-Son haftalarda bütün partilerin gündeminde dokunulmazlıkların kaldırılması var. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” diyeceğini açıkladı. Siz CHP Grup Başkanvekili olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Dokunulmazlıklar konusunda Cumhuriyet Halk Partisi en az 15 yıldır tutarlı bir tavır içinde. CHP, sosyal demokrat bir parti ve sosyal demokrat partiler, Avrupa’da da Dünya’da da en kısıtlı dokunulmazlığı savunan partilerdir. Bugün Türkiye’deki dokunulmazlık, sadece İsrail’de var ve İsrail’den sonra en sert dokunulmazlık Türkiye’de mevcut. Fakat Türkiye’deki dokunulmazlık suç işleme özgürlüğü ya da işlenmiş bir suçun cezasını çekmekten kaçma noktasına kadar gelebiliyor. Zaman zaman siyasi
iktidarın yargı üzerindeki etkilerine göre farklı uygulamalar olsa da bir milletvekilinin dokunulmazlık zırhı onu diğer vatandaşlardan kendini daha özgürce ifade etmesi, endişeli olmaması, en aykırı fikri dahi savunabilmesinin yanında Türk Ceza Kanunu’nda işlememesi gerektiği söylenen, hatta milletvekili olurken vekil olamazsın denilen suçları yemin töreninden bir gün sonra işlese dahi vekilliğinin devam etmesi gibi durumlarla ayırıyor.

Sol partiler kendi ülkelerinde bu zırhın olmaması gerektiğini düşünen partilerdir. Bizim de ilkesel duruşumuz bu yönde. Şu anda Meclis’te dört parti var. Dört partiyi nerede ortaklaştırabiliriz diye seçim bildirgelerine baktığımızda dokunulmazlık konusunun bu dört partiyi de birleştiren bir noktada olduğunu görüyoruz.

Biz bunu 2002 yılında, AKP yeni iktidar olduğunda dile getirdik. Ama yargıya güvenmediklerini dile getirdiler. 2007 geldiğinde CHP bunu tekrar hatırlattı. Başbakan’ın aktarımıyla söylüyorum: “Seçilmişleri atanmışlara boğdurmayız” dedi. Bir kaç yıl önce dokunulmazlığı tekrar gündeme getirdik. Bu defa da paralel yargıya güvenmiyoruz dediler. Yani AKP bir şekilde her defasında kendi seçim beyannamesiyle çelişti.

Durumun aslında CHP’nin sunacağı ve AKP’nin reddedeceği bir teklif olması telaşından kaynaklandığını görmek lazım. Çünkü teklif kalıcı değil ve geçmişteki bakanları ve bugünkü bakanları kapsamıyor, geçmişteki dosyaların fezlekelerinin yazılmış olması kriterine bağlı dolayısıyla bir suçun işlenip işlenmediği önemli, fezlekenin yazılması değil. Veya aynı suçu işlemiş iki kişinin birinin fezlekesi gelmiş diğerininki gelmemiştir. Birinin dokunulmazlığı kaldırıp, diğerinin dokunulmazlık zırhının sürmesi de kabul edilemez. Böyle bir tutarsızlık var. Eğer bu yapılan iş dokunulmazlıkların kaldırılması değil, fezlekelerle ilgili geçici bir düzenlemeyse bu geçici düzenlemenin de eşitlik ilkesinin yanında ayrıca anayasal güvencesinin de olması lazım. Tüm bu sebeplerden aslında bizim kabul edebileceğimiz bir metin değil. Ama dokunulmazlık konusunda genel tavrımız şudur, Genel Başkanımız ve bizim dosyalarımızın olması dolayısıyla eğer biz dokunulmazlıklar konusuna hayır dersek kendimizle çelişmiş oluruz. Bu yüzden evet diyeceğimizi ifade
ettik. Ama bu konuda bir grup kararı almamız anayasaya aykırı.

Memlekette genç öğrenciler, akademisyenler, gazeteciler hapiste. Eğer bunlara rağmen vatandaşlar ayağa kalkmıyorsa, bunun görünür kılınması ancak ana muhalefet partisinin genel başkanının tutuklanması ise bundan da geri durmayacağız.

AKP şehitleri öne sürerek 23 Nisan resepsiyonunun yapılmayacağını söyledi. Siz de bunun üzerine Meclis Başkanlığı’na resepsiyonun yapılması için başvurdunuz. Sizce resepsiyon gerçekten şehitler dolayısıyla mı iptal edildi?

"ŞEHİTLER SİSTEM TARTIŞMASINA ALET EDİLİYOR"

23 Nisan bir çok yönden çok anlamlı. İlk olarak bu meclisin kuruluş yıldönümü yani egemenliğin padişahtan halka geçmesinin günü ve ikincisi de Dünya’nın tek çocuk bayramı. Bugün artık Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın telkini ve talebiyle ve Meclis Başkanı’nın eliyle kuşatılan bir parlamenter sistem var. Bu parlamenter sistem her fırsatta  darbe aldırılmaya çalışılıyor. İşlevsizleştirilmeye çalışılıyor. Buradaki bilinçaltı parlamenter sistem çökmüştür bu yüzden başkanlık sistemi gerekiyor anlamında. Meclis’te çıkan kavgalara bakarsanız, AKP Grup Başkanvekilleri’nin kontrolü dışında olan, Saray’a bağlı 20 tane milletvekilinin her fırsatta hakaret edip kavga çıkarıp Meclis’i karıştırıp, Meclis’ten dışarıya kavga fotoğraflarının servis edilmesine gayret gösterdiklerini de görmek lazım.

23 Nisanların resepsiyon kısmının, Cumhuriyet tarifi boyunca, Atatürk’ün olduğu dönemlerde de önce sadece rozet takarak daha sonra balo yapıp bunların gelirlerinin şehit aileleri ve çocuklarıyla dayanışma için kullanıldığı bilinmesine rağmen, şehitlerin bahane gösterilerek resepsiyonun yapılmaması aslında şehitlerin sistem tartışmasına alet
edilmesinden başka bir şey değildir. Biz o gün bir grup toplantısı yapacağız. Meclis 14.00’da toplanacak ama 15.00’da kapanacak. 15.00’dan sonra bir grup toplantısı yapacağız, o sırada tüm sıralarda çocuklar oturacak, milletvekilleri ve diğer konuklar da olacak. Sonra da Meclis’in bahçesinde bir resepsiyon vereceğiz. Ümit ediyoruz CHP’nin sahip çıktığı 23 Nisan’a herkes destek verecek ve AKP’nin Meclis’e kurmuş olduğu bu kumpas bir kez daha geri püskürtülmüş olacak.

-Dün Karaman’da görülen cinsel istismar davasında sanık hapis cezası aldı ancak adı geçen vakıflarla ilgili herhangi bir hukuki yaptırım yok. Karaman’da yaşanan bu olayı 14 yıllık AKP iktidarını göz önüne alarak nasıl değerlendirebiliriz?

"AKP TÜRKİYE’DE BİR CİNNET HALİ"

Meseleyi Karaman’daki yargılanan bir tane sapığa ya da bir vakfın tavrına indirgememek lazım. O kişi en ağır cezayı almalı, meseleyi şöyle görmek lazım, buna imkan tanıyan nedir? İlkokul ve ortaokulda yurt açmak ve ev açmak yasak olduğu ve bunun denetimi iktidarda olduğu halde, kendileri iktidara geldiğinde 430 tane yatılı ilköğretim bölge okulu varken, bugün 100’lü rakamlara inmesi aslında birilerinin bilerek sorumluluk alanını terk edip, bu alanı denetimsiz şekilde başkalarına açtığu anlamına geliyor. Siyasi sorumluluk üzerinde durmamız gerekiyor. 

Daha evrensel ve bilimsel bir gerçeği de vurgulamamız gerekiyor. Laik bir rejimde herkes dinini yaşama ya da yaşamama özgürlüğüne sahiptir. Ama eğer siz bu toplumu zorla muhafazakarlaştırmaya, içine kapatmaya çalışırsanız,; kadını, çocuğu eve kapatırsanız, küçücük daracık denetimsiz alanlarda, küçücük çocukları eğitimi ne idüğü belli olmayan kişilerle bir arada tutarsanız, baskıyla toplumu kapatmaya çalışırsanız, üç tane şey artar: uyuşturucu madde bağımlılığı, kadına şiddet ve cinsel istismar.
Bugün Türkiye’de son 14 yılda uyuşturucu madde bağımlılığı yüzde 700, kadına şiddet yüzde 1400 ve cinsel istismar yüzde 1800 artış oranlarındadır.

AKP’nin politikaları topluma, kadınlara ve çocuklara iyi gelmiyor. AKP’nin Türkiye’de bir cinnet hali olduğunu ve bu meselenin hızla onarılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu durumun çaresi; bilim, çağdaşlık ve laikliktir.

-Son olarak Yeni Çeltek işçilerinin durumu nedir? Maden ocağının tekrar faaliyete başlayacağının sözü verilmişti.

Orada yaşanan süreç şu şekildeydi;  Soma A.Ş., Çeltek Maden Ocağı’nı Soma faciasından  bir yıl önce devletten rödovansla alıyor. Faciadan sonra işler değişiyor ve buradaki madeni işletmek yerine burayı kapatıp işçileri Soma’ya götürmek istiyorlar. Halbuki Soma’da zaten insanların işten çıkaran onlar. Şirketin işçileri Soma’ya götürmek istemesinin altında bir kaç neden var. Birincisi burada çalıştırmadığı işçiyi Soma’da bedava çalıştırmak istiyor. İkincisi bunu mobbing ile yapıyor. İşçiyi ailesinden, evlatlarından ayırıyor. İşçilerin 60 gün süreyle Soma’da çalışmaları için anlaşıyorlar. 60 günün sonunda işçiler kendi paralarıyla otobüs tutup dönünce de sizi işten atarım diyerek işçileri tehdit etmeye başlıyorlar. İşte bu tarihi direniş de tam bu noktada başlamıştı. Madencilerimiz yerin altında açlık grevi yaptılar ve burayı terk etmediler. Biz oraya gittikten sonra onların sorunlarını dile getireceğimizi söyledik.

Şimdi SOMA A.Ş tarafından madencilere işten çıkartılmayıp maaş ödeneceği konusunda bir söz verildi ama benim onlara hiç itimadım yok. Bunun takipçisi olacağız. Ayrıca bir kanun teklifi verdik. Devlete ve işçiye karşı görevlerini yerine getirmeyen rödovansçıların madenlerine devlet tarafından el konulmasını öneriyoruz.