Ne kadar gururlansak azdır! Dünyamızda ortaçağ karanlığının temsilcisi, uzun kollarıyla komşularına “terör ekme” üstadı Vahhabi/Selefi monarşinin anlı şanlı kralını, “krallara layık” ağırlıyoruz… 
Türkiye Cumhuriyeti’nin başı, kimseler için yapmadığını yapmış, kralın havaalanında ayağına kadar gitmiş. Neyse ki kral, Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el Sisi’ye yaptığı gibi “alnından öpmeye” kalkışmamış. Haliyle Ankara’da da “Rabiaparmakları” çıkaran yok.

Bir monark, Türkiye Cumhuriyeti gibi bir memlekette bu denli el üstünde ağırlanıyor, “devlet nişanlarına” layık görülüyorsa eğer; temsil ettiği “medeniyet” düzeyine gıpta edilmesinden kaynaklansa gerek! Misal bu öyle bir “medeniyet” ki, Suud büyük müftüsü kadınlara otomobil kullanma yasağını “şeytani etkilere açık olacaklarını” buyurarak gerekçelendirir. Satrancı “düşmanlık ve nefret” yaydığı gerekçesiyle yasaklatıverir. Bunlar tam da 21. yüzyılda memleketin taşınmakta olduğu sultanlık düzenine yaraşır!..

Ziyaret için “bundan iyisi Riyad’da kayısı” diye bakanlar çıkacaktır elbette. Zira 80 yaşındaki Suudi kralı, bir memleketi ziyaret ediyorsa “parasını bastırıp bir şeyler alacak” demektir. Misal Ankara’dan önce beş gün gezip dolaştığı, meclisine hitap ettiği Mısır’da bir “doktora” kaptı. Kızıldeniz’e köprü kurdurmanın da bulunduğu 18-20 milyar dolarlık 14 yatırım anlaşmasına imza attı. Ve eli de boş kalmadı. 
Kahire ziyaretini taçlandıran, seleflerinin 1950’lerde İsrail’e karşı koruyamadıkları için o vakitler Arap âleminin lideri olan Mısır’a devrettikleri Tiran Boğazı ve Akabe Körfezi’ndeki Tiran ve Sanafir adalarını geri alması oldu. El Sisi, deniz sınırını yeniden çiziktiriverip iki adayı Suud’a “iade etti”. İran’a karşı şimdilerde Riyad’la elbirliği eden İsrail’in de itirazı yok. Dolayısıyla adaları, Mısır’ın artık ahı gitmiş vahı kalmış “Arap âlemi liderliğini” de Suud’a devretmesinin mührü sayabiliriz.

Akla Türkiye’deki yönetimle ne alacak/ ne verecek diye düşüyor. Gerçi Suudi Arabistan bizim siyasal İslamcılardan alacağını almış vaziyette. Mısır’da El Sisi darbesine arka çıkıp Türkiye’yi yönetenlerin “İhvan” kuşağını gömen onlar. Suriye savaşında radikallerin öne çıkmasında etkili olup Türkiye’nin Batı’ya “ılımlı İslam” pazarlamasını “solduran” da öyle… Suudiler, Türkiye’yi yandaş medyanın “NATO üyeliğiyle” kıyaslamakta beis görmediği “İslam Ordusu” denilen uyduruk ittifakın “şifahen” üyesi kılmayı bile başardı. Türkiye’yi baldırı çıplak Yemenlilerden bir yıldır tokat yedikleri savaşa sürmek isteseler de neyse ki ordumuz “dur” dedi. Suudi uçakları gözümüz gibi sakındığımız İncirlik’e ise “IŞİD’le savaş koalisyonunun parçası olma” bahanesiyle konuşlanmış vaziyette. 
Bir kısım yandaş medyacımızın hayallerini, İranlıların Mekke/Medine’ye yürümesi ve onları Sünni cephenin “müridi” kılınacak Türk ordusunun tanklarının püskürtmesi de süslüyor ama neyse ki henüz o aşamalara gelmedik!

Riyad’ın asli arzusuna gelince… Türkiye ile Mısır’ı barıştırmak. Suudi kralının resmi ziyaretini İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 14-15 Nisan’da Türkiye’nin Mısır’dan dönem başkanlığı devralacağı zirvesine denk getirmesine şaşırmamalı. Tabii El Sisi’yi İstanbul’a getirip “Sünnidaşlarıyla” barıştırırsa mucize olur. Şimdilik Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri’ye “şükredilecek” gibi görünüyor. Kral, El Sisi’yi milyarlarca dolar karşılığında idam fermanını elinde tuttuğu Mursi ve İhvancılara merhamet etmeye ikna edebilse, Türkiye’nin talebi karşılanacak. Peki, Suud niye bunu yapıyor? Sırf İran’a karşı Kuzey Afrika’dan Pakistan’a uzanan Sünni mezhepçi blok kurup liderlik edebilmek için.

Velhasıl Suudi kralının ziyaretiyle “büyük medeniyet buluşmasına” tanıklık ediyoruz. Haşmetmaaplarının memleketimizin kurucu lideri Atatürk’ün mezarını ziyaretlerini ise hem beklemiyor, hem istemiyoruz.