CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kendisi hakkında ‘terör örgüt üyeliği’nden düzenlenen fezlekenin TBMM’ye gönderildiğini söyledi.

 CHP İstanbul Milletvekili ve insan hakları savunucusu Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır’daki bir cumhuriyet başsavcısının kendisi hakkında ‘terör örgüt üyeliği’nden düzenlendiği fezlekenin TBMM’ye gönderildiğini söyledi.

T24’ten Hülya Karabağlı’nın haberine göre, TBMM Genel Kurulu’nda konuşan Tanrıkulu, “Maalesef durumdan vazife çıkartan, ne oldukları belli olmayan kripto savcılar var” dedi ve daha önceki yıllarda yaptığı görevleri tek tek sayarak, “25 yıl Diyarbakır’da avukatlık yaptım, örgüt üyesi olamadım, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu iktidarı döneminde örgüt üyesi oldum” dedi.

‘KONTROLSÜZ SAVCI VE HÂKİMLERİN NE YAPACAĞINI BİLEMEZSİNİZ’

Cumhuriyet ile Sözcü gazetelerinin yaşadıklarına da dikkat çeken Tanrıkulu, “Parlamento, şu anda yargının vesayeti altındadır, iddia ediyorum. Şu anda kontrolünüzde olabilir, atayabilirsiniz ama yarın, bu kontrolsüz savcı ve hâkimlerin ne yapacağını bilemezsiniz. O yüzden, masaya yumruğumuzu vuralım, bu yargıçlara karşı” diye konuştu.

Tanrıkulu’nun tutanaklara yansıyan konuşması şöyle:

Değerli arkadaşlar, ifade özgürlüğü konusunda son dönemlerde geldiğimiz nokta maalesef iç açıcı değil, uzun zamandır iç açıcı değil. Şunu ifade edeyim: Birçok gazeteci hapiste, birçok akademisyen işsiz kaldı ve hapiste yani herhangi bir biçimde ifade özgürlüğünü siyasetçi olarak da ortaya koymak mümkün değil. Kendi adıma söyleyeyim… Yani yasama dokunulmazlığı var, yasama sorumsuzluğu var. Bu ayrımı bilmeyen veya bilerek de davranmayan savcılar var, yargıçlar var. Bizim burada söylediğimiz, bu çatı altında söylediğimiz sözlerin tümü dokunulmazlık değil, sorumsuzluktur. Bu sorumsuzluk bağlamında, hiçbir dava açılamaz, soruşturma yapılamaz ama maalesef durumdan vazife çıkartan, ne oldukları belli olmayan kripto savcılar var ve o savcılarla… Bugün, ben -ifade edeyim- yirmi beş yıl Diyarbakır’da avukatlık yaptım, 1980’li yıllarda, 1990’lı yıllarda, 2000’li yıllarda avukatlık yaptım, Diyarbakır Barosunun Başkanlığını yaptım, İnsan Hakları Derneğinin yöneticiliğini yaptım, kuruculuğunu yaptım, İnsan Hakları Vakfının yöneticiliğini yaptım, Uluslararası Af Örgütünün kurucusuyum, Türkiye’de örgüt üyesi olamadım ama beş yıldır CHP milletvekiliyim, Diyarbakır’da bir cumhuriyet başsavcısı vekili hakkımda örgüt üyeliğinden fezleke düzenleyerek Meclise gönderdi değerli arkadaşlar ve bu kusura bakmayın ama sizin döneminizde oldu, germek istemiyorum. Yirmi beş yıl boyunca avukatlık yaptım, serbest avukatlık yaptım örgüt üyesi olamadım, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu iktidarı döneminde örgüt üyesi oldum.

Bakın, bu Parlamento Sayın Genel Başkanınıza siyasi yasaklı döneminde siyaseti iade eden Parlamentodur, bu Parlamento ama şimdi milletvekillerinin söz haklarının, ifade özgürlüklerinin kısıtlandığı bir dönemde yaşıyoruz. Hepimiz otosansür yaşıyoruz, tümümüz. Bugün, biraz önce gördüm, 6 yaşındaki kız çocuğuyla evlenmek konusundaki düşünce, düşünce özgürlüğü konusunda ifade, ki bana göre en azından suça tahriktir, en azından. 6 yaşındaki bir çocukla evlenme konusundaki bir ifade suça tahriktir ama buna “aymazlık” demek, buna başka şeyler söylemek ifade özgürlüğü kapsamında değil ve dava konusudur.

Uğur Kurt değerli arkadaşlar, Uğur Kurt, öldürüldü cemevi bahçesinde, öldüren 12 bin lira para cezası aldı. Bugün okuyorum, annesiyle ilgili açılan dava var, polis memurunun saatinin kordonu kopmuş, üç yıl hapis cezasıyla yargılanıyor bu yargı döneminde değerli arkadaşlar.

YİNE, SÖYLEYEYİM: SÖZCÜ GAZETESİ… ORADAYDIM.

Değerli arkadaşlar, dünyanın her yerinde bir cumhurbaşkanının nerede kaldığı bir haberdir. Bir haberdir değerli arkadaşlar.

Sayın Cumhurbaşkanının orada kaldığını oradaki bütün garsonlar biliyor Marmaris’te, bütün garsonlar biliyor. Herkes biliyor ve haber yapılmış o gün saat 16.00’da. Eğer saat 16.00 itibarıyla bilip de gelmişlerse ne aymazlıktır devletteki aymazlık. Bundan dolayı hapisteler değerli arkadaşlar.

Cumhuriyet gazetesi yöneticileri, diğer gazeteciler -adlarını sayamayacağım kadar çok- akademisyenler… Ya, ne yapmışlar? Ellerine silah alıp dağa mı çıkmışlar? Şiddeti mi övmüşler? Terörü mü övmüşler? Ne yapmışlar? Milletvekilleri, bizler, neredeyse tümü ama tümü yasama sorumsuzluğu kapsamında olan sözlerden dolayı… Bakın, bu Parlamento kendi hukukuna sahip çıkmazsa ve kendi hukukumuzu, biz ne olduğunu bilmediğimiz bu yargıçlara, bu savcılara teslim edersek burada milletvekilliği yapamayız, yapamayız milletvekilliği çünkü şu anda bu Parlamentonun kaderi de olduğunu bilmediğimiz yargıçların elinde, ne olduğunu bilmediğimiz savcıların elinde. Bakın, yarın hepiniz, hepimiz, bir vesileyle “83 kapsamında değildir.” deyip tutuklamayla karşı karşıya kalabiliriz.

Değerli arkadaşlar, bu nedenle bu Parlamentonun iradesini bilmediğimiz, tarafsız ve bağımsız olmayan yargıçlara, savcılara emanet etmeyelim. Parlamento, şu anda yargının vesayeti altındadır, iddia ediyorum. Şu anda kontrolünüzde olabilir, atayabilirsiniz ama yarın, bu kontrolsüz savcı ve hâkimlerin ne yapacağını bilemezsiniz. O yüzden, masaya yumruğumuzu vuralım, bu yargıçlara karşı, bu savcılara karşı, bu hukuksuzluğa karşı en azından ifade özgürlüğü konusunda masaya yumruğumuzu vuralım. “Karışamazsınız.” diyelim “Soruşturma açamazsınız.” diyelim ve bunları bizden önce -bizler muhalefet partisiyiz- sizler söyleyeceksiniz. Bizim hukukumuzu siz koruyacaksınız. Sizin bunu yapmanız lazım.