Moda olan bir söylem var: “Solun, Türkiye’de lidere, hatta karizmatik lidere ihtiyacı vardır.” Bu önerme yanlıştır. Zira solun böyle bir sorunu yoktur. Bu önerme solun fıtratına uygun olmadığı için mantık-dışı bir önerme olup, solun “ karizmatik lider” ve “popülizm” kıskancına sokularak bitirilmesi için algı üretip, dolaşıma sokma girişimidir. Kısacası sol değerlerin, kavramların, anlatıların içinin boşaltılmasına dönük bir niyeti içinde taşımaktadır. Solun derdinin –bana göre- sağın lider fetişizmi/kültü ve popülizmine sapmadan, kendi içinde dışsal-konjonktüre uygun yeni fikirler geliştirip bunu anlatabilme sorunu olduğunun altının çizilmesi gerekiyor.

Sol derken kastım, uzun uzun tarih anlatıp, kavramın tarihsel “hangi” zeminden geldiğini anlatmak değil (başka yazımızın konusu olsun, zira konuyu bağlamından çıkmayalım). Sol kavramını kapsayıcı ve farklı sol fraksiyonları içine alacak (sosyal demokratlar, sosyalistler, anarşistler vs.) biçimde kullanıyorum. Zira bu kavram tarihin dinamiği ve diyalektiğinde düzenin eşitsizliğine ve adaletsizliğine farklı biçimlerde karşı duruşu, mazlumun, mağdurun, sömürülenin yanında olmayı anlatır.

Ülkemizin tarihinde de özellikle 70’lerde emek-sermaye çelişkisinin yoğunlaşması, sermayenin birikim yasalarının ürettiği eşitsizlik düzeyinde tüm mağdur sınıflarının öncü sesi ve mücadele edebileceği bir alan olmuştur. Şimdi ise yükselen otokrasi karşısında lokomotif güç olma yolunda.

Sistem kendini üreten parametreler üzerinden, kapitalist toplumsal formasyonda kendi karşıtını içinde taşıyor. Sermayenin ihtiyaçlarına dönük sağ politikalar ülkemiz ve dünyada kendine tepki biçimlerinin çeşitlenmesini ve yeni fikirler üretimi ile sosyal, siyasi, iktisadi sisteme alternatifini üretecektir. Zira post-proleterleşme olarak kavramsallaşabilecek bir dönemde emek; esnek, güvencesiz, kayıt-dışı, işsiz durumda değil midir?

Ülkemizde de her üç gençten biri işsiz diğeri ise esnek ve güvencesiz durumda çalıştırılmıyorlar mı? İşte bu noktada sömürü mekanizması ve sermayenin birikim yasası, kendini daha fazla “ençoklaştırmak” ve bunu yeniden üretmek için bu yollara başvurmaktadır. Buna bağlı olarak gelir dağılımında uçurum büyümekte, emeğin aldığı pay her geçen gün azalmaktadır. Bununla birlikte medyanın ve siyasetin ideolojik manipülasyonları ile ırkçılık, yabancı düşmanlığı, kimlikçi siyaset yapma biçimleri ve eyleyicileri artmaktadır. Gerçeklik ters düz edilmiştir.

Gerçeklikten kopuş ve ideoljik manipülasyona ilişkin Dr. Ali Haydar Fırat “Post-gerçek dönemde siyaset” isimli makalesinde şöyle bir değerlendirmede bulunur. “Dünyanın genelinde yükselen ırkçı, otoriter, yabancı düşmanı, mezhepçi ve kimlikçi siyasetlerin toplamı Post-Gerçek dönemi anlatır. Bu dönemin ekonomi-politik çözümlemesini yaptığımızda karşımıza; yabancılaşmanın, sömürünün ulaştığı düzey çıkmaktadır. Elbette gerçeği ifade eden siyasetin ağır yenilgisini de… Yaşanılan ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel krizlerin insanı sürüklediği bir çağda çaresizce egemenlerin söylediği yalana biatı anlatır. İnsana gerçeği söyleyen siyasetin yani sol siyasetin gerçeği üretme, yayma ve iktidara taşıma yani bütünüyle başka bir dünya kurma mücadelesinin şimdilik yenilgisini anlatır.” 

Makaleyi kesin okumanızı tavsiye ederim. Şimdilik bir yenilgidir söz konusu olan, zira yükselen adalet, özgürlük ve eşitlik talepleri ne kadar az da olsa çoğalma eğilimi de göstermektedir. Dolayısıyla solun lider sorunu yoktur. Hele hele karizmatik lider! Bu önerinin ve algının kendisi içinde bir sinsiliği mi barındırıyor?

Sol yeni fikirler üreterek gerçekliğin sistem tarafından algısal tersine çevrilmesini engelleyici argümanlar geliştirip ve yeni olmakla birlikte kökten-sorun çözücü fikirler ortaya koymalıdır. Bu şekilde sinsiliklerin geliştirilmesine de engel olur. Solun özellikle sosyalist solun lider ihtiyacı, tarihinde Stalin’leri üretmiş ve sınıflardan kopuk bürokratizmi, lider kültünü ve baskıyı en ağır biçimde gözler önüne sermiştir (J. Arch Getty’nin iletişim yayınlarından çıkmış Stalinizm Hükmederken adlı kitabı okumanızı öneririm).

Ezcümle, sol yeni fikirleri ve yeni mücadele biçimleri ile yükselişe geçecektir, her şey kendi karşıtını içinde taşır. Sistemin tüm bu çelişkileri, solun aklının/vicdanının/mücadelesinin güçlendirilmesini sağlayacaktır. Hani bir söz var “Tehlike zekayı keskinleştirir” diye o yüzden söylüyorum inadına: SAVULUN SOL GELİYOR!

(Not: Aziz Nesin’in Sosyalizm Geliyor Savulun öykü kitabından aldım başlığı, kitabı okumanızı tavsiye ederim)