CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak kur ve faizlere ilişkin PolitikYol’a değerlendirmelerde bulundu.

Öztrak, Türkiye’de faizi düşürmek için öncelikle yapılması gereken şeyin OHAL’e son vermek olduğunu ifade etti.

Öztrak’ın konuyla ilgili değerlendirmeleri şöyle:

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı yıllardır faizlerin yüksekliğinden şikâyet ediyor. Ne olduğu belirsiz faiz lobilerini bundan sorumlu tutuyor, hatta suçluyor. Ekonomik teoriyi bir kenara iterek faizlerin enflasyonun nedeni olduğunu ileri sürüyor. Bunları söyledikçe de faizler düşmek bir yana daha da yukarı çıkıyor. Sonuçta faiz, talimatla veya iktidar sahiplerinin sopa göstermesiyle düşecek bir şey değil. Faiz ve döviz kuru bir anlamda, ülkedeki riskleri ölçen bir barometredir. Ülkeyi yönetenlerin hataları, kusurları, yanlış politikaları doğrudan faize ve kura yansır.

Faizi düşürmenin tek bir yolu vardır, o da ülkedeki risk ve belirsizlikleri azaltmaktır. Siyasi, ekonomik, jeostratejik riskler ne kadar fazlaysa, ülke olarak o kadar yüksek faiz vermek zorunda kalırsınız. Türkiye bugün tefeci faizi veren ülke konumundadır. Türkiye’nin 2 yıllık gösterge tahvilinin faizi yüzde 14,5’e dayandı. Oysa aynı vadede ABD tahvil faizi yüzde 2,29, İngiltere’nin faizi yüzde 0,87, Almanya ve Japonya aynı vade için eksi faiz veriyor. Ancak ödenen bu tefeci faizine rağmen döviz kurundaki ateş sönmüyor. Demek ki yabancılar Türkiye’ye döviz getirmek ve Türk lirasına yatırım yapmak için bu faiz oranını yeterli görmüyor. Ya da Türkiye’nin riskleri dikkate alındığında bu faiz oranının mevcut riskleri karşılamaya yetmediği kanaatine varıyor.

Peki Türkiye’nin riskleri nedir, neden tefeci faizi vermek zorunda kalıyoruz ve buna rağmen döviz kurları düşmüyor diye baktığımızda, karşımıza öncelikle OHAL çıkıyor. Yatırımcı olağanüstülüğü sevmez. Yatırım yapacağı ülkede olağanlık yani öngörülebilirlik ister. Ancak Türkiye’de OHAL rejimi altında hukuk devletinin ve kuvvetler ayrılığının her geçen gün yıpratıldığını görüyoruz. Hukukun olmadığı yerde kimse yatırımını güvencede görmez. Hukuk olmayan yere yatırımcı para getirmeye çekinir, getireceği her bir dolar karşılığında daha fazla faiz ister. Kapıp kaçmaya çalışır.

Diğer taraftan ekonomide ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Enflasyonu ve işsizliği çift hanelerden bir türlü tek hanelere düşüremiyoruz, cari açığımız ve dış finansman ihtiyacımız giderek artıyor. Ekonomide bu yıl çarkların dönmesi için 225 milyar dolar dış finansmana ihtiyacımız var. Başta reel sektör olmak üzere ekonomide borçluluk düzeyi ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Dolar kurundaki her bir kuruşluk artış reel sektör şirketlerinin 2,2 milyar TL kur farkı zararı yazması anlamına geliyor. Sadece son bir ayda reel sektör şirketleri 58,4 milyar TL kur farkı zararı yazdı. Bu nedenle bugün Türkiye’nin büyük iş adamları bankalarla pazarlık yapmaya ve borçlarını yeniden yapılandırmaya çalışıyor. Ekonomide stres ve gerginlik her geçen gün daha da artıyor. İktidar ise sıradan hale gelen ve derde derman olmayan teşvik paketleriyle seçimlere kadar durumu idare etmeye çalışıyor.

Türkiye’de faizi düşürmek için öncelikle yapılması gereken şey OHAL’e son vermektir. Ardından hukuk devletini ve kurumları yeniden ayağa kaldırmak, kuvvetler ayrılığını yeniden tesis etmektir. Art arda paket açıklamak yerine öncelikle bunları yapmak gerekir. Çünkü ülkedeki risk ve belirsizlikleri azaltmak özel sektöre verilebilecek en güzel teşviktir.
Doğruları yapmak yerine Hükümet faiz üzerinde siyasi baskı kurmaya çalışılırsa korkarım tarih yeniden tekerrür edecektir. Biz, faiz üzerinde politik baskı kurmanın faizleri nerelere sıçrattığını, nasıl büyük krizlere neden olduğunu ve sonunda vatandaşa hangi acı ilacı içirdiğini 1994’de gördük. 5 Nisan 1994’de yaşanan krizin benzerinin bir daha yaşanmaması için geçmişin hatalarına düşmemek gerekir. Benzer şeyleri yaparak, farklı sonuçlar beklemenin alemi yoktur.