Küreselleşen dünyada ilkelerin, ideolojilerin, değerlerin hafiflemesinden midir; yoksa bilişim çağının yarattığı sonuç mudur bilinmez ama gerçek olan şu ki; ABD Başkanı Trump tipi liderler geleneksel yöntemler dışında, devlet ciddiyetinden ve akıldan uzak, kişisel hisleri ile ülkelerini yönetir hale geldi.

Tabii konu Trump olunca kuşkusuz bu durum sadece ABD’yi etkilemiyor. Trump’ın özellikle sosyal medya aracılığıyla verdiği mesajlar tüm dünya tarafından dikkatle takip ediliyor.

Trump kimseyi dinlemiyor, ABD’nin geleneksel dış politika tavrının ötesinde önce konuşuyor, sonra karar alma sürecini başlatıyor. Ve izlediği politikaların doğruluğundan o kadar emin ki her fırsatta büyük gururla kendini övmeyi de ihmal etmiyor. Devlet aklına inanmadığını, kendi hislerine güvendiğini, doğru seçeneğin anında karar alma gücünde olduğuna inanıyor. “Güçlü lider” olma özelliğini sıklıkla dile getiriyor.

Türkiye ile ilgili attığı tweet’e bakalım.

Diyor ki: “Daha önce de güçlü bir şekilde ifade ettiğim gibi, Türkiye benim harika ve emsalsiz mantığım çerçevesinde sınırı aştığını düşündüğüm bir şey yaparsa, Türkiye’nin ekonomisini tamamen yok ederim. Daha önce yaptım!”

Sosyal medya üzerinden, diplomatik nezaketten uzak bir şekilde tehdit ediyor.
Tabii hissi saatler içerisinde değiştiğinden olsa gerek, bir gün içerisinde aynı konuda bir kaç defa fikir değiştirebiliyor.

Günü gününe uymuyor.
Bazen tehditkâr, bazen sevecen, bazen de devlet adamlığının uzağında kibirli, ukala, küstah.

Özel hayatı, iniş çıkışları ile sürekli gündemde olan Trump’ın haleti ruhiyesini, izlediği kendine has politikayı bütün dünya, medya kuruluşları çözme derdine düştü.

Gerçekten Trump usta bir stratejist mi?
Aklını yitirmekte olan biri mi?
Rol yapan başarılı bir aktör mü?

Sonuçta Trump dürüst değil, güvenilir hiç değil.
İstikrarsız politikaları sürekli kriz yaratıyor.
İç politikada sıkıştığında kendisine bir hedef seçiyor.
Ancak seçmendeki Trump, politik karmaşıklığın tam zıttı oldukça basit bir dil kullanıyor. En önemli meseleyi bile attığı tweetlerle en anlaşılır halde halka iletiyor.

Örneğin Suriye’den çekilmeyi anlattığı tweet:
“Biz Suriye’den çıkacağız ve daha çok kazanacağız. Sonu olmayan bu saçma savaştan çekilme zamanı geldi”

Bir başka isim ise Rusya Devlet Başkanı Putin.
Putin yönetiminde Rusya’da “kontrollü demokrasi” diyebileceğimiz bir kavram gelişti. Vatandaşa ne kadar demokrasi gerektiğine devlet, yani Putin karar veriyor. Siyasi muhalefet sadece ayak bağı olarak görülüyor.

Putin’in göreve gelir gelmez yaptığı ilk iş, medyayı devlet kontrolüne almak ve zengin işadamlarıyla anlaşmak yapmak oldu. Anlaşmanın içeriği netti. “Siz sadece işinizi yapın, siyasete karışmayın, ben de size karışmayayım.” Bu anlaşmaya uymayanların şirketlerine el konuldu.

Asıl mesleği şoförlük olan Venezüela Devlet Başkanı Maduro da benzer bir yapıya sahip. Keskin bir dille, halkın istediği cümleleri kuruyor. Ülkede hukuk yok, denetim mekanizmaları çökmüş durumda. Ülkenin, ekonomik, siyasi yapısına, sosyal tabloya bakınca yönetimin sadece para, medya, yargı ve askerle ayakta durduğunu görüyoruz.

Uzaklara gitmeyelim; benzer bir anlayış Türkiye’de de hakim.
Toplumun yarısını düşman olarak gören, ötekileştiren güçlü yürütme, siyasi, ekonomik, toplumsal birçok sorun yarattı. Ekonomik krizin önüne geçilemiyor, işsizlik had safhada.

OHAL şartları altından referanduma götürülen Partili Cumhurbaşkanlığı, kuvvetler ayrılığı ilkesini yok etti. Birbirinden bağımsız olması gereken yasama ve yargı, yürütmenin kontrolü altında. Mahkemeler Erdoğan’ın iki dudağından çıkacak söze göre hareket ediyor. Anayasal hak olan en barışçıl gösteriler kolluk kuvvetleri aracılığıyla bastırılıyor. Yasama yetkisi tamamen Saray’da. Saray’ın bürokratları tarafından hazırlanan Kanun Teklifleri milletvekillerinin imzasıyla TBMM’den parmak çoğunluğuyla geçiriliyor.

Kanal İstanbul, şehir hastaneleri aklınıza gelen tüm bu projeler tek bir akıldan çıkıyor. Yani ülkede mimar, şehir plancısı, sağlık düzenleyicisi, iç dış politika hepsi tek bir akıldan ve bu akla itiraz eden farklı söz söyleyen çevresinde tek kişi yok.

Bu popülist ve bireysel politikalar umarım Dünyada yeni bir felakete sebep olmaz.