Söyleşi: Pelin Teymur

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu geçtiğimiz referandum süreci, evet ve hayır blokları ve Hayır’ın yol haritasıyla ilgili sorularımızı cevapladı. 

2019’a giderken “Hayır bloku” kavramının terk edilmesi gerektiğini söyleyen Bekaroğlu, “Referandumda en temel belirleyen, tek adam rejimine hayır dememizdi, o nedenle hayır bloku kavramı uygundu. Şimdi hayır demeyeceğiz, yeni bir şey söyleyeceğiz, pozitif, umut veren, geleceği işaret eden bir kavram bulmalıyız.” diyor

-Referandum sürecinin nasıl değerlendiriyorsunuz, evet ve hayır bloklarını nasıl çözümlersiniz?

İsterseniz “evet bloku”ndan başlayalım. 18 Maddelik anayasa paketinin bir tek adam rejimini öngördüğü açık olmasına rağmen seçmenin yarısı nasıl oldu da “evet” dedi. Bu soruyu şöyle de sorabiliriz: Erdoğan/AKP, giderek demokrasiden uzaklaşıyor olması ve 15 yıllık iktidarının sonunda Türkiye’nin iç barış, demokrasi, hak ve özgürlükler, Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi temel sorunlarının olduğu gibi durması, ekonominin tıkanması, ayrımcılığın had safhaya ulaşması, adaletsizliğin kol gezmesine rağmen seçmen hala niçin destek veriyor?

Bence; evet oylarını belirleyen en temel iki dinamik muhalefetle ilgili. Evet diyenler; onlar gelirse kazanımlarımızı kaybederiz, imam hatiplerimiz, başörtümüz, kuran kurslarımızı, vakıflarımız, derneklerimiz tehlikeye girer diyorlar. Yine evet diyenler, onlar gelirse ekonomiyi yönetemezler, ekmeğimiz küçülür, sıkıntı olur diye düşünüyorlar. Belki küçük bir çekirdek AKP seçmeni, medeniyet inşası gibi ideolojik amaçlara dayanmaktadır.

Görüldüğü gibi “evet”in temel dinamiği eski Türkiye ile ilgili. Bildiğimiz 70 yıllık Türkiye’nin siyasi sosyolojisi.

“Hayır Bloku”, elbette daha kıymetli, hayır tercihinde bulunanlar yeni ve Türkiye’yi değiştirecek bir şey yaptılar. Hayırcılar demokrasiye, demokratik siyaset zeminine sahip çıktı, tek adam rejimine karşı çıktı. Hayır diyenler; kimlikleri, inançları ve yaşam tarzlarına göre hareket etmediler. Serbest seçimlerin yapılabildiği, Meclisin işlediği, sorunların konuşularak/müzakere ile/istişare ile çözüldüğü bir Türkiye’yi savundular. Elbette hayır diyen siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, gruplar ve kişiler kimlikleri ve siyasi görüşlerinden vaz geçmediler ama kimlik ve siyasi görüşün/programın ancak demokratik siyasal zeminin bulunduğu bir yerde anlamlı olacağını gördüler. Bunlar Türkiye için yeni ve anlamlı şeyler; buradan hareketle işte şimdi yeni bir Türkiye’nin imkanı/fırsatı doğmuştur.

-Hayır’ı büyütmek bugünün temel tartışması. Sizce hayır nasıl bir yol haritası izlemelidir?

Bilmem paylaşır mısınız; benim şöyle bir tespitim var. Evetçi-hayırcı toplumumuzun kahir ekseriyetinin ortak duygusu endişedir; gelecek endişesi. Evetçilerin büyük çoğunluğu da geleceğe güvenle bakamıyor. Ne olacağız, her şey daha da mı kötü olacak, ortalık karışacak mı, ekonomik kriz mi geliyor, iç savaş mı çıkacak, savaş olur mu… bu sorular herkesin kafasını meşgul ediyor. İşte bunlara cevap verenler ülkenin geleceğini belirler. İnsanların güvene, normalleşmeye, umuda ihtiyacı var.

Her şeyden önce toplumun önüne yeni bir gelecek tasarımı/ütopya/hikaye koymak gerekir. Uzun süreden beri toplum/millet olma vasfını giderek kaybediyoruz, ortak tasa ve kıvanç duyacağımız konular giderek azalıyor. Sadece hayır diyenler değil, evet diyenler için de gelecek endişesi giderek artıyor.

Bölünmüş, kamplara ayrılmış/ayrıştırılmış bir toplumda yeniden iletişimi, birlikte yaşama kültürünü, birbirini duymayı, karşılıklı saygıyı, barışçıl ve olumlu bir siyasal kültürü ve anlayışı oluşturmalıyız.

Bizi tekrar bir toplum/millet yapacak bir gelecek tasarımına/hikâyeye ihtiyaç var; herkesin kendini içinde hissedeceği, herkesin “muhalif de olsam, azınlık da olsam ben bu toplumun bir parçası olurum, bana bir haksızlık ulaşsa hakkım iade edilir, güvende içinde, işimde gücümde, özgür olarak yaşarım” diyebileceği bir hikaye.

Hiç kuşku yok ki, sadece Türkiye değil, dünyanın gidişi de insanlara bir belirsizliğin, bir karanlığın içine doğru savruluyoruz hissi veriyor. Yani sorunlarımız gibi korkularımız da artık küresel.

O nedenle ortaya koyacağımız gelecek tasarımı; dünyadaki insanlık/medeniyet krizine karşı yeni bir iddia taşımalı, demokrasi problemine/krizine karşı yeni bir iddia taşımalı, modernleşme ve kalkınma krizine karşı yeni bir iddia taşımalı, küresel adaletsizliğe karşı yeni bir iddia taşımalı. Yani yeni bir demokrasi ve yeni bir hayat projesi olmalı…

Nasıl olacak bu iş, kim yapacak? Elbette öncelikle hayır diyenlerin ana gövdesi olan CHP yapacak. Ama Türkiye’de demokrasiden yana olan herkesi, tüm grupları, kişileri dahil edecek bir çalışmaya ihtiyaç var.

-Toplumsal ve siyasal muhalefetin bundan sonraki süreçte izlemesi gereken siyaset konusundaki fikirleriniz nelerdir?

Aslında 16 Nisan referandumu bundan sonraki sürecin, yol haritasının işaretlerini veriyor. Kaybedilen demokratik siyaset zeminidir. İşte bu zemini yeniden ve daha muhkem olarak inşa edecek bir demokrasi programına ihtiyaç var. Hayır diyen siyasi partiler, gruplar ve kişiler, kimlik ve siyasal görüş/programlarını saklı tutarak asgari müştereklerde bir araya gelecekler. Asgari müşterekler dediğimiz; serbest ve adil seçimler, seçim güvenliği, Meclisi tekrar sistemin kalbi yapmak, hukuk devletidir. Bunu mümkün kılacak bir geçiş programı için herkesin eşit olarak dahil olacağı bir mekanizma/ bir diyalog süreci oluşturulacak. Elbette geçmişte olanlar dahil her şey konuşulacak ama daha çok demokratik siyaset zeminin yeniden inşasına yoğunlaşılacak.

Eğer bir değişiklik olmazsa önümüzde iki seçim var; önce Mart 2019’da yerel seçimler, sonra Kasım 2019’da cumhurbaşkanı(hükümet) ve Meclis seçimleri. Yerel seçimler çok önemli; Mart 2019’da uygun adaylar ve alternatif programlarla girilecek yerel seçimlerde büyük şehirlerin alınması Kasım 2019’u da belirler.

Hiç kuşku yok ki, kimlerin aday olacağı da önemli ama topluma ne söyleyeceğiz; nasıl bir umut ve motivasyon koyacağız ki, hayır diyenleri bir arada tutalım ve buna evet diyenlerden de hatırı sayılır bir kitleyi dahil edelim, buna kafa yormalıyız.

Son bir şey söyleyeyim; bu sürecin en temel esprisi, cepheleşmelerden, kutuplaşmalardan, bloklaşmalardan uzak durmaktır. Toplumdaki endişenin en başta gelen nedeni kutuplaşmadır. O nedenle artık şu “hayır bloku” kavramını terk etmeliyiz. Evet, referandumda en temel belirleyen, tek adam rejimine hayır dememizdi, o nedenle hayır bloku kavramı uygundu. Şimdi hayır demeyeceğiz, yeni bir şey söyleyeceğiz, pozitif, umut veren, geleceği işaret eden bir kavram bulmalıyız. Bir mesajı olmalı bu kavramın. Erdoğan meydanlarda kükreyip duruyor; Rabia diyor, tek diyor. Bana kalırsa biz, tek/teklik yerine bir/birlik talep etmeliyiz, tüm farklılıkları bir araya getirecek, farklılıklarla kıymetli olan bir birlik projesi koymalıyız toplumun önüne.

Şunu da ekleyeyim; elbette tüm partiler ve gruplar ama herkesten çok CHP buna gayret edecek. Eğer CHP bunu yapmazsa, kendisini bu yeni duruma göre söylem, program, örgüt ve eyleyiş biçimi olarak hazırlayamazsa bizde de bir Macron çıkar ve iş bambaşka bir mecraya doğru akar. Bambaşka mecra derken; Türkiye Fransa değil Macron çıkaracak dinamikler oluşmuş değil, süreci sağlıklı şekilde aşamayız. Ben yeni demokratik bir Türkiye için bu krizi bir fırsat ve imkan olarak görüyorum. Bu fırsatı ve imkanı harcamış oluruz; sahici olmayan, popüler, aldatıcı bir dalga bizi alıp götürür. Demem o ki, toplumun önüne sahici bir çözüm koymalıyız, sağ popülizmin karşısına sol popülizmi koymak ülkeye bir şey kazandırmaz.