Söyleşi: Dilara İlbuğa

Haftanın dosyasında sıradaki konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Anayasa Komisyonu üyesi Bülent Tezcan. Tezcan, AKP’nin başkanlık sistemi ısrarını, “patronlu başkanlık rejimi” olarak değerlendiriyor.

Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Her sorunda dönüp anayasaya bakıyoruz. Bu yeni bir anayasa ihtiyacından mı kaynaklanıyor?

Öncelikle hayırlı olsun, yeni yayın hayatına başlıyorsunuz, başarılı olacağınıza yürekten inanıyorum. Türkiye’nin mutlaka her dönemde iyi bir anayasaya ihtiyacı vardır. Ama Türkiye’nin bugün öncelikli sorunu anayasa mıdır derseniz, Türkiye’nin bugün ana sorunu anayasayı tanımayan Cumhurbaşkanı ve devleti yöneten anlayıştır. Yani mevcut anayasayı bile tanımayan anlayış sanki temel mesele anayasaymış gibi getirip bu temel problemleri çözmenin yolu yeni bir anayasa yapmaktan geçiyor diyerek toplumu kandırmaktadır. Asıl mesele bu değil. Bu anayasa özü itibariyle darbecilerin oluşturduğu bir anayasadır. Ama 34 senede bu anayasa 117 kez değişti. Bunun için de çok önemli demokratik adımlar atıldı. Bunu derken anayasayı hiç değiştirmeyelim demek istemiyoruz. Ama bir anayasayı sadece darbeciler yaptı diye onu değiştirmeye yönelik bütün adımlar meşru ve doğru adım gibi kabul edilemez. Önemli olan anayasayı hangi yönde değiştirmek istediğiniz ve yeni anayasayı oluşturacak olanların eğilimleridir. Burada da çağdaş dünyada temel yaklaşımlar bellidir. Ya kuvvetler birliğine ya da kuvvetler ayrılığına yönelirsiniz. Bizim içine esas olan güçler ayrılığını etkili bir şekilde hayata geçirecek, denge ve denetleme sistemini kurmuş, yasama yürütme ve yargının ayrı ayrı devlet erkleri olarak birbirini kontrol edebildiği ve hiçbirinin birbirini üzerinde tahakkümünü kuramayacağı bir sistem oluşturmak. Eğer yeni anayasa söylemi ele alınacaksa hedef buna yönelik olmalı. AKP’nin hedefi ise bunun tam tersi. Güçler birliğini oluşturmaya yönelik bir anayasacılık hareketi içindeler. Adına başkanlık diyorlar ama bunun siyaset literatüründeki adı “patronlu başkanlık rejimi”dir. Demokrasilerde buna yer yoktur. Yasamayı parti vasıtasıyla tek bir kişide toplayan, başkanlık kontrolünde olan bir sistem bu. Meclisi ve milletvekillerini başkan belirleyecek, yürütme zaten başkanın kontrolünde olacak, yüksek yargıyı da başkan belirleyecek. AKP’nin istediği tam olarak bu.

Buradaki tartışma demokrasi mi yoksa diktatörlük mü tartışması. Bizim için esas olan parlamenter sistemin işlemeyen değil aksak bırakılan yönlerini tamir etmek, onarmak ve buna önlemler almaktır. 82 anayasası çıkarken iki temel problemi vardı. Bunlardan birincisi devleti ön plana çıkaran ve bireyi yok sayan bir anlayışta olması ve özgürlükçü olmamasıydı. İkincisi ise parlamenter sistemde olmadığı kadar Cumhurbaşkanına yetki tanıdı. Ve parlamenter sistemi bozdu. Aslında bizim 200 yıllık bir parlamenter sistem geleneğimiz var. Ve demokrasiyi güçlendirmenin yolu, parlamenter sistemi bu anlamda güçlendirmekten geçiyor. Bunun için de güçlü bir Meclis, güçlü bir yasama organı, işleyen ama denetlenen bir yürütme ve bağımsız bir yargıya ihtiyacımız var. Bu süreçte biz böyle bir anayasa yapmalıyız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak temel yaklaşımımız budur.

Hükümet sistemleri kişilerin isteklerine göre şekillenmez. Bizim bir kurucu irademiz var, bu bir günlük iki günlük bir iş değil. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana süren bir kurucu irade var. Bu kurucu irade anayasanın ilk üç maddesinde kendisini ifade ediyor. Dördüncü madde de onu güvence altına alıyor. Kurucu iradeyi değiştirecek bir anayasa çalışması doğru değil. O yüzden ilk dört maddeyi koruyan ama anayasanın tamamını az önce söylediğim yönde değiştiren bir çalışma yapılması lazım. Biz anayasa masasına da bu şartla oturduk. Bugün Türkiye’nin temel problemleri anayasanın kötü olmasından kaynaklanmıyor, anayasanın ötesinde anayasayı tanımayan bir iktidar algısından kaynaklanıyor. İyi bir anayasa yapmak için özgürce tartışılan bir ortama ihtiyaç var. Böyle bir ortamda, insanların korkarak tartışamadığı bir ortamda nasıl özgürlükçü bir anayasa yapacaksınız?

Yetkilerin bir çoğu AKP’nin elinde olmasına rağmen neden yeni bir anayasada ısrar ediyorlar?

Şu an fiilen parlamento çoğunluğundan kaynaklı olarak her şeyi kontrol edebiliyorlar. Bu sakatlığın düzeltilmesi lazım. Yasama organını daha etkin kılacak bir anayasayal düzenlemeye ihtiyaç var. Yürütmeyi daha fazla denetleyecek bir yapıya ve bağımsız bir yargıya ihtiyaç var. Bunlar bizim gerekçelerimiz.. Yeni anayasada ısrar etmelerinin sebebi kalıcı bir iktidar istemeleri. Bugün lehlerine çalışan şey yarın çalışmayabilir. AKP’yi diğer sağ iktidarlardan ayıran şey gitmek istememeleri. Çünkü AKP iktidara mahkum bir parti. İktidardan düştüğü anda çok ciddi suç soruşturmalarıyla karşı karşıya kalacaklarını biliyorlar. Hukuki anlamda, ekonomik anlamda, statü anlamında güvenliklerinin tek şartı iktidarda kalmak. Bu nedenle iktidarını kurumsallaştırmak istiyor. Tek bir rejimini kurumsallaştırmak istiyor, bunun için yeni bir anayasaya ihtiyaçları var. Bugün yarattıkları fiili diktatörlüğe anayasal meşruiyet zemini arıyorlar. Anayasa masasının kurulma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ortak bir çalışma yürütmemizin tek şartı var o da AKP’nin parlamenter demokrasi ekseninde, özgürlükçü bir anayasa yapacağız ve ilk dört maddeyi de koruyacağız demesi. Ama AKP’nin isteği bu değil. Cumhurbaşkanı yargıya “ayak bağı” dedi. Bunların hepsi otoriter yapılanmayı hukuki bir çerçeveye oturtmanın niyetini gösteriyor. Bu zihniyetin yapacağı anayasa 12 Eylül anayasasından daha kötü olur. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeni bir anayasa çalışmamız var. Denge ve denetlemeyi, sosyal devleti, bireyi öne çıkaran bir anayasa çalışmamız var. Bu çalışmayı önümüzdeki günlerde kamuoyunda paylaşacağız.

Türkiye’de şu an özellikle hukuk ve yargı alanında çok ciddi bir güvensizlik ve çözülme var. Bu alan kapsamlı bir restorasyon süreci gerektiriyor mu sizce?

Bunun iki ayağı var. Birincisi moral ayağı, ikincisi ise kurumsal anlamda yapılacak değişiklikler. Yargı çok büyük tahribat içerisine girdi, özgüveni olmayan, siyasetçi ne der diye düşünen, tedirgin bir şekilde onu izleyen bir hale geldi. Bu tahribatın nedeni mevcut iktidar. Mevcut iktidar değişince, hukuka saygılı, yargıya saygılı, hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir iktidar yargı düzeni içerisinde hızla moral düzelmesini sağlayacaktır. CHP iktidarı bu anlamda en önemli fırsat ve şanstır. Kurumsal yönden ise, yargıçların görev yapma sürecinde yargının etkin, işlevsel, çabuk sonuç alabilir bir yapıya dönüştürülmesi lazım. Yargının aktörlerini siyasetçinin emrinden çıkaracaksınız. Yargı erkini devletin millet adına görev yapan bağımsız bir erki olarak ele alacağız. Sulh ceza hakimlikleri gibi yargı uygulamalarını mevzuattan çıkaracağız. Devlet güvenlik mahkemeleri geleneğinin devamı olan bu yargı sistemini hızla değiştireceğiz.

AKP’nin artık uluslararası alanda ve iç politikada Türkiye’yi yönetemediği ortada. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? 

Uzun zamandan bu yana AKP Türkiye’yi yönetemiyor. Çok ciddi hatalar yapıldı ve bunların çok ciddi faturaları oldu. Dış politikada sıfır sorun diye başladılar, sorun yaşamadığımız komşumuz kalmadı. Ondan sonra da bu yalnızlığı “değerli yalnızlık” diye tarif etmeye kalktılar çünkü inkar edemez hale geldiler. AKP iktidara geldiğinde sadece Irak ile problemliydik. Şimdi İran’la, Irak’la, Suriye’yle, Rusya’yla sorun yaşayan, bütün dış ilişkileri çökmüş, hiçbir öngörüsü doğru çıkmamış, bölgeyi doğru okuyamayan ve hep yanlış yapan bir iktidar var. Türkiye’yi maceracı, neo-Osmanlıcı bakış açısıyla bölgede yayılmacı olabileceğini sanan, sonradan bu yayılmacılığın kendi iç güvenliğini de tehdit edecek şekilde Türkiye’ye terör ithal eden bir politika olduğunu fark eden ve içeride bu çatışma ortamından nasıl kurtulacağını bilemeyen, çaresiz bir iktidarla karşı karşıyayız. Terörü çözüyorum diyip, çözüm sürecini başlatan ama aynı süreçte terörün tahkimat yapmasına imkan veren, terör örgütünün bölgede güçlenmesine fırsat veren, destek veren bir iktidar pratiği yarattılar. Uluslararası ilişkilerinde iflas etmiş, içeride ise 60 gün 90 gün bir bölgesinde sokağa çıkma yasağı ilan ederek güvenliği sağlamaya çalışan bir yapı oluşturdular. Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında yetki çatışmasının olduğu ve sürekli birinin söylediğini öbürünün tekzip ettiği bir düzen var. Türkiye’nin bütün devlet bürokrasisi şu an ne yapacağını bilmiyor. Cumhurbaşkanı mı amirim, Başbakan mı amirim diye düşünüyorlar. Türkiye’yi yönetemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Dünyanın bütün diktatörlükleri en güçlü olduklarını sandıkları dönemde yıkılmışlardır, Türkiyenin diktatörleri de o zaman yıkılacaklardır. Baskının çok arttığı, hak ve özgürlüklerin yok edilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz ama aynı zamanda da bu rejimin sonuna geldik.