CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşuyor.

Başörtülü iki kızımıza saldırı yapıldı. Kendilerini aradım. “Bu ülkenin sağ duyulu insanları hep yanınızda olacaktır” dedim. Moralinizi bozmayın, kimliğinizi ve yaşam tarzınızı aynen sürdürürsünüz ya da sürdürmezsiniz. O sizin tercihinize bağlı. Ancak kimsenin yaşam tarzına müdahale edilmesini kabul etmiyorum. Biri insanın kimliği ve yaşam tarzı asla siyasete malzeme olmamalıdır.

“Birileri bir şeyler almış. Birileri yurt dışındaki bankalarına para yatırmış, kesin. Kesin olmazsa benim mal varlığımı araştırmazsan namertsin diyebiliyor musun? Diyemiyorsun!. Türk-Katar ortaklığına devretmişler tank palet fabrikasını, kaça devrettin? Neden gizli kararname çıkarıyorsun? Sen kararnameyi gizliyorsun, demek ki bu milletten bir şeyi gizliyorsun. Özellikle benim öğrenmemi istemiyorsun. Senin boyun buna yetmez, ben her şeyi öğrenirim. Bunu soracağım da daha bir protokol var. O protokolü de gizliyorlar. Tank palet dolayısıyla gizlediğin protokolü açıklayacak mısın? Bu beyler çalıştıracaklar, asker bizim, tezgâhlar, fabrika bizim, orada mal üretilecek, bana satacaklar. Ben üretiyorum zaten, neden bana satıyorsun? Ben bunu soruyorum zaten. Efendim ‘Kılıçdaroğlu bilmez, biz onu işletmesi için devrettik.’ Kaça devrettik kardeşim? Hangi gerekçeyle ihaleyi yapmadın? Sana bu yetkiyi kim verdi? Bu soruların tamamı havada. Onlar sanıyorlar ki biz bunları söyleyince Kılıçdaroğlu geri adım atacak! Ne Kılıçdaroğlu, ne CHP ne de 82 milyon geri adım atmayacak. Bunlar aynı zamanda Türkiye’de adaletsizliğin boyutunu gösteriyor. Devletin malının nasıl birilerine peşkeş çekildiğini gösteriyor. Kendisine şu soruyu da sordum; bana bir tane ülke gösterin kendi silah fabrikasını yabancı bir ülkeye kiralasın? Var mı böyle bir örnek? Yok. Peki sen neden kiralıyorsun? Üstelik bedavaya! Sen ülkeyi yönetemiyorsun. Kendi silah fabrikasını yabancı bir ülkeye peşkeş çekenlerin bu ülkeye değil ceplerine faydası olur.”

KAYYUM TEPKİSİ

“Üretim için de adalet, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak da bir adalettir. Seçim yapıyoruz, gidiyor vatandaş “ben belediye başkanı olacağım” diyor. Savcıya başvuruyor bu kişi, “Benim engelim var mı?” diyor. Savcı, “Engel yok” derse YSK’ya başvuruyorum. Dosyaya bakıyor onlar da. Sonra seçim yapılıyor. Seçimi kazanıyor o kişi 31’inde, sonra ayın 1’inde vali “Bu belediye başkanı görevden alınmalı.” diye yazı yazıyor. Benim seçime girmemde bir sıkıntı varsa bunu baştan yaparsın. Eğer yasal gerek varsa alınabilir, haklı bir gerekçe varsa alınabilir ama ne yaparsınız? Belediye meclis üyesi var, orada seçim yapılır, yeni aday seçilir. Diyorsunuz ki şimdi, seçimi kazandığın için seni cezalandırıyorum, oraya bir memur tayin ediyorum, ayrıca senin belediye meclisini de saymıyorum.’ Bu demokrasi midir? Dünya Türkiye’de demokrasi yok diye biliyor. Doğru. Bu demokrasi midir? Benim gibi düşünmeyenlerin de hakları vardır. Bu ne demektir? “Ben seni seçen bütün seçmenlerin iradesini kabul etmiyorum” demektir, “o oylar benim için geçersizdir” demektir. Demokrasi kültürüne yakışmayan bu durum yanlıştır.”

ERDOĞAN’A TEPKİ 

Mektubu aynen iade et dedik. “Bu mektup doğru değildir” bile demedi. Ne yaptı? “Trump’a mektubu takdim edeceğim” dedi. Bu kadar ağır bir hakareti Türkiye Cumhuriyeti yaşamamıştı. Sen mektupçu başı mısın? Postacı mısın sen? Sözde dünya lideriydi. Bir baktık ki egemen güçlerin şamar oğlanına dönmüş. Siyasi rakibim doğru ama benim ağrıma gidiyor. Trump Türk yargısına değil Erdoğan’a teşekkür ederim dedi. Sen serbest bırakacaksan Trump’ın ayağına neden gidiyorsun ki?

CANLI