Cumhuriyet Halk Partili Milletvekillerine son günlerin en çok konuşulan konularından AKP’li belediye başkanlarının istifalarını ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken yerel seçim çağrısını sorduk.

CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı sorularımızı cevapladı.

  • AKP’nin belediye başkanlarını istifaya zorlamasının nedeni nedir? AKP’nin sıklıkla vurgu yaptığı “milli irade” kavramıyla beraber düşünüldüğünde istifaları nasıl yorumluyorsunuz?

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN konu ile ilgili olarak ilk ipucunu partisinin 30 Mayıs 2017 tarihindeki grup toplantısında metal yorgunluğu şeklindeki açıklamalarıyla kamuoyuyla paylaşmıştı.

Konuşmanın yapıldığı Mayıs ayından itibaren kamuoyu ve kulislerde “metal yorgunluğu” ifadesinin ne anlama geldiği tartışılmaya başlandı. “Metal yorgunluğu”; kimilerine göre seçmenin memnuniyetsizliği, kimilerine göre FETÖ temizliği olan bir anlam ifade ediyordu. Ancak herkesin mutabık olduğu tek konu, Cumhurbaşkanının bu operasyonu önümüzdeki yerel ve hatta başkanlık seçimleri için yaptığıydı. Eylül ayı itibariyle içlerinde; Ankara, Bursa, İstanbul, Balıkesir, Niğde, Düzce belediye başkanlarının istifalarının istendiği haberleri basına yansıdı ve bir aylık kısa bir süre içerisinde basına ismi yansıyan tüm belediye başkanları istifa etti.

Özellikle; Kadir TOPBAŞ’ın 2004, Melih GÖKÇEK’in de 1994 yılından beri seçildikleri illerin belediye başkanlığı görevlerini ifa ettikleri düşünüldüğünde, bu kadar uzun zamandır görevlerini yürüten şahısların 2017 yılına kadar yorgunluklarının fark edilmemiş olması, iki belediye başkanının da 2014 yılında aynı göreve partileri tarafından tekrar aday gösterilmiş olmaları asıl nedenin “yorgunluk” olmadığının açık göstergesidir.

“Metal yorgunluğu” ifadesi tamamen; istifa ettirilen belediye başkanlarının adlarının geçtiği yolsuzluk ve FETÖ iltisakının üzerini örtmek ve bundan partinin zarar görmemesi adına tercih edilmiş bir anlatım biçimidir. Her ne kadar Melih GÖKÇEK ve Kadir TOPBAŞ hakkındaki yolsuzluk ve FETÖ gerçekleri ortada olsa da; belediye başkanlarının ailelerinin tehdit edilmesine varacak kadar çirkinleşen istifa sürecinin hukuka uygun olduğunu söylemek de doğru olmaz. Zira; kişiler hakkında başlatılan herhangi bir adli soruşturma bulunmamaktadır. Unutulmamalıdır ki, Türkiye bir hukuk devletidir ve hukukun en temel kuralı; suçluluk ispatlanana kadar herkes suçsuzdur.

Gelinen durum itibariyle Türkiye halkının yarısı, seçtiği kişiler tarafından yönetilmez haldedir. Durumu daha çarpıcı hale getirmek için rakamları ortaya koymak gerekirse;

  • İstifa eden belediye başkanlarının görev yaptığı altı ilin nüfusları toplamı 24.693.371,
  • Aralarında Şanlıurfa ve Kayseri’nin de olduğu büyükşehir; Muğla ili Datça ilçesi, Karabük ili Eskipazar ilçesi belediye başkanlarının görev yaptığı il ve ilçelerin nüfusları toplamı 3.302.561,
  • Kayyım ataması yapılan; aralarında Van, Mardin, Diyarbakır’ın da olduğu büyükşehir belediye ve diğer 43 il-ilçe belediye başkanlarının görev yaptığı il ve ilçelerin nüfusları toplamı ise 6.366.566’ir.

Ülkemizin güncel nüfusunun 79.814.871, yukarıda sayılan il ve ilçe belediye nüfusları toplamının 34.362.498 olduğu düşünüldüğünde; şu an ülkemiz vatandaşlarının %43’ü seçtiği kişiler tarafından yönetilmemektedir. Bu yönetilmeme haline asıl sebebinin seçmen iradesi olmadığı ortadadır. Kaldı ki; Türkiye, seçmen iradesinin demokraside söz sahibi olmasını aslolarak belediye başkanlarının istifasıyla değil, 21 Temmuz 2016 günü hükümet tarafından OHAL ilan edilmesiyle kaybetmiştir. Hatırlarsak; OHAL ilanının ardından kameralar karşısına geçen hükümet sözcüsü Numan KURTULMUŞ, OHAL’i fazla uzatmaya niyetleri olmadığını, en fazla bir buçuk ay içerisinde bu durumu sona erdirmek istediklerini açıklamıştı. Ve fakat bu açıklamanın üzerinden bir yılı aşkın süre geçti ve Türkiye hala OHAL altında yönetilmektedir. Hükümet artık çıkarılan KHK’leri meclis onayına sunmaya dahi tenezzül etmeyerek millet iradesi ile vücut bulan parlamentoyu bypass etmektedir.

Hal böyleyken; AKP’nin yıllardır seçim meydanlarında malzeme haline getirdiği “milli irade” kavramının içinin ne kadar boşaldığı, milletin iradesinin değil “saray”ın iradesinin Türkiye’ye hakim olduğu ne yazık ki ortadadır.

  • CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken yerel seçim çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce sandıktan korkmadığını her fırsatta dile getiren AKP hükümetinin buna karşı çıkmasının nedenleri nedir?

İlk soruya verdiğim cevapta da değindiğim gibi; şu an Türkiye nüfüsunun %43’ü seçtiği kişiler tarafından yönetilmiyor. Ve basına yansıyan haberlerde, önümüzdeki günlerde farklı il ve ilçe belediyelerinde istifaların devam edeceği iddia ediliyor. Hal böyleyken, mevcut durumda %43 olan temsil edilememe oranının ileride yaşanması muhtemel istifaların ardından daha da artacağı ortadadır.

Gelinen durum itibariyle; Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bir vatandaş, siyasi iradesine ipotek koyulduğunu hissediyorsa artık bu noktada demokrasiden söz edebilmek mümkün değildir. Demokrasiyi yeniden tesis edebilmenin en kolay yolu da; halkın iradesinin yeniden yönetime yansıtılmasını sağlamaktan, yani seçimden geçmektedir.

Soruyu “AKP hükümetinin buna karşı çıkmasının nedeni nedir?” diye tek bir nedene bağlantılı şekilde sormak aslında daha doğru olacaktır. Çünkü; AKP’nin, Genel Başkanımız tarafından deklare edilen, seçimlerin erkene alınmasına yönelik çağrısına karşı çıkmasının tek bir nedeni vardır, o da; AKP hükümetinin halkın önüne sandık koymaktan çekinmesidir.

Halkın yaşamını idame ettirebilmesi için gereken zorunlu ihtiyaçlarına üst üste getirilen zamlar, vergilerin vatandaşın sırtında adeta bir kambur olması, seçmenler ekonomik dar boğazdan geçerken kendilerinin “itibardan” tasarruf etmeyerek ödün vermemesi, ülkenin Ortadoğu batağına saplanmış olması, her geçen gün ilişkilerimizin kötü olduğu ülkeler listesine bir yenisinin daha eklenmesi, kandırıldıklarını ya da yanıldıklarını beyan ederek ülkede yaşanan olaylardan hiç birinin sorumluluğunu üzerlerine almamaları; AKP’nin halktan çekinmesinin, seçimlerin erkene alınması çağrısına cevap verememelerinin en önemli sebepleridir.