Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Bakanlar Kurulu’nun Diyarbakır merkez Sur ilçesi için aldığı ‘acele kamulaştırma’ kararına karşı yürütmenin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da açılan davaya, Başbakanlık adına savunma gönderdi. Bakanlık savunmasında, ilçedeki 8 bin 818 yapıdan sadece 907’sinin ruhsatlı olduğu; geri kalanların ise kaçak, ruhsatsız ve depremde yıkılma riski bulunduğu belirtildi. 

Diyarbakır’ın tarihi Sur İlçesi’ndeki çatışma ve operasyonlardan sonra, tarihi ilçe için Bakanlar Kurulu’nun aldığı ve geçen 25 Mart’ta Resmi Gazete’de yayınlanan acele kamulaştırma kararı, Danıştay’da itiraz edildi. Evleri kamulaştırılan 77 kişi, Mezopotamya Hukukçular Derneği aracılığıyla Danıştay 6’ncı Dairesi’ne yürütmenin durdurulması ve iptali istemiyle karara itiraz etti. Danıştay’ın talebi üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da Başbakanlığı temsilen Sur’un neden acele kamulaştırıldığı ile ilgili 16 Haziran’da 14 sayfalık savunma hazırlayıp gönderdi. 

Bakanlık Hukuk Müşavirliği tarafından Danıştay’a gönderilen savunmada, Sur için alınan acele kamulaştırma kararına tek bir dilekçeye dava açılmasının hukuka uygun olmadığı, gerekçe olarak ise davalar arasında ‘maddi ve hukuki yönden bağlılık’ ile ‘sebep ile sonuç ilişkisi’ olmamasını gösterdi. Davacıların kamulaştırılan parseller için toplu olarak değil, her parsel için ayrı ayrı dilekçe vermesi gerektiği belirtilen Bakanlık savunmasında şöyle denildi: 

"BÖLGE ÇÖKÜNTÜ HALİNE GELMİŞ, CAN VE MAL KAYBI RİSKİ VAR" 

"Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin 15.10.2012 tarihli 5414 sayılı yazısında ‘Suriçi Bölgesi’ndeki 2 katın üstündeki yapıların, fiziki ve ekonomik ömrünü tamamlamış, can ve mal kaybı taşıdığı’ nın belirtilmesi ve yapılan başvuru da dikkate alınarak Suriçi Bölgesi ve Sur koruma bandını kapsayan dava konusu, parsellerin de içerisinde bulunduğu yaklaşık 187 hektarlık alan 6306 sayılı kanun kapsamında bölgenin tarihi özelliğini kaybederek, çöküntü alanı haline gelmesi, üzerindeki yapılaşma nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığı gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararıyla riskli alan edilmiştir. Sur bölgesinin riskli alan ilan edilmesine ilişkin karar, öncelikli riskli yapı stoku içerisinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından önemli olsa da riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılmasının ülkemizin önemli zenginlikleri arasında bulunan, Suriçin’deki taşınmaz kültür varlıklarının tahribatını engelleyecek olması nedeniyle de büyük öneme sahiptir." 

"YAPI SAYISININ YÜZDE 10.29’U RUHSATLIDIR" 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı savunmasında, Sur Bölgesi’ne ait 2013 yılına ait hazırlatılan Master uyguluma rehberi kapsamında 214 yapının, ‘Anıtsal Kültür Varlığı’ ve 908 yapının ‘Sivil mimarlık örneği’ olmak üzere toplam bin 122 tescilli yapı bulunduğu ve 2012 yılındaki koruma amaçlı imar planından sonra 25 yapının daha tescillendiği belirtildi. Söz konusu riskli alan ilan edilerek acele kamulaştırılan alanda 97 kamu binası ile toplam 8 bin 818 yapının bulunmakta olduğu belirtilen Bakanlık yazısında, "Bu yapıların 907 adeti ruhsatlı yapılardır. Buna göre toplam yapı sayısının yüzde 10.29’u ruhsatlı yapılardan oluşmakta olup, alanın büyük çoğunluğun ruhsatsız ve mühendislik hizmeti olmadığı görülmektedir" denildi.  

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının acele kamulaştırma savunmasında Diyarbakır Surlarının UNESCO Kültürel miras listesine alınmasına da atıfta bulunularak şöyle denildi: 

"SUR’DA UYGULAMALAR YASALARA GÖRE YÜRÜTÜLECEKTİR" 

‘Suriçi Bölgesi’nde yapılacak uygulamalar gerek SİT alanı, gerekse dünya mirası olarak tescillenmesi nedeniyle bağlı olduğu ulusal ve uluslararası yasalarca öngörülen şartlara uygun olarak yürütülecektir. Bu uygulamalar gerek tek yapı, gerekse doku ölçeğinde korunması gerekli kültür varlıklarının değerleri yitirilmeden gelecek nesillere aktarılmasına, özgün dokusuna tamamen aykırı olan ve can ve mal güvenliği açısından risk altında olan niteliksiz yapıların yıkılarak biçim, gabari ve yapım tekniği açısından tarihi yapılara ve yöresel mimariye uygun olarak yenilenmesi suretiyle bölgenin hem kent kültürüne hem dünya mirasına kazandırılmasına yönelik olup, yapılacak uygulamalar alanın özgün yapısının korunacağı yönünde verilen taahhütlere ters düşmeyeceği gibi afet riskinin bertaraf edilmesinin yanı sıra kültürel değerlerin de korunması açısından önemli katkılar sağlayacaktır." 

"EN BÜYÜK YIKIMLAR ÇATIŞMALAR BİTTİKTEN SONRA YAPILDI" 

Davayı açan avukatlardan Nuray Özdoğan, Bakanlığın savunmasına karşı kendilerinin de bir savunma hazırlayarak Danıştay’a göndereceklerini belirtti. Avukat Özdoğan, "Bakanlık savunmasında, Sur’daki ruhsatsız yapılardan söz etmiş. Bu sadece Sur’un değil tüm Türkiye’nin sorunudur. Ankara ve İstanbul’da da çok sayıda ruhsatsız yapı var. Buraları da riskli alan ilan edip acele kamulaştırmaları mı gerekiyor. Ruhsatsız yapılar konusunda Belediye ve İmar kanunlarını uygulamama gerekçesini sunmamışlar. Hükümet, Bakanlar Kurulu kararları için uygulama işlemlerine dava açılamayacağına dair düzenlemeyi ret gerekçesi olarak mahkemeyle sundu. Ama, biz yasal düzenleme mecliste iken başvuru yapmıştık. Davaların toplu değil tek tek açılması ile ilgili gerekçeleri de hukuki değil, davalar arasında hukuki yönden bağlılık ve sebep sonuç ilişkisi var. Örnek olarak HES davalarını gösterebiliriz. Bakanlık savunmasında Diyarbakır 2’nci derece deprem bölgesi olduğunu belirtiyor ama verdikleri analiz raporlarında yapıların büyük kısmının depreme dayanıklı yapılar olduğu belirtilerek savunmaları ile çelişen bir durum var. Sur’daki evlerin büyük kısmı operasyon bittikten sonra yıkıldı. Çatışmalar nedeniyle tahribatlar vardı ama büyük yıkımlar çatışmalar bittikten sonra gerçekleştirildi" diye konuştu. 

(DHA)