Gazi unvanlı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanı İsmail Kahraman, temsil ettiği makama yakışmayan, talihsiz bir açıklama yaptı. Milletin temsilcisi, bu meclisin ve gücünü aldığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değişmez ilkesi, inançların özgürce yaşanmasının güvencesi, laiklik ilkesinin anayasadan çıkarılmasını teklif etti. 

TBMM Başkanı Kahraman, işgal ettiği makama ve unvana rağmen, en ağır anayasa suçunu işledi. Meclisin kürsüsünden bağlılık yemini ettiği anayasayı ve anayasanın laiklik ilkesini çiğnedi. 

Meclis Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’ni bu ülkelerden farklı kılan, bugün dünyanın insani değerleri ile donanmış konuma getiren en temel ilkelerden birisinin laiklik olduğunun farkında değil. ettiği yemine sadakatten bihaber! 

Bir yanda yeni anayasa gündeme getirilirken, TBMM Başkanı’nın Dindar Anayasa kavramını ortaya atması, Laikliği “dini yasaklayan” bir kavram şeklinde yorumlayarak, “Yüzde 90’ı Müslüman olan, benimde Müslüman olduğum bir ülkede, insanların dinden uzak durmasına, dinle arasına mesafe koymasına ne gerek var. Anayasa neden benim dinle ilişkimi düzenlesin” diyor. Bunun bir gündem değiştirme, bazı kavramları tartışmaya açıp, erozyona uğratarak, gizledikleri emellerine ulaşmak için zemin yaratma amaçlı olduğunu biliyoruz. 

Gelen toplumsal tepkiler ardından TBMM Başkanı oturduğu makamın, temsil ettiği Gazi Meclis unvanının gereğini yerine getirerek, yanlış yaptığını, TBMM kürsüsünde ettiği yemine “sadakatsizlikte” bulunduğunu söyleyeceği yerde, “Ben şahsi düşüncemi ifade ettim” diyerek daha da büyük bir siyasi gafa, temelsiz bir savunmaya imza atıyor. 

Şayet dindar anayasa, laikliğin olmadığı bir düzen arzuluyorsa, o zaman TBMM kürsüsünde “Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” olarak nitelikleri sıralanan Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılık yemininin bir geçerliliği de yoktur. Kendisini “dindar ve Müslüman” olarak tanımlarken, “İslamın en büyük ahlaki ilkelerinden birisinin, yalan söylememek, yalan yere yemin etmemek” olduğunu çiğnemekte sakınca görmüyor demektir. 

Kısaca, TBMM Başkanının TBMM Kürsüsünde, bizlerin ve milletin önünde etiği “Laik Cumhuriyet’e bağlılık ve koruma” yemini, açıkladığı gerçek düşünceleri çerçevesinde bir “yalan yemin ve takiyeden” ibarettir. 

Demokratik, Laik Cumhuriyet’in kendilerine sunduğu özgürlükler ve olanaklar sayesinde, bulundukları yerlere gelenlerin, gerçek niyetlerinin ne olduğu açık şekilde ortaya çıkmıştır. 

AKP sözcüleri, TBMM Başkanının kendi düşüncelerini söylediğini, parti olarak laiklik karşıtı bir tutumlarının olmadığını, hazırladıkları yeni anayasa taslağında da laiklik ilkesinin temel ilkeler arasında yer aldığını belirtiyorlar. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başbakanlığı döneminde Mısır’da Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesi ve Müslüman Kardeşler’e, Muhammed Mursi’ye iktidar yolunun açılması ardından, 2011 yılında Kahire’ye bir ziyarette bulunmuştu. 

Bu ziyarette Mısır televizyonuna da bir mülakat vererek, Mısır halkına henüz yeni kavuştukları özgürlük ortamında oluşacak yeni Mısır yönetimi ve hazırlanacak yeni Mısır anayasasında yer alması gerekli kriterleri sayarken, eğitim, kadın hakları vb. unsurların dışında özellikle “Laiklik” konusunda hassasiyet göstermelerini isteyerek şunları söylemişti: 

“Türkiye’de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak, Müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde, insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır. Ben Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü laiklik din düşmanlığı değildir. Laiklikten korkmayın. Umarım ki, Mısır’da yeni rejim laik olacaktır. Umuyorum ki benim bu açıklamalarımdan sonra Mısır halkının laikliğe bakışı değişecektir.” 

-Dışarıda, etrafımızı çevreleyen, çoğu laik olmayan, bir kısmı doğrudan şeriatla yönetilen ülkelerde, laikliğe övgüler dizip, laikliğin faziletlerini anlatan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan mı AKP’lilerin samimi düşüncelerini zikrediyor, TBMM Başkanı İsmail Kahraman mı? 

-Yoksa yıllar önce söyledikleri gibi “Demokrasi hedefimize varmamızı sağlayacak bir tramvaydır. Hedefe vardığımızda tramvaydan ineriz” yaklaşımının, şimdi görmeye başladığımız örneklerindeki gibi, Tayyip Erdoğan ile İsmail Kahraman, laiklik konusunda toplumu test etmek için “iyi polis, kötü polis” oyunu mu oynamaktadır? 

Laiklik sayesinde, kadınlarımızın toplumsal yaşama katılımı, yükselişleri hayatın her alanında var oluşları mümkün hale geldi. 

Suudi Arabistan’da araba kullanması yasak olan, yanında eşi, erkek kardeşi ya da bir erkek akrabası olmaksızın sokağa bile çıkamayan, şeriat yönetimi altındaki kadınların durumunu gözünüzün önüne getirin. Suudi Arabistan’ın ilan ettiği, Suudi Vizyonu 2030 Kalkınma Planı’nda kadınların dört sektörde daha çalışabilmelerine izin veriliyor diye, bu plan “devrim” olarak nitelendiriliyor. 

Kendilerinin yıllarca mağduriyet edebiyatı yaptıkları, inançlarını yaşama özgürlüklerinin de güvencesi olan laikliği, şimdi rafa kaldırma girişimleri ve söylemlerine yönelmeleri, hakiki niyetlerinin dışa vurumudur.