde kurgulanabileceği ifade edilebilir. Burada ne azınlık olmak vardır ne de herhangi bir şekilde yama olmak. Onurlu bir çözüm siyasi eşitliğe dayalı bir modeldir, federasyondur. Tek egemenlikli, tek uluslararası kimlikli, egemenliği iki halktan kaynaklandığı eşit bir model.

Şu ana kadar varılan mutabakatlarda Kıbrıslı Türkler açık bir şekilde, ekonomide, yargıda, yönetim ve güç paylaşımında, AB ile ilişkilerde ve diğer konulardaki tüm yakınlaşmalarda belirgin bir ilerleme kaydetmiştir. Elbette, uzlaşılamayanlar da görülmelidir.

  • 2004 Referandumu bu süreçte hala bir referans mıdır?

Kıbrıs tarihinde, Kıbrıslı Türklerin kendi kaderini tayin ettikleri yegane irade 24 Nisan 2004’tür. Burada sadece Federasyon değil aynı zamanda Avrupa Birliği üyeliği de oylanmış, onaylanmıştır.  Bu irade, inanıyorum ki, Cenevre zirvesinde, Sayın Guterres’in önünde bir yerde duracaktır.

  • Bu arada Mustafa Akıncı’dan Ersin Tatar’a geçiş ile Türk tarafının pozisyonunda bir değişiklik olur mu?

Sayın Akıncı BM Güvenlik kararlarına bağlı bir çözümden yanaydı. Bunun adı da iki bölgeli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı bir federasyondur. Sn Tatar, egemen eşitlikten bahşediyor. Ancak altı dolu bir talep değil.  Normalde tanınma üzerinden eşitlik arayışıdır ancak tam açık değil. İki ayrı egemenlik varsa, o zaman her an ayrılmaya hazır bir yapıdan bahsetmiyorsunuz demektir. Doğrusu ayrılık gözeten bir barış, barış değildir, olmaz. Kıbrıslı Rumlar’ın Tatar’ın pozisyonuna yaklaşma olasılığını mümkün görmüyorum.

  • Son olarak Cenevre zirvesinden ne bekliyorsunuz?

Malumdur, masa BM GK kararları çerçevesinde kuruluyor yani 3+1’den kalınan yerden. Yani masada taraflar eşit olmakla birlikte iki devletin temsilcisi olarak yer almayacaklardır. Yani BM GK kararı bağlamında masaya oturacaklardır. Masada her iki taraf da eşit olacaktır.

Guterres, Daimi üyelerin iradesini kullanarak, Adada her tarafın kazanacağı bir çözüm modeline doğru kendi dosyasına sahip çıkacak mı? Yoksa, ortak zeminin yok devam edemeyiz mi diyecek?

Çözüm adadaki toplumlar yanında bölge halkları ve özellikle Türkiye’nin de ciddi anlamda çıkarına olacak bir yeni durumdur. Gerek Doğu Akdeniz havzasının güçlü bölge gücü Türkiye’nin, denizdeki haklı beklentilerinin karşılanacağı bir düzenleme, gerek Doğu Akdeniz’deki doğal gaz transferinin Türkiye üzerinden sağlanması gerekse, AB ilişkileri gibi konularda burada girmek istemediğim çeşitli adımların atılması.

Çözümsüzlük, tüm bölgeye kaybettirir. Konu budur. Ve bu durum bu şekilde devam edemez.

Beklentimiz, Türk tarafının, BM Güvenlik konseyi kararları dışına çıkmamasıdır.

Bunun dışında Kıbrıslı Türklerin geleceği açısından, zirvenden olumlu bir sonuç çıkmasını beklemiyorum. Zirvenin ileriki aylarda resmi düzeyde tekrarlanacağı bilinen konular arasındadır, bunu da belirtmiş olmak isterim.

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.
- Reklam -

SOSYAL MEDYA

13,554BeğenenlerBeğen
209TakipçilerTakip Et
30,665TakipçilerTakip Et
9,464AbonelerAbone

GÜNDEM

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da