İktidarın salgını ve salgına endeksli önlemler çerçevesinde uygulanan yasakları, halkın sağlığından önce kendi siyasi geleceği için kullanma ve fırsata dönüştürme çabalarına hız verdiği görülmektedir!

Son birkaç haftadan bu yana AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedefinde doğrudan ülkemizin köklü sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları ve nihayet Ana Muhalefet Partisi CHP yer almaktadır. Adım adım izlenen planlanmış bir strateji ile Cumhur İttifakı tarafından ortaklaşa kaleme alınan bir senaryo, hayata geçirilmek istenmektedir. Baroların ardından Mühendis ve Mimar Odaları ile Birlikleri, Tabip Odaları ile Türk Tabipleri Birliği demokratik mesleki sivil örgütlenmeler olarak iktidarın hedef tahtasına oturttuğu kuruluşlardır.

Anlaşıldığı kadarıyla bu yönde bir yasa değişikliğinin meclise getirilerek yasalaştırılması, on binlerce avukatı, mimar-mühendisi, doktoru çatısı altında toplayan bu kuruluşların parçalanması, iktidara yandaş alternatif oda ve barolara kurdurulması bu yolla sivil toplum ve mesleki örgütlerin de zayıflatılması amaçlanmaktadır. Varlıklarını anayasadan ya da kurumsal özel yasalarından alan bu kuruluşlardan rahatsız olunması demokrasiden rahatsızlıktır. Darbe yönetimlerinin bile ortadan kaldırmayı ya da yasalarına ve kurumsal yapılarına dokunmayı aklına getirmediği bu sivil mesleki kurumlardan seçimle göreve gelmiş bir iktidarın neden bu kurumları kendisine tehdit gördüğü sorusunun yanıtı; çöküş, çürüme, erime yok olma sürecine girdiğini anlamış olmasıdır! Yargının üçayağından ikisini oluşturan hâkim ve savcıları HSK eliyle kontrolüne aldıktan sonra şimdi siyasi iktidar denetimi dışında kalan özerk baroları da buna dâhil etmeye çalışmak adalete güvenin hızla yok edildiği ülkemizde son güven kırıntılarının da sıfırlanmasıdır.

İktidarın barolara, odalara üyelik zorunluluğunu kaldırma, her ilde birden fazla baro ya da meslek odası kurulmasına olanak sağlama yönündeki düzenleme hazırlıkları bu kuruluşların hemşeri dernekleri düzeyine indirgenmesi, partilerin yan örgütü gibi çalışan baro ve meslek odalarının ortaya çıkması kaos ve kargaşanın büyümesi demektir!

Siyasi partiler ve seçim yasalarında, TBMM içtüzüğünde, meslek kuruluşları yasalarında en geç 15 Temmuz 2020’ye kadar değişiklik yapılması talebinin gündeme getirilmesi, danışıklı bir hazırlığın işaretidir!

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüsün (Covid-19) dünya genelinde bulaştığı kişi sayısı 4 milyon 722 bin 233’e çıkarken, beraberinde Korona salgınının dünya genelinde otoriter eğilimleri artırmasına yönelik endişeler de artıyor! Endişelere yönelik dikkat çekilen ülkeler arasında Türkiye de yer alıyor.

Elbette Pandemi ile mücadele kapsamında geçici ve orantılı olarak insan sağlığı için salgına yönelik insan haklarını kısıtlayıcı bir takım önlemler alınabilir. Bu koruyucu bir tedbirdir, normal karşılanır. Ancak böyle süreçlerden faydalanıp, Korona’yı bitirmek yerine İktidar hırsıyla belediyelere gözdağı vermek, kayyum atamak, muhalif sesleri susturmak, vb.. anlaşılır olmaktan, iyi niyetten çıkıyor!

Şimdi meslek kuruluşlarına yönelik düzenlemelerle tehlikeli adımlar atmaya hazırlanan İktidar, siyaseten karşısına engel çıkmasını önlemek için de CHP’yi kuşatmaya, yalnızlaştırmaya yönelmiş bulunuyor. Kendi yarattıkları darbe söyleminden mağduriyet çıkartmak için CHP’nin ve Gençlik Kolları’nın hedef gösterilmesi siyaseten çöküşün gizlenmesi içindir.

15 Temmuz tarihinin özellikle vurgulanması “yoruma açık ve örtülü” bir mesajdır!
Ekranlarda ölüm tehditleri savuran, ölüm listeleri hazırladığını beyan eden, müfrezeyi donatacak silah stoku olduğunu çekinmeden yazıp, söyleyenler ortalığa salınıp, dokunulmaz kılınarak toplumda korku, kaygı, iç savaş endişesi yaygınlaştırılmaya çalışıyor.
Tüm bunlar; demokratik siyasetin, ilkeli siyasi rekabetin dışında, iktidar ve ikbali her ne pahasına olursa olsun sürdürmek uğruna, kapalı kapılar ardında yazılan ve siyaset sahnesine konulmaya çalışılan, tehlikeli ve kabul edilemez oyunlardır. Türkiye’nin geleceği, toplumuzun ve gençlerimizin umutları siyasi ikbal senaryolarının malzemesi yapılmamalıdır!
18 yıldır tek başına iktidar olan AK Parti’nin en büyük alerjisi “muhalif, özerk, bağımsız” sözcükleridir. İktidar nelerden, kimlerden çok rahatsız ve hoşlanmıyor? Şimdi sırada Ne’ler var!

2002’de iktidara gelen, 2008 seçimlerinde “parmak boyasını” kaldıran AK Parti, 18 yıldır hüküm sürdüğü saltanattan vazgeçmiyor. Tabloya baktığımızda AK Parti’nin haz aldıklarından ziyade haz almadıkları artmış, “nefret tohumu” güçlenmiş!

1.“Hint” boyasını sevmedi, seçimlerde “Parmak” boyasını kaldırdı! Şaibeli seçimler çağına atladık!

2.Seçilmiş, halkın oyuyla vekâlet almış partileri, milletvekillerini, belediye başkanlarını sevmedi. Terörist, terör örgütü üyesi diye itham etti, devam ediyor da!

3.Bağımsız-özerk-kontrolü dışındaki barolardan, mesleki ve sivil örgütlenmelerden çok rahatsız! Lağvetme, itibarsızlaştırma yönünde düzenlemelere gitti, yine gidiyor!

4.Merkez Bankası’nın bağımsızlığından oldum olası haz etmedi, kısa sürede itibarsızlaştırdı! Dönemindeki MB Başkanları, itaat etmediği gerekçesiyle bir yenisi ile değiştirildi. İtaat etmeye devam, MB’ kasası boşaldı!

5.Malum! Bağımsız yargıdan, “özerk ve bağımsız” düzenleyici-denetleyici kurullardan, üniversitelerden, Kamu İhale Kurumu’ndan rahatsız ve hoşlanmıyor! Bu kurumların hepsini güven erozyonuna uğrattı!

6.Özgür, tarafsız ve bağımsız medyadan çok rahatsız ve sosyal medya alerjisi de başladı. AF kapsamında çıkarılan suçlular yine cinayetlerle gündemde, gazeteciler hapiste!

7.Özel bankalardan, talimatla faiz indirip, emirle kredi veren bankaları da hiç sevmiyor. Emrindeki sözde özerk BDDK ile ceza kesiyor!

8.Bir zamanlar konserlerini dinleyerek gururla iftiharlarını sunduğu, dünyanın dört bir yanında okullar-dershaneler açtırdığı cemaatlere, dava arkadaşlarına, seçtiği vekil-bakan-bürokratlara, faiz lobisine ve dış güçlere kızgın! Hep aldatılmış! Dış güçlerle telekonferansa devam!

8.Suriye’yi, mültecileri, sığınmacıları çok seviyordu, şimdi nefret ediyor! Şehitlerimiz sessiz sedasız uğurlanırken, Korona can almaya ve yayılmaya devam ederken, ülkemizdeki Suriyeli sayısı 3 milyon 583 bin 584 kişi oldu!

9.Sıra İŞ BANKASI’na geldi! Türkiye’nin en büyük, dünyanın sayılı özel bankaları arasındaki İş Bankası’nı da sevmiyor! Emrine, kontrolüne almanın, kasasına el koymanın, yönetim kurulunu ve iştiraklerini sessiz- sedasız bitirmenin formülünü arıyor!

Bu kadar nefretle nereye varılacak! 10 maddede özetlemeye çalıştığım tespitlerimde üzülerek ifade ediyorum ki; hizmet etmekten pek çabuk yorulan İktidar, söz geçiremediği kişi ya da kurumları kontrolüne almaktan, yönetim kurul ve iştiraklerini kendi siyasi arpalığı haline çevirmekten hiç yorulmuyor!

Ülkemizi birlik beraberlikten uzaklaştıracak, kamplaşmaları, düşmanlıkları körükleyecek, felaketlere sürükleyebilecek bu gidişat çok vahimdir!

Serinkanlı ve akılcı uyarılarla iktidarı bu yanlışlardan döndürme,
ülkemizde barış ve esenliği hakim kılma görevi, sorumluluğu Partimize ve bizlere düşmektedir.