İttifak düşüncesi neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir fikre dayanır. İnsanların özellikle doğaya hükmetmediği dönemlerde yırtıcı hayvanlara ya da avlarına dönük yaptıkları işbirlikleri ittifakın prototipi sayılabilir. Genel olarak gücünün karşısında yetersiz hissedilen bir hasım ya da rakibe karşı kurulan dönemsel birliktelikleri içeren ittifak kavramında, taraflar kendilerini var olduğu halleriyle korur ve bulundukları yerden ittifakın başarısı için var güçleriyle çalışırlar. Doğası gereği ittifak, ilanihaye değildir ve mücadele etmenin dolayısıyla güçlenmenin bir yöntemidir. İttifakın müspet veya menfi bir şekilde sonuçlanmasının akabinde taraflar ittifaktan önceki hallerine göre bir kar zarar hesabı, fayda maliyet analizi yaparlar. Umulan ve beklenen, ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın her girilen mücadelenin taraflara olumlu bir sonuçla ya da ittifak öncesine nazaran başarılı bir tabloyla dönmesidir. Fakat bunun için de ayrı bir stratejiye ihtiyaç olduğu kesin.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) ile birlikte Türkiye’de seçimler başından ittifakların ya da koalisyonların kurulduğu bir sisteme geçmiştir. Bazıları, parlamenter sistemde seçimin sonucunda kimlerle koalisyon kurulacağı yani ittifak unsurları belirli olmadığı için; ittifakın baştan kimlerle kurulduğu aşikar olan CHS’ye göre daha az şeffaf ve öngörülebilir olduğu tezini öne sürüyor. Üstelik aynı anda ülkenin ‘koalisyonlar’ batağından çıktığını iddia ediyorlar. Türkiye gibi siyaseten çok farklı eğilimleri, geniş toplum kesimlerine yaslanarak var eden bir ülkede koalisyonları bir arızi durum gibi düşünmek yanlış bir tutumdur. Farklı siyasi eğilimlerin bir araya gelmesi-gelebilmesi ülkemiz için bir talihtir. Birlikte yaşayabilme kültürü, farklılıkları zenginlik gören bir bakış açısıyla mümkündür. Ulus olmayı başarabilmiş tüm toplulukların temel özelliği, bilinen haliyle ‘tasada ve kıvançta’ bir olabilmektir. Oysaki geldiğimiz noktada Türk Milleti’nin içinde bu birlikteliği uymayan iki bilinen ‘kamp’ zuhur etmiştir. Ülkemizin önündeki birçok tehlikenin en büyüğü budur. Çünkü bölünme, parçalanma, ayrışma önce zihinlerde gerçekleşen bir edimdir. Bu yolun dönülmez bir kavşağa ulaşmasına ramak kala ittifakların ortaya çıkması bir yanıyla yangına gidilen körükken öte taraftan da bir yangın söndürücü görevi görme ihtimali barındırmaktadır. Zira zaten kamplara ayrılmış bir toplumun bu sinir uçlarını besleyen bir ‘resmi’ kutba ayrılma tehlikesi vardır fakat öte yandan ittifakların biri (Millet İttifakı) uyguladığı pratikten ya da mecbur bırakıldığı sosyolojik ve siyasal alandan ötürü Türkiye’nin çok geniş kesimlerini bir araya getirmiştir. Bu haliyle Türkiye’nin bir ve kaim olmasının informel güvencesi haline gelmiştir. İttifaklar, böylesi anlarda ve bu içeriklerde gerçekleştiğinde toplumun uzlaşmaz olduğunu düşündüğü fikirleri ‘müşterekler’de birleştirip ileriye götürebilir. Türkiye’nin geçmişinde bu örnekler mevcuttur. Örneğin hala hayırla yad edilen ve yakın siyasi tarihimize gururla yazılan birçok siyasi başarı CHP-MSP yani Ecevit-Erbakan ittifakında yakalanmıştır. Neredeyse elli yılı bulan bu tarihi hamle aradan çok zaman geçmiş olmasına ve arada başkaca kırgınlıklar yaratmasına rağmen, hala algıda çok uzak gibi görünen kesimleri birbirine yakınlaştırmaktadır.

Bağlamı genelden özele doğru daraltmamız gerekirse ittifak meselesinin CHP açısından durumunu analiz etmek yerinde olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi on yıldır bir siyasal dönüşüm içerisindedir. Bu dönüşümün eksikli, aksayan ve hatalı yanları olabilir ama özellikle CHS ile ortaya çıkan ittifaklar politikasına uygun bir zemin hazırladığını da görmek gerekir. Kendisinden çok farklı siyasi kesimlerle birlikte hareket etmek durumunda kalan Millet İttifakı bileşenleri ve onun objektif katkıcıları için CHP’nin bu zaman dilimindeki yönelimleri önemli bir katalizördür.

KIŞ UYKUSU VE BRUMASYON

Türkiye’nin sağ ve sol oy oranları dengesinde sağ partilerin sosyolojik ve matematiksel bir avantaj taşıdıkları hepimizin malumu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir dizi gerekçeyle oluşmuş ‘kurucu parti’ olmaktan gelen olumsuz bagajından kurtulması biraz daha zaman alacak gibi duruyor. Fakat on yıla yayılan politikalarla beraber CHP’nin kendi tabanı dışında birçok kesim için de oy verme bağlamında ikinci parti olduğunu düşünüyorum. Yazımızın konusu ve tartışma zeminimiz ise CHP’nin ikinci parti olduğu kesimleri artırırken neden birinci tercih olan alan artmıyor ya da konsolidasyon açısından doğru yönetilemiyor. Bu bilinçli bir tercih mi yoksa istenmeyen bir sonuç mu?

CHP, Uzun süredir bir dayanışma ağına dönüşen ve bence üst düzey bir politikleşmenin sonucu olarak MHP’den tutun HDP’ye stratejik oy veren, İYİ Parti yönetimlerine katılan, Perinçek’e imza veren bir gönüllü ordusundan oluşan bir tabana sahiptir. Bu politik bilincin Türkiye’nin demokratik atmosferine önemli ölçüde katkı sağladığı da yadsınamaz bir gerçeklik. Hal böyleyken bu kıymetli politik tabanın CHP teşkilatlarında siyaset yapabilmelerinin önü açılmalıdır. Genele seslenen çağrılar, gündelik davetler politik düzeyine methiyeler düzdüğümüz bu tabanda sahici bir karşılık bulmamaktadır. Nitekim tüzük ve gündelik yaşamın uyumsuzluğu CHP’de siyaset yapmayı neredeyse bir profesyonel faaliyete indirgiyor. Yani ya bir profesyonel bakış açısı ya da bir think tank faaliyeti şeklinde tezahür ediyor partililik. Parti yönetimi bunu aşabilmenin yolu olarak partinin üst kademelerinde görev almayan milyonlarca üyeyi ve çok daha geniş bir topluluk olan seçmen tabanını somut ve soyut alanları güçlü bir ideale kavuşturmayı ve buna uyumlu bir örgütlülük formunu yaratmayı önüne koymalıdır.

Kış uykusuna yatan canlılar arasında bazıları uykuya dalıp kışın geçmesini beklerken bazıları da brumasyon ismi verilen korunma yöntemiyle vücut ısılarını ve metabolizmik enerjilerini düşürürler fakat uyumazlar. Uygun an gelene kadar beklerler ve doğru zamanı bulduklarında hamlelerini yaparlar. Biri uykudayken diğeri koşullara uyum sağlayarak hamle yapacağı ana hazırlanır.

Geçmiş dönemlerde de altını çizmiştim; ittifak politikalarına uygun hale gelmek hatta bu çizginin amiral gemisi olmak önemlidir fakat yine eş zamanlı olarak sonrasına da hazırlıklı hale gelinmelidir.  İttifak meselesinde CHP için en büyük sıkıntı, kitlesinin ya da sol kesimin uzun süren AKP’li yıllardan sonra köşelere ve bir doğrultuya ihtiyaç duymadan ehven- şer’e yönelmesidir. Elbette bir yerde sabit kalıp her ne koşulda olursa olsun bir partiye bağlı kalınmasından bahsetmiyorum ama hali hazırda iki ittifak içerisindeki tüm partiler kendi tabanlarını konsolide eden; tarihsel ve güncel konumlanışlarını ve ideolojik hatlarını ya koruyan ya da yeniden tanzim eden bir siyaset üretiyorlar. Bu tabii olandır. Burada genel boşluğu bırakan CHP’dir. İdeolojik olarak geleceğe hazırlanarak ve bunu şekillendirerek, toplumun çeşitli siyasal kesimleriyle ittifak tabi ki kurulabilir. Bu hazırlık agresif, köşeleri keskin, biçim ve içerikte radikal olması gereken bir ihtiva içermek durumunda değildir ki CHP’nin geri dönüşü mümkün olmayan rotası tüm bu sıfatlardan çok uzaktır. CHP’yi bu haliyle bir ‘fil tarifi’ haline sürüklenme ihtimalinden ari tutmalıyız. Bu flu hal, partiyi tarifleyen liberallerin takım çantası olarak ellerinde dururken partinin değişimine direnenler için de bir argüman kaynağı olarak karşımıza çıkıyor. Ezcümle tüm partiler brumasyondayken CHP’nin örgütsel ve teorik olarak bir kış uykusunda olma riskinden korunması gerekiyor.

İttifak fikri bir çekim merkezi ve yayılan bir iltihak alanı yaratmasından dolayı güçlüdür. Bütün gücünü ittifakın başarısına veren öznenin geleceğe dönük bir sol anlayışı bugünden tartışılır hale getirmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin ve dünyamızın geldiği nokta itibariyle her şeyden daha fazla sol ve toplumcu muhalefete ve kamucu bir kurucu iradeye ihtiyacı bulunmaktadır. Geleceği ise ancak dostlara el uzatan tabanına ise sımsıkı sarılan bir anlayışla kurabiliriz.