CHP’de Ortanın Solu ile başlayan siyasal metamorfoz tartışmaları

Tunay Şendal

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1958’de HP’nin katılımıyla liberalleşmesi, 65’te dört gruba ayrılışı, 68’te başlayan İnönü-Ecevit rekabeti, 69’da partiye ağırlığı koyan Ortanın Solu doktrini ve onun 70’lerde yerini Demokratik Sol’a bırakması; bu arada Baykalcı hizbin doğuşu…

Ortanın Solu kavramı, Türk siyasetinde 1960 yılının Ağustos ayı sonlarında İsmet İnönü ile dönemin CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal’ın, partinin izleyeceği yolu saptamak için Heybeliada’da bir araya geldikleri görüşmelerde ilk kez gündeme gelmiş ve ilk defa Metin Toker’in sahibi olduğu Akis Dergisi’nin 31 Ağustos tarihli sayısında Türk basınında yer almıştır.[1] Ancak içi doldurulamayan söylemin parti içerisinde dile getirilmesi beş yıllık bir zaman dilimini kapsamıştır. 1965 seçimleri öncesinde, bir parti ilçe teşkilatı istişaresi sırasında Ortanın Solu kavramı İsmet İnönü tarafından ilk kez bir parti organında dile getirilmiş ve Genel Başkan: “CHP’nin partiler yelpazesindeki yerinin ortanın solunda olduğunu” söylemiştir.[2] Mevcut tablo ülkede yerleşmeye başlayan demokrasinin tabii bir neticesi olarak CHP’nin işlevselliğini yitirmiş eski kimliğinden sıyrılıp, farklı bir söylemle toplum önüne çıkışının bir ürünü ve aynı zamanda siyasi yelpazedeki yerini belirlemesidir. Ancak Ortanın Solu akımının ortaya çıkışında; 1960 askeri müdahalesi yeni anayasa, Türkiye İşçi Partisi’yle (TİP) benimsenen sol fraksiyonun yükselişine değin giden bir entelektüel geçmişin etkisi de mevcuttur.[3]

CHP, “ORTANIN SOLU”YLA PARTİ KİMLİĞİ KAZANDI

Parti-devlet bütünleşmesi sonucu bir kamu kurumu görünümündeki CHP’yi gerçek bir siyasi parti hâline getirmeyi hedefleyen bu siyasal metamorfoz, aynı zamanda CHP’yi demokratlaştırırken son tahlilde ise CHP’ye sosyal demokrat bir kimlik kazandırmıştır. Ortanın Solu kavramı, tam bir ideolojik kimliği yansıtmaktan daha ziyade politik doktrin olarak gelişen bir ilkeler bütünüdür. Politik doktrin, toplumu idare etme ya da yönetme yetkisinin kazanılması ve pratize edilmesiyle ilgili hususta savunulan, öğretilen ve icra edilen politika, görüş veyahut prensip anlamını taşımaktadır. Politik doktrin terimi çoğu kez siyasi ideoloji kavramı ile karıştırılmaktadır. Lakin doktrin, ideolojinin devinimi açısından eksiklikler barındırır ve belirli bir konuyla alakalı ne olması gerektiğinin tutarlı bir ifadesidir. Bu açıdan da salt manada teorik bir söylemdir. Meta-teorik manada felsefik öğretilerle ilgilenen politik doktrin, başlı başına siyasi bir kimliğin oluşmasından ve ideolojinin prototipinden evvel, belirli bir mantalitesi olan bir değerler setine dayanır.[4] Bu manada Ortanın Solu kavramı, CHP’de sosyal demokrasinin kapılarını aralayan hatta demokratik solun da tohumlarını filizlendiren bir politik doktrin vasfına sahiptir.

HP’NİN KATILIMI CHP’Yİ LİBERALLEŞTİRDİ

HP’nin (Hürriyet Partisi) 1958 yılında CHP’ye katılmasıyla birlikte CHP içinde liberal görüş hakim olmaya başlarken parti programı yeniden değiştirildi ve değişen program mevcut anayasada bir revizyon öngörüyordu.[5] Bu revizyonist program nispi temsil, ikili meclis, sosyal adalet, hukukun üstünlüğü gibi konuları kapsamaktaydı. 1957 yılında yapılan genel seçimler ile oy oranını arttıran CHP, HP’nin de partiye dahil olmasıyla birlikte daha aktif bir tempo kazandı. TBMM’de Milli Korunma Kanunu’nun kaldırılması ve grev hakkı gibi konuları kapsayan kanun taslakları öneren CHP’nin tutumundaki yönelim, 1959 yılında gerçekleşen 14. Kurultay ile son şeklini almış oldu. Bu açıdan bakıldığında Ortanın Solu akımının ilk fikirsel hareketleri, CHP’nin 14. Kurultay’da duyurulan “İlk Hedefler Beyannamesi” nde karşımıza çıkmaktadır. Liberal çizgiye yakın olarak bilinen HP’nin CHP’ye katılmasının ardından düzenlenen ilk kongre olan 14. Kurultay, HP ve CHP arasındaki uzlaşı neticesinde karar kılınan konuların müzakeresi adına düzenlenmiştir. İlk Hedefler Beyannamesi’nin raportörü HP’den Turan Güneş olmuştur. Cemal Fedayi’ye göre Turan Güneş; Ortanın Solu akımının entelektüel lideridir.[6] Bu bağlamda Ortanın Solu akımı, liberal bir damardan beslenerek sosyal demokrasi ve siyasal liberalizmi de içermiştir. Partide kurultaylar sonrasında yeni parti programlarının genel hatlarını oluşturan bir bildirinin ilan edilmesi gelenekselleşmiştir. Bundan mütevellit Ortanın Solu akımının zuhur edişinde 13. Kurultay’dan başlayan ve 1965 öncesi düzenlenen kurultaylarda duyurulan her bildirinin önemli bir payı mevcuttur. 15. Kurultay’da ilan edilen Temel Hedefler Beyannamesi ve 17. Kurultay’da yayınlanan İleri Türkiye Ülküsü 1965 öncesinde Ortanın Solu akımının gelişimine katkısı olan iki önemli bildirgedir. 15. Kurultay’da yayınlanan Temel Hedefler Beyannamesi ekonomik bir içeriğe sahipken 17. Kurultay’da yayınlanan İleri Türkiye Ülküsü daha çok sosyal içerikli konuları kapsamaktadır. Bu bağlamda Ortanın Solu akımının alt yapısının oluşumunda siyasi açıdan İlk Hedefler Beyannamesi, ekonomik açıdan Temel Hedefler Beyannamesi sosyal yönden ise İleri Türkiye Ülküsü bildirileri temel oluşturmuştur yorumu yapılabilir.[7]

İNÖNÜ, PARTİDEKİ MİLLİYETÇİ GRUPLARA RAĞMEN…

CHP’de esen bu rüzgârların değişim odaklı bir tartışma haline gelmesini, ‘’Ortanın Solu’’ ifadesinin keşfinde rol oynayan İbrahim Öktem’in parti meclisine verdiği takrir başlatmıştır. 1961 yılındaki bu mezkûr parti meclisi istişaresi, aynı zamanda parti için mühim bir kırılma anının ilk hamlesini oluştururken ayrıca sonraki dönemlerde daha somut bir kimlik kazanacak olan akımın, parti teşkilatı içerisindeki ilk faal çıkışını da temsil etmektedir. Parti meclisinde ilk olarak sözü Turan Güneş almış ve an itibariyle partiye köylü ve işçi gibi yoksul grupların çıkarlarını hedef edinen ve bu kesimlerin refahını yükseltmeyi amaçlayan farklı bir yön kazandırılması gerektiğini, bilhassa nispi temsile geçilmesinin ardından her zümreden birinin tek çatı altında toplanamayacağını belirtmiştir. Güneş’ten sonra, Bülent Ecevit onu destekleyen mahiyette bir konuşma yapmış, ardından İbrahim Öktem, tartışmanın neticeye vararak partinin seyredeceği yönün belirlenmesi amacıyla bir önerge vermiştir.[8] Bu tarihi çıkışın dışında Yön de 4 Nisan 1962 tarihinde yayınlanan “C.H.P.: Yön Aranıyor” başlıklı haber, parti içinde esmekte olan değişim rüzgarlarının şiddetini arttırmıştır. Görüldüğü gibi 1960 yılında ilk kez İsmet İnönü tarafından dillendirilen ve 1965 yılında tanımlanmaya çalışılan Ortanın Solu akımı, bu süreçlerden geçerek ortaya çıkmış ve tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Değişim rüzgârlarının sesi parti içerisinde tepkilere hatta gruplaşmalara bile neden olurken Ortanın Solu kavramına karşı oluşan tepkilerin ilki milliyetçi söylemleriyle tanınan Tahsin Banguoğlu ve sağ gruptan gelmiştir. Tahsin Banguoğlu, Genel Başkan İsmet İnönü için kaleme aldığı bir mektupta; partide sosyalizme kayan bir tutum benimsediğini, bu durumun toplumsal sınıflaşmaya neden olacağı gibi devlet kapitalizmi ve teknokrasinin de önünü açacağını ifade etmiştir.[9] Banguoğlu, İnönü’yü eleştirirken: “Atatürk doğuştan ülkücü, daha doğrusu ‘ülkücü gerçekçi’ bir önderdi. Halefi ise belki yine doğuştan ‘maddeci-hayalci’ bir şahsiyetti. Şöhretine ve büyük nüfuzuna dayandığı Atatürk’ün eserini şekilde korumaya çalıştı. Fakat onun ayrı bir dünya görüşüne, tarihi materyalizmine doğru gitmesi adeta mukadderdi. Nitekim öyle oldu.’’[10] gibi ifadeler kullanmış ve bu sert eleştiriler Banguoğlu’nun partiden ihraç edilmesine sebep olmuştur. Banguoğlu’nun ihraç edilmesinden sonra liderlik yaptığı gruptaki R. Kunter, T. Sökmen, F. Güleç, F. Rıfkı Atay, F. Şerafettin, Ş.R. Hatipoğlu, N. Özdemir, S. Çumralı, A. A. Bolak, H. D. Erginsoy, Oğuz Bekata gibi isimler ise bir süre daha Ortanın Soluna karşı parti içinde mücadeleye devam etmiştir. Seçimler esnasında Ortanın Soluna karşı ikinci muhalif hareket, CHP eski Genel Sekreteri Kasım Gülek tarafından gelmiş, parti umdelerinin yalnızca kurultayda alınan karar doğrultusunda değiştirilebileceğini bildiren Gülek, Ortanın Soluna açıkça karşı çıkmıştır.[11]

65 SEÇİMLERİ VE YENİ GRUPLAŞMALAR…

1965 seçimlerinin ardından CHP içindeki tartışmalarla birlikte gruplaşma dörde ayrılmıştır: Birinci grup, İnönü’ye yakın olan ve Ortanın Solu akımını destekleyen ‘’Forum Grubu’’ dur. Bülent Ecevit, Turan Güneş, İbrahim Öktem, Orhan Birgit gibi isimlerin yer aldığı ekip sonrasında ‘’Ortanın Solu Ekibi’’ adıyla anılacak ve akımın kemik kadrosunu oluşturacaktır. İkinci grup; Mustafa Kemal Paloğlu, Selahattin Hakkı Esatoğlu, Şükrü Koç, Mustafa Ok, Murat Öner, Seyfi Sadi Pencap, Muammer Erten gibi isimlerden oluşan ve birinci gruba yakın olan ‘’Sol Grup’’dur. Üçüncü grubu Cemal Reşit Eyüboğlu’nun önderliğindeki ‘’Marksist Ekip’’ oluştururken Turhan Feyzioğlu, İsmail Rüştü Aksal, Nüvit Yetkin, Ferit Melen gibi isimlerin başını çektiği dördüncü grup ise asıl muhalefeti oluşturan kanattır. Bu tartışmaların başında CHP’nin Ortanın Solu’nda değil ‘’sağında’’ olması gerektiğini savunan Turan Feyzioğlu’nun muhalefeti de dikkat çekmektedir. Daha sonra Ortanın Soluna karşı muhalefetin başrollerinden biri olacak olan ancak partinin ağır toplarının muhalefete başladığı bu dönemde, sessiz kalmayı tercih eden Kemal Satır ise İnönü önderliğinde başlatılan akımı, anayasal bir yaklaşım olarak gördüğünden vahdaniyet anlayışıyla destek olduğunu açıklamıştır. Lakin bir zaman sonra partide “Yeni Tarihi Akım” olarak anılmaya başlayan akıma karşıt durduğunu ifade etmiştir.[12] Ortanın Soluna karşı duran isimlerin kafalardaki soru işareti ‘’Ortanın Solu’nun, aşırı soldan farkı nedir?” sorusuydu. Muhalifler bu ayrımın net bir şekilde belirlenmesini ve Cumhuriyetin temellerine dayanan geleneksel parti kültürünün göz ardı edilmemesini istemiştir. Turan Güneş ve Bülent Ecevit gibi yeni doktrini savunan isimler ise bir ayrışma endişesi taşımadan eleştirileri değerlendirmiş, akımın temellerini sağlamlaştırmaya çalışmıştır.[13] Ortaya çıktığında gerek sosyal gerekse siyasal içerikli sağlam bir alt yapısı bulunmayan Ortanın Solu akımı, gelen eleştirilerle kendini şekillendirerek geliştirmiştir. Ancak Parti Meclisi’ndeki bu tartışmalar, siyasi değişim ile birlikte parti içi tartışmaların ve hizipleşmelerin kapısını aralayarak tarihe geçecek olan süreci de beraberinde getirmiştir. Ortanın Solu kavramı, genel olarak parti dışından daha ziyade parti içinde çok daha fazla tartışılmıştır. Keza net olarak içi doldurulamayan ve 27 ayrı anlamda tanımlanmaya çalışılan Ortanın Solu deyimi henüz içi doldurulamamış bir slogandan ibarettir.

 “CHP SOSYALİST DEĞİLDİR VE OLMAYACAKTIR!”

Ortanın Solu akımıyla ilgili sağlanan bir uzlaşı ortamı henüz mevcut değilken parti içi ilk etkili muhalefet grubu Turhan Feyzioğlu tarafından Sekizler Hareketi ile vücut bulmuştur.[14] CHP içerisinde ‘’Sekizler Hareketi’’ adı verilen grup 1966 senato seçimleri sonrasında ortaya çıkmış ve Turhan Feyzioğlu’nun liderliğini üstlendiği ekiptir. PM içerisindeki sekiz azadan oluşan muhalif grubun, TBMM’de 63 üyeli destekçi bir grubu vardı. Hareketin parti içerisinde bir muhalif grup olarak doğmasından evvel özellikle ekibin liderliğini üstlenen Turhan Feyzioğlu 1965 seçimleri boyunca Ortanın Solu akımını savunurken devletçiliğin yeni teşekkülü şeklinde olarak yorumlamış ve Genel Başkan’ın çizgisinde bir yol izlemiştir. Feyzioğlu, CHP Ortanın Solu akımıyla yalnızca Türkiye’deki azınlık bir grubu değil, milyonlarca işçiyi, emekliyi, tüm milleti ve ülkeyi refaha eriştirmeyi gaye edinmiş, bunun için de Toprak Reformu’nun gerekli olduğunu belirtmiştir.[15] Sağ Kemalizm olarak nitelendirilebilecek görüşe sahip olan Feyzioğlu’nun Ortanın Solu’nu savunurken sol fraksiyona antipatisinden kaynaklı olarak özellikle “Ortanın Solu” ifadesini kullanmadığı göze çarpmaktadır. Sekizler Hareketi, Ortanın Solu akımına karşı eleştirilerini çeşitli şekillerde sürdürürken ilk olarak CHP Parti Meclisi bildirisine karşı çıkmış ve “İlk Açıklama ve İthamlara Cevap” adlı bir broşür ile tutumlarını ortaya koymuşlardır. Sekizler Hareketi Ortanın Solu’na karşı açıktan ilk muhalefeti yaptıkları 18. Kurultay’da istediklerini alamasalar da, Kurultay sonunda yayınlanan bildiriye “CHP sosyalist değildir ve olmayacaktır.” ifadesini yazdırmışlardır. Parti içinde yeni tartışmalara neden olan bu ifade özellikle sol kanat tarafından tepkiyle karşılanmış ve partinin geleceğinin şimdiden belirlenemeyeceği görüşü ifade edilmiştir. Sekizler Hareketi 18. Kurultay’ın ardından mücadelelerine devam etmiş lakin bir sonuç alamamışlardır. 4. Olağanüstü Kurultay’da İsmet İnönü’nün Sekizler Hareketi’ni ağır bir şekilde eleştirmesi Sekizler Hareketi’nin gücünü azaltmakta ve mevcudiyetlerini daha da zora sokmuştur.[16]

ORTANIN GÖBEKÇİLERİ VE İNÖNÜ’NÜN DESTEĞİNİ ÇEKMESİ

1969 seçimleri öncesinde Ortanın Solu’nu desteklerken İnönü’nün Ortanın Solu üzerindeki etkisinin azalmasıyla ve 1969 Seçim Bildirgesi’nin ardından Kemal Satır ve Nihat Erim gibi CHP’nin ağır topları Ortanın Solu’na karşı muhalif bir tutum izlemeye başlamıştır. Zira 1969 Seçim Bildirgesi ile birlikte Bülent Ecevit’in adının ön plana çıkması Ecevit’ten daha deneyimli ve kıdemli partilileri rahatsız etmiş ve bu durum “Ortanın Göbekçileri” adı verilen Kemal Satır’ın liderliğini üstlendiği muhalefetin başlamasında etkili olmuştur. İnönü’nün Ortanın Solu hareketi üzerindeki etkisinin azalmasıyla birlikte İnönücü kesimi harekete geçirmiştir. Bu grubun arasındaki en hararetli tartışma 18 Ekim 1968’de yapılacak olan 19. Kurultay öncesinde yaşanmıştır. 14 Ekim günü yapılan Parti Meclisi toplantısında Muammer Aksoy, Ortanın Solu’nu destekleyenleri etkisizleştirmeye yönelik olarak Kemal Satır’ın iş çevreleriyle işbirliği yaptığı yönünde bir iddiada bulunmuştur. Bu iddia parti meclisinde büyük tartışmalara yol açmıştır. Muammer Aksoy tarafından ortaya atılan iddia yalanlanmamıştır. Fakat İnönü bunun üzerine kürsüye çıkarak “Bu iddia haksız ve mesnetsizdir” şeklinde bir ifade kullanmıştır.[17] İnönü’nün Kemal Satır’ı kollayan bu tavrı, aslında Ortanın Solcuları ile İnönü arasında başlayacak olan ayrılığın bir kıvılcımı olarak değerlendirilebilir. Yaşanan tüm bu olayların ardından 18 Ekim 1968 tarihinde 19. Kurultay’a gidilmiştir. Toplanan kurultayda İnönü bir açılış konuşması yapmış ve konuşmasında partide halen Ortanın Solu açılımına inanmayanların olduğu yönünde açıklamalarda bulunmuştur. Konuşmasının devamında da “Biz sosyalist parti değiliz, Cumhuriyet Halk Partisi’yiz”[18] şeklinde bir ifade kullanarak parti içindeki geleneksel denge kurucu yönünü yeniden göstermiştir. Ortanın Göbekçileri’nin Ortanın Solu’na karşı ilk itirazları seçim bildirgesi ve MYK’nın uygulamaları üzerinedir. Bildiride dikkatleri toplayan unsur “Toprak işleyenin, su kullananın” anlayışıdır. Bu anlayışın yasa dışı olduğunu savunan ‘’göbekçiler’’, mülkiyet hakkı ihlalinin söz konusu olduğunu belirtmiştir. Satır, eskiden Ecevit’e ve savunduğu Ortanın Solu fikrine karşı bir inancının olduğunu, ancak bu inancın bilhassa 1969 Seçimleri ile sarsıldığını belirtmiştir. Göbekçilerin ikinci itirazı ise Atatürk devrimleriyle ilgili Ecevit’in verdiği demeçlerdir. Bilhassa Erim “Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Sekreteri Atatürk’ü eleştiremez” çıkışıyla Ecevit’in demeçlerini sert bir biçimde yermiştir. Genel sekreterin belirli kişilerin etkisi altında kalarak partiyi sola çekme düşüncesiyle hareket ettiği yorumları ve partinin altyapı devrimciliğine geçişi hakkında alınan bir karar olmamasına rağmen, bu yönde konuşmaların yapılması da rahatsızlık uyandırmıştır. ‘’Düzen değişikliği’’ meselesinde ise Anayasa’nın tam işletilmesi ve Toprak Reformu’ndan farklı olarak bir açılımın yapılmamış olması, düzen değişikliğinin içeriği hakkındaki soru işaretlerini de giderememiştir.

ECEVİT ATATÜRK’Ü REDD-İ MİRAS İLE SUÇLANIYOR

CHP kadrolarındaki yenilenme 1969 seçimlerinde başlamış ve seçimler sonucunda toplam 143 milletvekilinden 88’i ilk kez meclise girmiştir.[19] Yeni seçilen milletvekillerinin Ortanın Solu’nu desteklemesi parti içindeki tartışmaları arttırırken PM’deki iç mücadeleyi alevlenmiştir. Akabinde Ecevit grubu ve Kemal Satır grubu arasında bir düello olarak tarihe geçen 20. Kurultay’ın erken toplanması kararı alınır. İnönü’nün desteğini bekleyen Kemal Satır grubu onun tarafsız açıklamaları karşısında beklenmedik bir şok yaşar ve kurultaya mağlubiyet ile başlar. Kurultayda MYK’nın usulsüz uygulamalarına rağmen “Ecevit giderse Ortanın Solu da biter” korkusu baskın gelmiş, il delegeleri Ecevit ve grubunu desteklemiştir. 20. Kurultay, Ortanın Solu grubunun mutlak bir galibiyeti ile sonuçlanmıştır. Genel Başkan’ın isteğiyle Kemal Satır ve Kemal Demir, Parti Meclisi’ne seçilmiştir. Ancak daha sonrasında, Parti Meclisi’nden istifa eden Satır ve Demir bu defa daha katı bir muhalif tavır ile parti içindeki mücadelelerine devam etmiştir. 12 Mart sonrası dönemde Bülent Ecevit ile arası açılan Genel Başkan İsmet İnönü bu dönemde Kemal Satır grubuna destek vermeye başlamıştır. Ancak Ortanın Solu ekibi artık güçlenerek parti örgütüne hâkim olmuştur. Zira sonraki dönemde Genel Başkan İnönü’nün ağırlığı dahi Ortanın Solu ekibini pasifize etmeye yetmeyecek hatta genel başkanlık koltuğu bile değişecektir. Kemal Satır’ın yorumuyla bir reddi miras davranışı içerisinde hareket etmekte olan Ecevit, devrimlerin taklitçilikten ibaret olduğunu düşünmekte, hakiki halkçı tipinin Ortanın Solu hareketinde barındığını ve cumhuriyet devrinde halkın yöneticileri benimsemediğini, yöneticilerin ise halka tepeden baktıklarını düşünmektedir. Kurultay sonrası Kemal Satır ve ekibi parti içindeki mücadeleyi bırakmak istemeseler de kurultay sonrası Parti Genel Merkezi’ni ve Parti Meclisi’ni tamamen kaybetmişlerdi. Muhalefete devam etmek için ise tek çare parti gruplarına yönelmekti. Dolayısıyla Ortanın Göbekçileri grup başkanvekilliklerini ele geçirmişlerdir. Nihayetinde 20. Kurultay her ne kadar Ortanın Solu’nun PM’de mutlak anlamda bir zaferi ile sonuçlansa da muhalefetin partiyi Ortanın Solu’na bırakmayacağı ve mücadelenin bir süre daha devam edeceğinin göstergesidir.[20]

ECEVİT’İN RADİKALLERLE İMTİHANI…

Ortanın Solu grubu parti içinde yükselen bu muhalefet hareketini; parti içinde bulunan siyasal sağcıların, Türkiye’deki zaruret teşkil eden devrimlerin, ancak bir sivilasker seçkinler yönetimi tarafından jakoben bir tavırla gerçekleşebileceğine inananların ve partiyi de bu tarz bir anlayışın aracı konumuna taşımak niyetinde olanların son çırpınışları olarak değerlendirmiştir. Kemal Satır grubu parti içi mağlubiyetin ardından Genel Başkan İnönü’nün istifası ile CHP’den ayrılıp, sonraları GP ile bir araya gelerek ‘’Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP)’’adıyla birleşecekleri Cumhuriyetçi Parti (CP)’yi kurmuştur.[21] Yöntem hususunda Ortanın Solu akımıyla zıt düşen bir başka grup ise Sosyalist-Sol veya Ulusalcı Sol ekibiydi. Orhan Kabibay’ın önderliğini yaptığı ekip, sandık iradesiyle sosyalist bir devrimin hayat bulamayacağını, sosyalist inkılabın ancak asker-bürokrat kesiminden oluşan bir kadroyla “tepeden inmeci” bir usul ile gerçek olabileceğine inanıyordu. Ordu içerisinde de mensupları bulunan bu gruba göre CHP bu askeri hareketin destekçisi olmalıydı. Nermin Neftçi, “CHP’li sosyalistler” şeklinde adlandırılan CHP içerisindeki bazı isimlerin “Cici demokrasi” ifadesiyle demokrasiyi küçümsediklerini kaleme almış olduğu anılarında aktarmıştır.[22] Bu dönemlerde Doğan Avcıoğlu ise tüm Ortanın Solu karşıtlarına destek vermiş, özellikle Orhan Kabibay’ın başını çektiği Sosyalist-Sol grubuna yakın durmuştur. 1960’lı yıllarda Türkiye’de sosyalist solun güç kazanarak kitleselleşmeye başladığı bu dönemde, 1969 sonlarında Avcıoğlu tarafından çıkartılan Devrim, Ortanın Solu’na muhalif yayınlar ile döneme damgasını vurmuştur. “Cici Demokrasi” olarak adlandırdığı mevcut düzen yerine “bürokratik devrim” tezini savunan ve askeri müdahaleyi çözüm olarak gören Avcıoğlu, en sert tenkitlerini Ortanın Solu akımına ve Bülent Ecevit’e yöneltmiştir.[23]

CHP içerisinde Ortanın Solu akımını benimsemiş farklı cenahlardan oluşan gruplar, hareketin başına bir isim ararken parti tavanının dikkatini çekmeyecek ve Genel Başkan İnönü’nün de rahatsız olmayacağı bir karakter olan Bülent Ecevit, uzlaşmacı kişiliğinin yanı sıra farklı kesimler içerisinde koordinasyon sağlayan liderlik vasfı ile ortaya çıktı. Ecevit’in etrafında olarak Üçüncü Dünyacılar, Kamil Kırıkoğlu, Şükrü Koç, Rauf Kandemir, Süleyman Genç ve Selahattin Hakkı Esatoğlu, Abdullah Baştürk, gibi isimlerden oluşan “Hızlı Sol”, Cemal Reşit Eyüboğlu önderliğindeki Marksist Grup ve Ecevit’in yakın çevresinde bulunan İbrahim Öktem, Turan Güneş, İlyas Seçkin ve Orhan Birgit’ten oluşan ve ‘’Forum Grubu’’ (Tayfa Grubu) olarak adlandırılan çekirdek kadro kümelenmişti. Bu grupların birleşimiyle tezahür eden Ortanın Solu ekibi daha sonra kendi içinde polarize olacak ve tavanda gerçekleşen bu yol ayrılıkları, üniversiteli genç bilim adamlarının yeni bir beyin takımı oluşturmasına zemin yaratacaktır. 1967 yılında MYK ile anlaşmazlığa düşerek Ortanın Solu ekibiyle yolları ayıran ilk grup Üçüncü Dünyacılar ekibi olmuştur. 1969’da gündem olan siyasi af tartışmaları sebebiyle Muammer Aksoy, Jale Candan ve Nermin Abadan Parti Meclisi’nden istifa etmiştir. Bu isimlerin muhalif tavır almaları, daha önceden entelektüel kimlikleri ile Ortanın Solu teorisine katkıda bulunmuş olmaları açısından önemli bir husus taşımaktadır. Özellikle kadın kolları başkanlığı yapmış olan Jale Candan, Ortanın Solu akımının parti örgütü tarafından benimsenmesinde önemli rol oynarken Akis Dergisi’nde Bülent Ecevit ve Ortanın Solu ile ilgili yazdığı yazılarla kamuoyu oluşturmuştur. İsmet İnönü’nün 1972 yılında genel başkanlığı bırakmasıyla İnönücüler olarak adlandırılan, Necip Mirkelamoğlu Seyfi Sadi Pencap, Lebit Yurtoğlu, Ali İhsan Göğüş ve Sezai Orkunt ve Mustafa Kaftan partiden istifa etmiştir. Bu isimler arasında özellikle Lebit Yurdoğlu, 18. Kurultay’da “Anahtar Metodu” ile Ortanın Solu ekibini MYK’da sırtlayan isim olurken Ali İhsan Göğüş ise Ortanın Solu’na Akis Dergisi’nde yazdığı yazılarla akımın gelişimine önemli katkılar sunmuştur. 1973 seçimlerinin ardından Mülkiyeliler grubunu da içine alan bir parçalanma süreci yaşanırken sol kanadın önemli isimlerinden biri olan ve Bülent Ecevit’in genel başkan olmasında önemli bir payı bulunan Kamil Kırıkoğlu, cumhurbaşkanlığı seçimleri esnasında tartışmalarla Rahşan Ecevit’in başkanlığındaki köylü derneklerinin parti ile organik bir bağı olmadığı halde parti için faaliyette bulunmasını istememesinden dolayı genel sekreterlikten istifa etmiştir.[24]

KARADENİZ CUNTASI VE BAYKAL’IN SAHNEYE ÇIKIŞI

Kamil Kırıkoğlu’nun istifasının ardından genel sekreterlik görevine yeni gelen Orhan Eyüboğlu’nun dahil olduğu “Karadeniz Cuntası” da parti içi mücadelenin içerisinde yer almaya başladı. İstanbul il yönetimi Karadeniz Cuntası olarak isimlendirilen bu grup için “Hizbi” tanımlamasını da kullanmıştır. 22. Kurultay’da Kamil Kırıkoğlu’nun önderliğindeki sol kanat mağlup olurken Karadeniz Cuntası, Orhan Eyüboğlu ve Ali Topuz gibi isimlerle MYK’da etkinliğini arttırdı. Bu yeni durum Baykalcılar ve Karadeniz Cuntası’nın mücadelesine kapı araladı. İstanbul İl Teşkilatı, parti içerisindeki delege sayısı nedeniyle kurultaylardaki neticenin şekillenmesinde büyük paya sahipti. Bundan dolayı parti içindeki iktidar mücadelesinde önemli bir nüfuza sahip olan örgütün yönetimini Karadenizliler Cuntası olarak bilinen Ali Topuz başkanlığında; Orhan Eyüboğlu, Mahmut Erdem, Aytekin Kotil, Ali Turgan, Necdet Uğur, Yalçın Görsel, Metin Tüzün, Yunus Kara, Tarhan Erdem ve Erol Ünal gibi isimler meydana gelen ekip oluşturuyordu. Karadenizliler başından beri Ecevit’in yanında yer almış ve Genel Başkan İnönü’ye parti içinde karşı duran ilk il yönetimi olmuştur. Bu sebeple Ali Topuz ve Orhan Eyüboğlu gibi ağır toplar 1973 seçimlerinde parlamentoya girmiş lakin il örgütü ile olan temaslarını koparmayarak Aytekin Kotil’in il başkanı olmasını sağlamışlardır. Usulsüzlük iddialarıyla anılan 1974 il kongresinde, Karadenizliler Cuntası ile mücadeleye girişen ve kendisi de bir Karadenizli olan Faruk Erginsoy, Ortanın Solu’nu savunan Aytekin Kotil ve Ali Topuz ekibine karşı Demokratik Sol’u savunmuş, ancak İl örgütündeki bu çekişmeyi, Demokratik Sol Grubu kaybetse de Demokratik Sol, parti içindeki teorik alanda Ortanın Solu’nun yerini almaya başlamıştır. 1974 İl Kongresi’nin ardından 1976 İl Kongresinde de gruplaşmaların mücadelesi sürmüştür. Daha öncesinde Ali Topuz ve ekibinin yanında olan Baykalcılar, bu defa Faruk Erginsoy ve Demokratik Sol Ekibini desteklerken, Deniz Baykal da il yönetimine karşı olan ekibin başını çeken lider oldu. Demokratik Sol’u savunan Erginsoy’un grubu 1976’da bir mağlubiyet yaşamış olsa da kongrede ağırlık basan taraf Demokratik Sol olmuş ve Demokratik Sol’un iktisadi bir politik program olduğunun altı çizilmiştir.[25] İstanbul İl Örgütü’nde bunlar yaşanırken Ankara İl Örgütü’nde Rauf Kandemir, Ali Dinçer ve Vedat Dalokay gibi isimler ön plana çıkmış ve sol kanatla olan mücadelesinde İstanbul örgütüne destek olmuştur. Ancak daha sonrasında iki örgüt arasında bir mücadele başlamıştır. Ayrıca Ecevit’in kalesi İzmir’de de bilhassa 1973 yerel seçimleri öncesinde Ecevit’in desteğini alan İhsan Alyanak ön plana çıkan isim olmuştur. Parti içindeki alt gruplar arasında bu denli bir çatışma ortamı hakimken Bülent Ecevit, güç odağı çevreleri takip ederek zamanla egale etmiştir. Parti ve il örgütleri içerisindeki nüfuz mücadeleleri 1980 yılının ortalarına kadar sürerken parti merkezinde Baykalcılar ve Karadeniz Cuntası’nın savaşı devam etmektedir. İki ekip, 1976 il kongresi öncesinde MYK’da karşı karşıya gelmiş ve çatışma ortamının 5’ler olayı ile patlak vermesinin ardından Deniz Baykal, Erol Çevikçe, Adil Ali Cinel, Tankut Akalın ve Haluk Ülman MYK’dan ayrılmıştır.[26]

1979: ECEVİT İÇİN YENİ BİR LİDERLİK MÜCADELESİ

23. Kurultay’a kadar il kongreleriyle parti merkezi arasındaki mücadele devam ederken 23. Kurultay’da Ecevit’in parti içindeki gütmüş olduğu siyaset neticesinde Orhan Eyüboğlu yeniden genel sekreterlik koltuğuna oturmuş, Baykalcılar için ise durum zorlaşmıştır. 11 bağımsız milletvekili ile DP ve CGP’nin desteği sayesinde kurulan 42. hükümet döneminde Ecevit ve Eyüboğlu’nun arası bozulmaya başladığında Deniz Baykal ve Ali Topuz’un ekipleri beraber yürümeye başlamıştır. Bu nedenle 24. Kurultay, Ecevit açısından zor geçerken parti içerisinde ise yeni bir liderlik mücadelesinin başlangıcına neden olmuştur. 14 Ekim 1979 tarihinde yapılan ara seçimlerin sonucunda CHP’nin oyunun %41’den %29’a düşmesi ile parti içerisindeki yeni liderlik yarışı, hız kesmeden daha da şiddetlenmiştir. Bu oy kaybında hükümetin başarısız politikalarının yanı sıra parti içindeki iktidar mücadelelerinin de bir hayli etkisi olmuştur. Parti içindeki bu hizipleşme, iki ekipten biri galip gelene kadar devam edecek ve nihayetinde 12 Eylül askeri müdahalesi ile ancak son bulacaktır.

CHP’deki siyasal metamorfoz süreci aslında 1960’ların öncesine dayanmaktadır. Çok partili hayata geçişle beraber ‘’kurucu iktidar’’ fonksiyonunu yitiren CHP, iktidarı yeniden eline alabilmek adına Demokrat Parti’nin sert ve demokrasiyle çelişen uygulamalarına karşı, demokrasiyi merkezine alan ve daha özgürlükçü söylemler geliştirmek mecburiyetindeydi. Nihayetinde 1957 erken seçimi için CHP’nin hazırlamış olduğu seçim programının yanı sıra 1959 yılında 14. Kurultay’da yayımlanan İlk Hedefler Beyannamesi ile değişim rüzgarları esmeye başlamış ve 1965 yılında Ortanın Solu açılımıyla da parti içerisinde uzun zamandır şekillenmeye çalışan siyasal metamorfoz süreci vücut bulmuştur. CHP’de Ortanın Solu söylemi ile sınıfsal bir temeli barındıran devlet aygıtı karşısında ve parti geleneklerindeki ‘’halk için, halka rağmen’’ ilkesine karşıt olarak “halk için, halkla beraber’’ anlayışıyla “tavanın’’ değil “tabanın’’ sesi olmayı hedeflemiştir. “Halkla beraber’’ şeklinde formülize edilen Ortanın Solu akımı, CHP’de parti dışı etkenlere bağlı olarak gelişse de, parti içerisinde hizipleşmelere, ayrılıklara neden olan çatışmalara rağmen bilhassa Bülent Ecevit, Turan Güneş, Deniz Baykal, İbrahim Öktem, Ahmet Yücekök, Haluk Ülman gibi isimler tarafından parti politikası haline gelebilmesi için önemli mücadeleler verilerek savunulmuştur.

[1] Metin Toker, “Yurtta Olup Bitenler”, Akis, 31 Ağustos, 1960, s. 26.

[2] Gülsüm Tütüncü Esmer, Türk Siyasal Yaşamında Ortanın Solu Politikası, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2006, s. 19.

[3] Yunus Emre, CHP, Sosyal Demokrasi ve Sol, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, s. 47-50.

[4] Bernard Crick, Demokrasi, Çev: Ümit Hüsrev Yolsal, Dost Kitabevi, Ankara, 2012.

[5] Emre, s. 80.

[6] Cemal Fedayi, Turan Güneş: S iyasal Yaşamı ve Siyasal Düşüncesi, A nkara, Hacettepe Üniversitesi

Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2003, s.262-279.

[7] Esmer, s. 22. Ayrıca Bknz. Bülent Ecevit, “Sol’a Yönelişin Öncülüğünü CHP’nin Üstlenmesini

İstiyordum”, Tarih ve Toplum, C. 24, Sayı 141, Eylül 1995, s. 61-64.

[8] “C.H.P.: Yön Aranıyor”, Yön, 4 Nisan 1962, Sayı 16, s.6.

[9] Nermin Abadan , “1966 Kısmi Senato Seçimlerinin Tahlili”, Forum, Sayı: 294, 1966, s. 160.

[10] Tahsin Banguoğlu, “Atatürk’ün Milliyetçiliği”, Ortam, Sayı:11, Ekim 1965.

[11] Esmer, s. 41. Celal Bozkurt, Siyasi Tarihimizde CHP Dünü, Bugünü ve İdeolojisi, Ankara,1967, s. 114.

[12] Kemal Satır, CHP’de Bunalım, Nüve Matbaası, Ankara, 1972, s.45–46. Esmer, s. 43.

[13] Esmer, s. 44.

[14] Esmer, s. 44.

[15] “Çıkarcı ve Komünistler Ortanın Soluna Düşmandır”, Ulus, 13 Eylül 1965. Feyzioğlu’nun Kayseri’deki seçim konuşmasından

[16] İsmet İnönü, İnönü Ortanın Solunu Anlatıyor CHP Nedir? Ne değildir?, CHP Genel Sekreterliği

Yayınları, Ankara, 1967, s.18.

[17] “Parti Meclisinde Gerginlik”,Cumhuriyet, 15 Ekim 1968, s.1

[18] CHP 19. Kurultay Bildirgesi, (İnönü’nün Açılış Konuşması) Ulusal Basımevi, Ankara, (20 Ekim 1968)

[19] Esmer, s.255.

[20] Cumhuriyet, 10 Temmuz 1970, s.1.

[21] Haluk Ülman-Ahmet Yücekök, “CHP’deki Değişikliğin Gerçek Anlamı”, Özgür İnsan, Sayı 1, 1 Haziran

1972.

[22] Nermin Neftçi, Demokrasinin Kilittaşı Anılar, TESAV Yayınları, Ankara, 1997, s.85.

[23] Doğan Avcıoğlu, “İnönü’nün Konuşmaları”, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Sosyalizm, İleri Yayınları, İstanbul, 2006, s. 57.

[24] Kamil Kırıkoğlu, ‘’Kavganın Nedeni”, Yankı, 9–15 Aralık 1974.

[25] 1976 Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl kongresi, 11–12 Eylül Fitaş Sineması.

[26] Hikmet Bila, Sosyal Demokrat Süreç İçinde CHP ve Sonrası, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1987, s. 417.


1987 Adana doğumlu olan Tunay Şendal, çeşitli eğitim kurumlarında üst düzey yöneticilik yaparken eğitimine de Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Ana Bilim Dalı Doktora programında devam etmektedir. Bugüne kadar çeşitli uluslararası dergi ve yayınlarda makaleleri ve kitap bölümleri yayınlanan Şendal’ın ‘’İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Sultan II. Abdülhamit’e Karşı Muhalefette Azınlıklarla Olan İlişkileri: ‘’İttihat Terakki, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler’’ başlıklı makale çalışması uluslararası akademik bir ağ olan SSRN(Social Science Research Network) platformunda 2020 yılı Ağustos ayı içerisinde en fazla indirilen Türkiye’de 1. Dünya’daki 2. Makale çalışması olurken 2020 yılı boyunca SSRN’de Dünyada en fazla indirilen ilk 10 makale listesine girmiştir. Çeşitli haber ve blog sitelerinde tarih ve güncel siyaset konularını da kaleme alarak değerlendiren Şendal, evli ve bir kız çocuğu babasıdır.

- Reklam -

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
36,704TakipçilerTakip Et
9,284AbonelerAbone

KÖŞE YAZARLARI

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER

PolitiYol Telegram'da