CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Anneler Gününün kutlandığı bu hafta, çocukları gözaltında kaybedilen anneler adına her yıl 20 ve 27 Mayıs arasındaki haftanın “Cumartesi Anneleri Haftası” olarak anılması ve bu konuda etkinlikler yapılması için TBMM Başkanlığına kanun teklifi verdi.

Altıok konuyla ilgili verdiği kanun teklifinde gözaltında kaybetme ile ilgili olarak şunları söyledi:

Gözaltında yok etme veya kaybetme, baskıcı iktidarların, kendi yapısını korumak için toplumsal muhalefete karşı uyguladığı organize ve bilinçli hukuk dışı bir saldırıdır.

Bu kirli yöntem, baskı ve şiddet  uygulayan ülkelerde karanlık odakların baskı ve sömürü sistemine karşı aktif mücadele içinde olan devrimcileri, aydınları ve insan hakları savunucularını gözaltına alıp kaybederek, halk arasında korku, belirsizlik ve kaygı yaratma ve böylece toplumsal muhalefeti susturma çabasıdır. Dünyanın her yerinde aydınlar, sendikacılar, öğrenciler, gazeteciler, işçiler, yazarlar, hukukçular, yani halkın her kesiminden insan bu saldırının hedefi olmuştur.

1996 yılından bu yana her yıl birçok ülkede17-31 Mayıs tarihleri arasında “Uluslararası Kayıplar Haftası” etkinlikleri yapılıyor. Birçok ülkede kaybedilen insanlarla ilgili etkinlik yapılırken Türkiye’de resmi şekilde bu organizasyonların yapılmaması büyük bir kayıptır. Uluslararası Kayıplar Haftasının tarihsel arka planına ilişkin ülke hafızamız bizi Türkiye’de gözaltında kayıpların simgesi haline gelmiş Hasan Ocak’a götürüyor.Hasan Ocak 1995 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı ve 58 gün sonra kimsesizler mezarlığında bulundu. Hasan Ocak davasında 21 yıl geçmesine rağmen 17 Ekim 2016 tarihinde dosyada “zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildi. En sonunda da mahkeme, davaya verilen takipsizlik kararını bozup, davanın genişletilmesine karar verdi.

Hasan Ocak davasından hareketle kayıplara karşı mücadelenin uluslararası düzeyde ele alınması amacıyla, bir yıl sonra İstanbul’da gözaltında kayıplara karşı uluslararası bir kurultay toplandı. 17-19 Mayıs 1996 tarihleri arasında tüm baskılara rağmen toplanan Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı, Arjantinli Plaza De Mayo Anneleriyle, Cumartesi Annelerini ve dünyanın birçok yerinden kayıp ailelerini bir araya getirdi. Bu kurultayda birleşik mücadelenin sürekliliğini sağlamak amacıyla Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite’nin (ICAD) kurulmasına karar verildi. Ayrıca Hasan Ocak’ın işkence edilerek öldürülmüş bedeninin bulunduğu tarih olan 17 Mayıs tarihinden hareketle, 17-31 Mayıs tarihleri de “Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası” olarak ilan edildi.

1995 yılının 27 Mayıs Cumartesi günü insanlık ve hukuk dışı birçok benzer nedenle yakınlarına ulaşamayanlar  Galatasaray’da “sessiz” bir şekilde oturmaya başladı. Bu oturma eylemlerinde  özellikle evlatlarını arayan anneler olması nedeniyle kamuoyu onları CumartesiAnneleriolarak isimlendirdi.

Cumartesi Annelerinin kararlı mücadelesi bu konuda yol göstericidir. Cumartesi Anneleri tam 633 haftadır Galatasaray Meydanı’nda toplanıyor. İlk zamanlar polis şiddetine maruz kalsalar da tam 633 haftadır aynı acıyla, aynı kararlılık ve isyanla bir arada haklı mücadelelerini sürdürüyorlar.

Türkiye’deki gözaltı kayıpları için veri tabanı oluşturan Türkiye İnsan Hakları Vakfı rakamlarına göre, 1980-2000 yılları arasında 757 kişiye gözaltına alındıktan sonra bir daha ulaşılamadı.

Bu kayıplarda Diyarbakır, 151 kayıpla birinci sırada yer alırken, Diyarbakır’ı 48 kayıpla İstanbul, 28 kayıpla Şırnak’ın Cizre ilçesi izliyor. Gözaltına alınan kişiler genellikle işkence ile katledilmiş ve gizli bir yere gömülerek cesetleri ortadan kaldırılmıştır. Bölgede mantar gibi çıkan ölüm kuyularına sadece faili meçhullere kurban gidenler değil; insanlık da atılmıştır. Türkiye, medeni ve insan haklarına saygılı bir ülke olmak istiyorsa önce kayıpları sonra da gömdüğü insanlığını o kör kuyulardan çıkartmalıdır. 

Devlet, aşiret, mafya ilişkisinin ortaya saçıldığı Susurluk kazasının üzerinden 20 yıl geçmesine karşın, Mehmet Ağar’ın sorumlu olduğu ve itiraf ettiği binden fazla operasyon hâlâ aydınlatılabilmiş değildir.

Türkiye’deki gözaltındaki kayıp dosyalarının yüzde 90’ına yakını soruşturma aşamasında kapatılmıştır. Türk Ceza Yasası’nda gözaltında kaybetmek adli bir suç olarak görülmektedir. Bu nedenle hem yargılama hem soruşturma bunun üzerinden yapılıyor ve 20 yıllık bir zaman aşımına tabi tutuluyor. Dolayısıyla Türkiye’de zaten çok az sayıda gerçekleşen gözaltında kaybetme davası da sıradan bir suç, cinayetmiş gibi görülüyor. Konu sıradan bir suç şeklinde değil “insanlığa karşı işlenen” suçlar kapsamında değerlendirilerek zaman aşımından çıkarılmalıdır.

AİHM, kayıplarla ilgili olarak, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşama hakkıyla ilgili 2., özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. ve mağduriyetin karşılanmasıyla ilgili 13. Maddesini ihlal ettiği görüşüne vardı. Türkiye bu konu yüzünden tazminat ödemek zorunda kaldı.

Türkiye, Birleşmiş Milletlerin “Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildiri”yi imzalamadığı zaman dönemin Başbakanı Erdoğan “İmzalamıyorsak bir bildiğimiz var” demişti. Bu cümle üzerine eski AKP Milletvekili ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül“Erdoğan’ın bildiği şeyin ne olduğunu ben bilmiyorum” demişti.Bugün gözaltında kaybedilenlerin büyük çoğunluğunun akıbeti hala ortaya çıkarılamamış ve kaybedenler yargılanamamış ya da göstermelik davalar açılmışsa bunun nedeni bu suçları işleyenlerin hala devlet ve karanlık yapılariçerisinde var olmalarından gelmektedir.

Gözaltında kayıplara karşı mücadele, insanlık mücadelesinin bir parçasıdır.

Burada sadece insanlarımız değil, dünlerimiz kayıptır. Bu olaylar aydınlatılmadıkça bugünlerimiz de birer “kayıp gün” olarak tarihe geçecektir. Dünden bugüne karanlıkta kalan her kayıp vakası, ülkenin yarınına bırakılacak kirli birer miras olacaktır.

Geçmiş acılarla sağlıklı bir şekilde hukuki ve toplumsal yüzleşme sağlanması çağdaş ve gelişen bir ülke olmanın temel koşuludur. Geçmişten alınan derslerle geleceği kurgularken toplumsal hafızası ve vicdanı güçlü bireyler yetiştirmek, aydınlık bir geleceği tesis etmek için her yıl 20 ve 27 Mayıs arasındaki haftayı Cumartesi Anneleri Haftası” olarak belirleyerek karanlıkta kalmış tüm faili meçhul cinayetler ve insanlık suçunu ve suçlularını aydınlığa çıkartmak için toplumsal tüm yapı ve katmanların işbirliği ve kamuoyunun dikkati en etkin şekilde sağlanmalıdır.