Enflasyon yeni yıla piyasa beklentilerinin oldukça üzerinde başlangıç yaptı. TÜFE’nin yüzde 1.7 artacağı öngörülürken, yüzde 2.46 artış gösterdi. Yıllık enflasyon ise yüzde 8.53’ten yüzde 9.22’ye çıktı.

Açıklanan enflasyon verileriyle ilgili CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke basın açıklaması gerçekleştirdi.

Böke’nin açıklaması şöyle:

Ekonomide son bir haftada açıklanan veriler ve yaşanan gelişmeler, ekonomik gidişatın vahametini ortaya koymaya devam ediyor. İktidarın, tüm sessiz kalma ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranma ısrarına rağmen, her gün ekonomimizin içinde bulunduğu kritik durumu ortaya koyan gelişmeler yaşıyoruz.

TÜİK’in bu sabah açıkladığı Ocak ayı enflasyon rakamı, son bir yılın en yüksek enflasyonu olarak kayıtlara girdi. Ocak ayı enflasyonu, yıllık bazda yüzde 9.22’ye çıktı. Türkiye artık enflasyonda “çift hane dönemine” yeniden sürüklenmektedir. Bir yandan iktidarın yarattığı belirsizlik ve güvensizlik nedeniyle Türk Lirasında yaşanan değer kaybı, diğer yandan da enflasyonda yaşanan sürekli artış nedeniyle, artık 80 milyon olarak hepimiz daha fakiriz.
Hafta başında açıklanan turizm verileri, Türkiye’nin sadece 2016 yılında turizm gelirlerinin yüzde 30’unu, yani üçte birini kaybettiğini ortaya koydu. Ekonomiye güven şu anda son 8 yıldan, yani 2009 kriz yılından bu yana, en düşük seviyesinde. Öte yandansa, ihtiyaçlarını gidermek için geliri yetmeyen vatandaşların zaten yüksek olan borç yükü artmaya devam ediyor. Kısacası geldiğimiz noktada, yabancı yatırımcıdan turiste, yerli üreticiden tüketiciye kimse ekonomiye güvenmiyor. Kapasite arttırılamıyor, katma değeri yüksek üretim yapılamıyor, turizmde gelir kaybı büyüyor, hayat pahalılaşmaya devam ediyor. 2014’ten beri yaşıyor olduğumuz ‘’Fiili Başkanlık’’ yarattığı işsizlikle, enflasyonla ve istikrarsızlıkla vatandaşa büyük bir ekonomik yük olmayı sürdürüyor.

Vatandaşın bu borç sarmalından çıkışı için belirsizliği ortadan kaldıracak, güven inşa edecek, istikrar sağlayacak yeni bir ekonomik ve hukuki yönetim anlayışına ihtiyaç var. Bu anlayışın biran önce hayata geçirilememesi halinde Türkiye sadece ‘’yatırım yapılamaz bir ülke’’ olmayacak, ülkemizde hayat hepimiz açısından ‘’nefes alınamaz’’ hale gelecek.
Bugün gelinen noktada kritik soru şudur: Türkiye, cebimizi eriten, mutfağımızı yakan, Türk lirasını değersizleştiren, ekonomik adalet ve özgürlüğü yok eden bu anlayışa mahkum mu? Türkiye ekonomisinin geleceği, iktidarın göz göre göre atmadığı adımlarla bir karanlık tünele sıkışmak zorunda mı? Yanıtı ise son derece açık ve nettir: Elbette ve kesinlikle HAYIR.