Sosyal demokrasi, demokratik toplum oluşturma hedefiyle hareket edilmesi gereken politik bir ideolojidir. Günümüzde de aynı anlam içeren sosyal demokrasiyi toplum olarak içselleştirmiş, benimsemiş olmasak da Türkiye’nin gelecek nesillere sağlıklı bir yapıda teslim edilmesi adına özümsenmesi gereken bir olgudur. Evrensel değerlere uyumlu olarak halkımızın gereksinimlerini gerek bireyci ve gerekse toplumcu bir yaklaşımla çözebilme, bu yolda uğraş verme adına sosyal demokrasiye ihtiyaç olduğu açıktır. 

Türkiye, laik-demokratik bir Cumhuriyet modeliyle yönetilmek zorundadır. İnsanları; dini, dili, mezhebi, ırkı ya da rengine göre değerlendirmek orta çağ karanlığında kalmıştır. Ancak üzülerek belirtmeliyim ki; Türkiye’de yabancı bir akademisyenin yaptığı araştırma korkunç detaylar içeriyor. Araştırma sonucunda ‘kızımı başka partili ile evlendirmem’ diyenlerin oranı yüzde 83. ‘Başka bir partili ile iş yapmam’ diyenler yüzde 78, ‘başka bir partili ile komşu olmam’ yüzde 76, ‘çocuğumun başka bir partili ile arkadaşlık etmesini istemem’ diyenlerin oranı da yüzde 73 olarak gerçekleşmiş. Yıllardır anlatmaya çalıştığımız tehlike araştırma sonucuyla da ortaya çıkıyor. İnsanların ötekileştirildiği ve inanç üzerinden siyaset yapılan bir süreci yaşıyoruz. Sosyal demokrasiyi benimsemiş bir toplumda bu tür sonuçlara rastlamak mümkün değildir. Bizler, toplumun tüm kesimleriyle bir arada olmaya özen göstereceğiz. İnsan hak ve özgürlüklerini savunmaktan çekinmeyeceğiz. Türkiye’nin hak etmediği bu kötü tabloyu silme yolunda kararlılığımızı göstereceğiz.

Türk toplumunun Cumhuriyet’in anlam ve önemine uygun, sosyal demokrasinin ideolojik misyonuna uygun olarak sağduyuyla hareket edeceğine yürekten inanıyorum. Cumhuriyet’e bağlı halkımız Cumhurbaşkanı veya Başbakan’ı belirli yetkilerle, belli bir süre için göreve getirmiştir. Egemenlik hakkı belli bir kişi veya aileye ait olamaz. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.’

Günümüz Türkiye’sinde ve hızla küreselleşen dünyadaki gelişmelere bakıldığında sosyal demokrasinin tıkanmış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kapitalizmin egemen olduğu dünyada toplumsal modellerin hayata geçmesi, ekonomik adaletsizliklerin asgari düzeye indirgenmesi sosyal ve demokrat kimliklerin, kişiliklerin, ideolojilerin ve partilerin karar alma mekanizmalarında ön saflarda yer almasıyla mümkün olacaktır. Türk toplumu her alanda eşitsizliğin yaşandığın ülkemizde bu bilincin farkına varmalıdır.

Zira Türkiye’de ve neredeyse adım adım gezdiğimiz Adana’da vatandaşlarımız en çok işsizlikten şikayetçidir. Kırsal kesimde özellikle genç işsizlik hâkimdir. Tarım ürünlerini değerinden satamaması da çiftçimizi büyük sıkıntıya sokmaktadır. Bütünşehir Yasası kapsamında mahalle statüsü verilen köylerimizin durumu içler acısı. Yol, su, temizlik ve sosyal tesis sorunu had safhada. Çocuklarımız ve gençlerimiz okul dışında kalan bölümlerde mesleki ve sportif etkinliklere yönelmek istiyor. Genç kadınlarımız meslek edinmek, çiftçimiz mazot ve gübre desteği istiyor. 

İşte tüm bu adaletsizliklerin giderilmesi uzmanların da belirttiği üzere kapitalizmin sosyalist ekonomiye dönüştürülmesiyle mümkün olacaktır. Sosyal demokraside aslolan sosyal ve ekonomik tüm paydaşların karar alma süreçlerinde birlikte hareket edebilmesidir. Halkın siyasete etkin katılımı, sivil toplum örgütlerinin de siyaseti göz önüne alması sosyal demokrasinin benimsenmesi adına son derece önemlidir.