Çekya’da yaşam, siyaset ve Türkiye’yi düşünmek: Bir başlangıç yazısı

Pelin A. Musil — Çekya
Pelin Ayan Musil, Prag’da Çek Dış İşleri Bakanlığı tarafından kurulmuş, bağımsız bir araştırma kurumu olan Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olarak çalışmaktadır. Doktora derecesini Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden aldıktan sonra 2010 yılında Prag’a yerleşmiştir. 10 yıl boyunca Anglo-American Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tam zamanlı öğretim üyeliği yapmıştır. Aynı üniversitede halen siyasi partiler ve demokratikleşme gibi dersler vermeye devam etmektedir. Türkiye’de siyasi partiler ve sosyal hareketler üzerine yazmış olduğu birçok akademik çalışması bulunmaktadır. Ara sıra Çek medyasına Türkiye’deki siyasi gelişmeleri yorumlamaktadır. İletişim: [email protected]

Çekya’daki bazı süreçlerin, Macaristan kadar olmasa da Türkiye ile benzerlik gösterdiği söylenebilir. Burada da medyanın bağımsızlığı tehdit altında, burada da kutuplaşma var ve popülist siyasetçiler kuvvetli. Örneğin Çekya’daki 2019 Haziran protestoları Gezi’yi andırıyor.

Herkese merhaba,

Ben 11 yıldır Prag’da yaşayan, burada özel bir üniversitede siyaset bilimi dersleri veren, son bir buçuk yıldır da Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalışan bir akademisyenim. Prag’da yaşıyorum, ancak daha çok Türkiye siyaseti üzerine okuyorum, araştırıyorum ve yazıyorum. Çekya’da akademik anlamda Türkiye siyaseti çalışan kişiler bir elin parmağını geçmeyecek sayıda. Türkiye’deki akademisyen arkadaşlarımla ise ara sıra WhatsApp ve Zoom gibi platformlarda veya ülkeye geldiğimde görüşsem de, Türkiye siyasetinin uzun uzun tartışıldığı yemek sofralarından ve sosyal ortamlardan uzakta yaşıyorum. Bunun yerine, gündelik çevremde daha çok (Çekya başta olmak üzere) Orta Avrupa ülkeleri üzerine akademik çalışmalar yürüten sosyal bilimciler oldu hep. Akademi dışındaki sosyal çevremde ise daha çok Çekler, Çekya’ya yerleşmiş Slovaklar ve diğer yabancılar var.

Bu bağlamda, sayın Murat Aksoy, PolitikYol’un Dünyadan sayfasına Çekya yazıları ile katılmamı teklif ettiğinde (kendisine tekrar teşekkür ederim) bunu kendi adıma ‘arada kalmışlık’ hissiyatımı aktaran ve deşarj olabileceğim, Çekya’daki güncel siyasi tartışmaları kendi açımdan Türkiye’ye aktarabileceğim ve bu vesile ile Türkiye’deki tartışmalara belki bir nebze de olsa katkı sağlayabileceğimi düşündüm.

PolitikYol, Türkiye’nin içinde bulunduğu baskıcı ve otoriter ortamdan nasıl çıkabileceğini, çıktıktan sonra insanları nelerin beklediğini özgürce tartışan değerli meslektaşlarımın ve hocalarımın yorumlarını takip ettiğim bir tartışma platformu. Doğrusu bu tür tartışmalar yürütülürken ve benim kafam da genel olarak bu tartışmalardayken, Murat Bey’e yazılarımda Çekya’nın ve başkent Prag’ın turistik ve coğrafi güzelliklerini anlatmanın ötesine geçmek istediğimi ilettim. Zaten burada 11 yıldır yaşamak ile turist olmak arasında büyük farklar olduğunu, Prag’a bir turistin baktığı gibi bakamadığımı da belirtmek isterim. Türkiye’den gelen arkadaşlarımı, ‘Prag’ı bilen biri olarak’ turistik gezilere çıkarma cüreti gösterdiğimde dahi hala büyüklü küçüklü birçok fiyasko yaşıyorum.

Kısaca ben, yazılarımda, içinde yaşadığım Çekya’nın, 1989 yılında başlayan (o zamanki Çekoslovakya’nın) demokrasiye geçiş sürecinden tutun da, Çekya’nın günümüzde liberal demokrasilerin içinde bulunduğu krize nasıl bir örnek teşkil ettiğini, ancak diğer Orta Avrupa ülkelerine (örneğin Macaristan’a) kıyasla nasıl daha demokratik kalabildiğini anlatan yazılar ele almak istiyorum. Çek siyaseti ya da Çek yakın tarihi uzmanı değilim, yanlış anlaşılmasın. Ancak buradaki meslektaşlarımın yazdıklarına ve yorumlarına yer vererek, onların Türkiye’den bambaşka özelliklere sahip olan bu ülke için geliştirdikleri fikirleri sizlere taşıyarak, bunlara zaman zaman kendi yorumlarımı da katarak, Çekya referanslı ancak bana Türkiye’yi düşündürten yazılar yazacağım.

Orta Avrupa siyaset bilimcileri, genel olarak Vişegrad grubu içinde yer alan ülkelerin (yani Polonya, Slovakya, Çekya ve Macaristan’ın) komünizmden sonra yaşadıkları siyasi ve ekonomik geçiş süreçlerindeki benzerlikleri gerekçe göstererek bu ülkeleri birbirleriyle karşılaştırırlar. Ancak, son on yıldır dünyadaki otoriterleşme dalgasını ortaya çıkaran araştırmalar, hem bu dört ülke arasındaki farkları çarpıcı bir biçimde ortaya koymakta, hem de Polonya ve Macaristan’ın yaşadığı hızlı otoriterleşmenin, Çekya veya Slovakya’dan çok, Türkiye’ye ve hatta bazı Latin Amerika ülkelerine benzediğini göstermektedir.[1] Bunun dışında, ileriki yazılarımda daha ayrıntılı ele alacağım gibi, Çekya’nın da otoriterleşme dalgasından nasibini aldığı doğrudur. Çekya’da da yaşanan bazı süreçlerin, Macaristan kadar olmasa da Türkiye ile benzerlik gösterdiği söylenebilir.

Örneğin, Çekya’nın 4 yıldır başbakanı olan, milyarder iş adamı ve medya patronu Andrej Babiš ve partisi ANO’nun 2013 ve 2017 yıllarındaki seçim kampanyası, Türkiye’nin 2002 seçimlerinde yüzde 7 kadar bir oy oranı tutturan Cem Uzan ve Genç Parti kampanyasına benzer. Yine, Çekya’daki 2017 seçimi, yeni kurulmuş partilerin meclisteki koltukların yüzde 64’ünü ele geçirmesi ve eski partilerin ise büyük hezimet yaşaması yönünden Türkiye’nin 2002 seçimlerine benzer.[2] Demokrasi için Bir Milyon An (Million Moments for Democracy) isimli sivil inisiyatifin, 2019 yılının Haziran ayında düzenlediği hükümet karşıtı protestolar ile yüzbinlere ulaşması, ve bu protestoların komünizmin çöküşünden bu yana Çekya’da görülen en büyük sosyal harekete dönüşmesi, Türkiye’nin 2013’te yaşadığı Gezi sürecini andırır.[3]

Burada saydığım benzerlikler bir bir analiz edilse, Çekya örneği üzerinden Türkiye hakkında aslında bir çok çıkarım yapılabilir. Bir sonraki yazımda işte tam da bunu yapmaya başlayacağım. Çekya’da 8-9 Ekim’de yapılacak genel seçimleri ve seçim analizlerinin bana Türkiye üzerine düşündürdüklerini yazacağım. Tabii, Türkiye’den farklı olarak, Çekya’da seçimler hala özgür ve adil sayılabilecek bir ortamda yapılıyor. Ancak, burada da medyanın bağımsızlığı tehdit altında, burada da kutuplaşma var, ve popülist siyasetçiler kuvvetli.

Görüşmek üzere.

[1] Bu konuda Ziya Öniş ve Mustafa Kutlay hocalarımın Türkiye ve Macaristan’ın yaşadığı benzer süreçleri ve AB’nin milliyetçi popülist liderler karşısında bu iki ülke üzerindeki dönüştürücü demokratik etkisini nasıl kaybettiğini açıklayan, ve ileride klasikler arasına gireceğini düşündüğüm makalesini anmak gerekir. Ziya Öniş & Mustafa Kutlay (2019) “Global Shifts and the Limits of the EU’s Transformative Power in the European Periphery: Comparative Perspectives from Hungary and Turkey,” Government and Opposition 54(2), 226-253.

[2] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Petra Guasti “Populism in Power and Democracy: Democratic Decay and Resilience in the Czech Republic (2013–2020)” Politics and Governance 8(4): 476.

[3] “Czech Republic protests: Andrej Babis urged to quit as PM” BBC, 23 Haziran 2019. https://www.bbc.com/news/world-europe-48737467

Pelin A. Musil — Çekya
Pelin Ayan Musil, Prag’da Çek Dış İşleri Bakanlığı tarafından kurulmuş, bağımsız bir araştırma kurumu olan Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olarak çalışmaktadır. Doktora derecesini Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden aldıktan sonra 2010 yılında Prag’a yerleşmiştir. 10 yıl boyunca Anglo-American Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tam zamanlı öğretim üyeliği yapmıştır. Aynı üniversitede halen siyasi partiler ve demokratikleşme gibi dersler vermeye devam etmektedir. Türkiye’de siyasi partiler ve sosyal hareketler üzerine yazmış olduğu birçok akademik çalışması bulunmaktadır. Ara sıra Çek medyasına Türkiye’deki siyasi gelişmeleri yorumlamaktadır. İletişim: [email protected]
- Reklam -
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
36,704TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da