Mart ayından itibaren sosyoekonomik olarak ülkemizi sarsan pandemi sürecinin ardından yaşanacak değişimin yönünün/içeriğinin belirlenmesinde belki de en büyük görev siyaset kurumuna düşüyor. Pandemiden sonra eskisi gibi mi olacak, yoksa bir şeyler köklü olarak değişecek mi?  Benim inancım, siyaset kurumunun “hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa gelecek nasıl olacak” sorusuna doğru/toplumun beklentilerini karşılayacak yanıtları vermekle yükümlü olduğudur. Özellikle de ülkemiz için…

Yeni dönemi sosyal devlet ihtiyacının önemine vurgu yaparak tanımlayan CHP, içerisine kamunun ağırlıkta olduğu eğitim, sağlık ve üretim başlıklarını ekliyor. En anlaşılır hali ile devletin sadece zor dönemde varlığını hissettirmemesi; sıcak para bağımlılığına son verip üretime geçmesi, toplumsal eşitsizliği, hukuksal adaletsizliği, gelir adaletsizliğini ortadan kaldırması;  tamir ve rehabilite dışında kalıcı politika hale getirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Öncelikle yeni dönemde tüm toplumsal, siyasal ve kültürel kesimlerin katılımıyla  “yasama, yürütme ve yargının ayrılığı” demek olan kuvvetler ayrılığı ile keyfiliği önleyecek denge/denetim esasına dayanan yeni demokratik bir anayasa yapılmasını öneriyor. Ve bu yeni anayasanın omurgasının “Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılması” olarak nitelendirdiğimiz yeni ve güçlü demokratik parlamenter sistem olmasını istiyor.

Dolaylı vergiler yoluyla tabana yayılan vergi sistemimizin, tavana doğru, gelirin ise tabana doğru yayılmasını destekliyor.  Kamusal atamalarda liyakatın esas alınmasını, hizmetin yandaşa değil, vatandaşa yapılmasını, pandemide önemi bir kez daha hissedilen sağlık hizmetlerine önkoşulsuz erişimin bir hak olmasını, özel sektörle de koordineli bir biçimde- kamunun etkin olduğu bir yapıya dönüştürülmesine vurgu yapıyor.

Peki iktidar geleceği nasıl görüyor ve kurguluyor? 

Pandeminin yaralarını sarmak, ekonomiyi sıcak para bağımlılığından kurtarıp raya sokmak, daha demokratik bir toplumun inşası, daha demokratik bir siyaset gibi bir hevesinin olmadığı; aksine içi boş günübirlik siyasi başarı hikayesini yazmak adına tüm algı mekanizmalarını devreye soktuğu, daha totaliter rejime doğru eksen kayma yaşadığı açıktır. Toplumu kategorize eden, içte dışta düşman yaratarak kendisine oy veren seçmeni konsolide eden ve dijital gözetimi içeren bu yeni rejimi iktidarının devamını sağlayacak tek yol olarak görmektedir.

Son günlerde pandeminin bütün yükünü omuzlayan sağlık emekçilerine hükümet ve siyasi ortaklarınca yapılan düşmanca, itibarsızlaştırılmaya yönelik, hedef gösteren bu tavır, siyasi kaymanın yeni adımlarından birisi olarak değerlendirilmelidir.  Hekimlere en çok ihtiyaç duyulan bu dönemde TTB’nin üzerine gidilmesi topluma verilen önemli bir mesajdır. Aykırı bir söze tahammülsüzlüğün, dikensiz gül bahçesi gayretlerinin göstergesidir.

Gelecek siyasi planlamanın, anlayışlarının şifrelerini buradan çözmek mümkün. Bilinçli programlı bu saldırının, totaliter tek adamcı yönetiminin toplum üzerinde baskının pandemi sonrası daha da artacağına işaret etmektedir. Yoksa son dönemlerde, kamu hizmeti görevlilerinin, siyasi iktidarın emir eri gibi gösterilmesi, valinin, kaymakamın, emniyet müdürünün, savcının, yargıcın yetkisini anayasadan ve yasalardan alan kamu görevlileri olmaktan çıkarılıp parti görevlisi gibi çalıştırılmasından çıkan anlam budur.  Basınını yandaş müteahhittin havuz medyası yapması, AKP il başkanlarının ilin mülkü amiri haline gelmesi yine yeni dönemin göstergeleridir.

Kaldı ki hukuka tahammülü olmayan, kendi iktidarının devamı dışında herhangi bir endişe taşımayan otoriter rejimler için salgın, kaotik dönemler, demokrasinin güçsüzleşmesi, hem halkın itiraz etmesini önlemek ve yurttaşları disiplin altına almak için hem de baskı araçlarını çeşitlendirmek için bulunmaz bir nimettir.

Covid-19 sonrası yepyeni bir uygarlık kurulacaksa bunu ancak ve ancak demokratlar yapmalıdır. Covid-19’un neden olacağı çöküntünün, baskıcı ve otoriter yönetimleri güçlendireceği, yeni örneklerini ortaya çıkaracağı ihtimali nedeniyle de ayrıca demokratların uluslararası dayanışması zorunludur. Demokratlar, dünyanın Covid-19 sonrasını, baskıcı ve otoriter iktidarlara, neo-liberal politikaların uygulayıcılarına bırakamaz.