Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Medya İzleme Komisyonu’nun Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan Medya Raporu’nu açıkladı. ÇGD’nin raporla ilgili yayımladığı açıklamasında “Basın özgürlüğü tehdit değildir, yarınlara güvenli bakabilmemizin teminatıdır” denildi.

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin açıklaması şu şekilde:

“Türkiye’nin temel sorunları arasında yer alan düşünce ve ifade özgürlüğü ile
basın özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı uygulamaların son yıllarda artarak devam ettiği bir
gerçektir. Görüş ve düşüncelerini özgürce ifade eden, iktidarın uygulamalarını eleştiren,
gerçekleri öğrenmek için çaba sarf eden, aralarında basın mensuplarının da bulunduğu
çok sayıda vatandaş kovuşturmaya ya da soruşturmaya uğramakta, tutuklanmakta,
cezaya çarptırılmaktadır. İktidarın uygulamalarına sorgulayıcı bakanlar başta olmak
üzere tüm vatandaşların soluduğu bu baskı atmosferi, Türkiye’nin sosyal, kültürel, hatta
ekonomik gelişmesi ve toplumsal barışının önünde adeta bir settir. Çünkü düşünce, ifade
ve basın özgürlüğü tüm diğer özgürlüklere kaynaklık edecek nitelikte bir öneme
sahiptir.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak 2015 yılından itibaren üç aylık periyodlarla
duyurduğumuz, bugün 19’uncusunu açıkladığımız medya raporumuzda, basına yönelik
baskıları, basın kuruluşlarının meslek ilkeleri ihlallerini gün gün not ederek ortaya
koyduk. Daha önce yayımladığımız tüm raporlarımızda düşünce, ifade ve basın
özgürlüğüne yönelik çeşitli şekillerdeki baskılar, güncel gelişmeler çerçevesinde
yorumlandı. Bu raporumuzda yer alan ve geride bıraktığımız üç ayda dikkat çeken
birkaç olay, iki farklı anlayışı açığa vurgulamamızı gerektirmiştir. Bunlardan ilki
Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün ‘güvenlik’ çerçevesinde
değerlendirilmesi ve bu yöndeki uygulamaların sahipleri. Diğeri ise tutarlı bir çizgi
izlemese de ‘özgürlüklerin yaşatılması ve genişletilmesi’ yönündeki anlayış oldu.

İlk anlayış, geçen üç ayda ciddi tepkilere de neden olan bazı olaylarda kendini
gösterdi. Bunlardan ilki Türkiye basın tarihine ‘fişleme’ olarak geçen Siyaset, Ekonomi
ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA)’nın kamuoyuyla paylaştığı ‘rapor’dur. Ne acıdır ki
kendilerini “düşünce kuruluşu” olarak tanımlayan bu oluşum, rapor adı altında yabancı
basın kuruluşlarının Türkiye bürolarında çalışan meslektaşlarımızı hedef göstermiştir.
Söz konusu fişleme çalışmasında, meslektaşlarımızın haberleri ve sosyal medyadaki özel
hesaplarından paylaşımları adeta cımbızlanarak not edilirken, Türkiye karşıtı bir
noktada durdukları, bu amaca hizmet ettikleri algısı yaratılmaya çalışılmıştır.
Çarpıtmalarla dolu, gazetecileri sırf mesleklerini yaptıkları için suçlayan bu fişlemenin
kaynağına, yani yazan kişilerin konumları ve siyasi ilişkilerine baktığımızda, yaşananlar
iki kat tehlikeli hale gelmektedir. SETA’nın yöneticileri doğrudan Cumhurbaşkanlığı ile
ilişkili olup, çalışanların tamamı iktidarla paralel görüşlere sahiptir. Cumhurbaşkanlığı
Güvenlik ve Dış Politika Kurulu Üyesi Burhanettin Duran, aynı zamanda SETA’nın Genel
Koordinatörü konumundadır. Türkiye’de basının karşı karşıya kaldığı baskılar ve maddi
zorluklar nedeniyle, hem habercilik hem de istihdam konusunda günden güne yok
olduğunu görmezden gelip, ‘fişlemeciliği’ kendilerine iş edinmişlerdir.

Geçtiğimiz üç ay içinde, basın ve ifade özgürlüğünün ‘güvenlikçi’ çerçeveden
değerlendirilmesi gerektiğini söyleyenlerden biri de partili Cumhurbaşkanı Tayyip
Erdoğan oldu. İstanbul’da Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde
yaptığı konuşmada, basının ‘özgürlük-güvenlik dengesini’ sağlaması gerektiğini savunan
Erdoğan şunları söylemiştir: “Türk medyasının, milleti ile daha barışık bir düzlemi
yakalaması önemlidir. İnşallah kendi bakış açısını genişlettikçe, dilini düzelttikçe,
seviyesini yükselttikçe toplumdaki itibarını da güçlendirecektir. Biz de bu amaçla yeni
medya düzeninin ihtiyaçlarına uygun kamu politikalarını İletişim Başkanlığımız ve diğerilgili kurumlarımız vasıtasıyla hayata geçirmeye çalışıyoruz.” Cumhurbaşkanı bu sözlerle
hem hedeflediği ‘yeni medya düzeni’ hem de kendisine bağlı İletişim Başkanlığı’nın asıl
fonksiyonunu ifade etmiştir. Uygulamalarını da gazeteciler bizzat yaşayarak
görmektedir. Basın kartlarıyla ilgili yeni yönetmelik kapsamında Basın Kartları
Komisyonu’nda görev verilen isimler, fişleme raporunu hazırlayan SETA’dan ya da bu
rapora tepki göstermek yerine gazetecileri hedef gösteren yayın temsilcilerinden
seçilmiştir. Komisyona meslekten seçilenlerin hepsi, iktidarın doğrudan etkisi altındaki
basın kuruluşlarından ve iktidarla paralel görüşlere sahip kişilerden oluşturulmuştur.

Geçen üç ayda düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü, varlık nedenine uygun
yorumlayan olumlu bazı mahkeme kararlarına da şahitlik ettik. Anayasa Mahkemesi
(AYM) burada önemli bir rol üstlenerek, basınla ilgili davalarda ‘özgürlükçü’ yorumlar
yaparak, Türkiye’de kamu gücünü elinde bulunduran herkesin otoriter eğilim heveslisi
olmadığını gösterdi. AYM, BirGün gazetesinin, Şırnak’ta 2015’teki operasyonlarda
yaşamını yitiren Hacı Lokman Birlik’in polis aracının arkasına bağlanarak sürüklenmesi
görüntülerine getirilen erişim engeline itirazı haklı bularak, ifade ve basın özgürlüğünün
ihlal edildiğini karar verdi. Gezi eylemlerinin birinci yıl dönümü olan 31 Mayıs 2014
tarihinde Taksim’de düzenlenmek istenen etkinliğe polisin müdahale etmesi sırasında
polis tarafından alıkonularak tekmelenen ve yüzüne biber gazı sıkılan Evrensel gazetesi
muhabiri Erdal İmrek’in bireysel başvurusunu da haklı gören AYM, 17/25 Aralık
döneminde yolsuzluk ve rüşvetle suçlanan 4 eski bakan hakkındaki araştırma
komisyonuyla ilgili yayınlara getirilen yasağı da kaldırdı ve basın özgürlüğünü ihlal
edildiğine hükmetti. Tüm olumsuz yargı kararlarının yanı sıra bu olumlu kararları da
raporumuzda ayrıntılı olarak not ettik.

Düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne bakış açısı ince bir eşiktir. Bu eşiğin bir
tarafı, toplumsal birlikteliği özgürlükler ve farklı fikirler temelinde kurar. Kararların
gerçeklerin bilgisiyle alınmasını, başta hukuk normları olmak üzere tüm hak ve
sorumlulukların herkes için eşit düzeyde sağlanmasını öngörür. Diğer tarafı ise başta
şeffaflıktan uzaktır. Fişlemeciliği ve suçlamaları esas alır, otoriter, sansürcü ve
manipülatiftir. Basın özgürlüğü tehdit değildir, yarınlara güvenli bakabilmemizin
teminatıdır!”