Tarih 13 Mart 2019. AKP’nin Ankara Gölbaşı mitingine bir grup kamu görevlisi ve belediye işçilerinin mesai saati içinde AKP’nin parti mitingine götürüldüğü görüntüleri medya organlarına yansımıştı. Mitinge gitmek için bekleyen işçilere ‘’ nereye gidiyorsunuz’’ sorusunun cevabı AKP döneminde işçilerin getirildiği noktanın özeti şeklindeydi. Gölbaşı’ndaki mitinge gitmek için beklediklerini belirten işçiler, buna mecbur olduklarını, “gitmeyenin sakıncalı ilan edilerek işini kaybedeceğini” belirtiyordu. Aynı tarihte zorlan mitinge götürülen bir işçi ise şu ifadeleri sarf ediyordu;’’ “Bu tür mitinglere gitmek istemiyoruz ama mecburuz. İş kaygısı taşıyoruz. Çoğumuzun çoluğu çocuğu var. Bizimki ekmek davası. ‘Git’ diyorlar, gidiyoruz, ‘Gel’ diyorlar geliyoruz. Anlayacağınız modern köleleriz” diyordu.

Hatırlanacağı üzere bu durumu destekleyen bir olayda yaklaşık bir ay önce Manisa’da meydana gelmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Manisa’ya gerçekleştireceği ziyaret için Manisa Büyükşehir Belediyesi ve MASKİ işçileri olmak üzere, il genelindeki tüm belediye işçileri Erdoğan’ı alkışlamak için zorunlu olarak miting alanına getirilmiş, işçilerin yeterli katılımı gösterip göstermediğini denetlemek adına işçilere mitin alanında yoklama yapılmıştı.

Tüm bunların yanı sıra AKP mitinglerinin yapılacağı bölgeler de mesai saatleri içerisinde kamu personellerinin mitinglere zorunlu olarak katılım gösterilmesini ifade eden onlarca tebliğ kamuoyuna yansımıştı. En son örnek ise birkaç gün önce Ankara’nın Elmadağ ilçesinde yaşanmış, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un Elmadağ ilçesinde gerçekleştireceği etkinliğe katılımın tüm kamu personelinin katılımının zorunlu olduğu yazısı Kaymakamlığa tebliğ edildi.

Bu durum yalnızca içinden geçtiğimiz 31 Mart Yerel seçimlerine has bir olay değil elbette. Geçmiş seçim dönemleri mitinglerinde veyahut iktidar partisinin geçmiş dönemler de düzenlediği etkinliklere işçilerin ve memurların katılımının zorla gerçekleştirildiği biliniyor. Hatta daha önceleri bazı işçilerin mitinglere gitmek istememesi üzerine işlerinde çıkartıldığı da biliniyor. Kısacası AKP iktidarı işçileri tehdit ve şantajlarla boyunduruğu altına almaya yıllardır devam ediyor.

Ülkemiz de işçiler 4857 sayılı iş kanunu yasasına bağlı olarak çalışmaktadır. 4857 sayılı iş kanunun da yer alan tüm hükümler dikkatli bir şekilde incelendiğinde işçilerin herhangi bir siyasi kurumun veya kuruluşun etkinliklerine zorunlu olarak katılımını sağlayacak herhangi bir emare elbette yer almamaktadır. Lakin Türkiye’de çalışma ilişkileri alabildiğince tüm yasal mevzuatlara aykırı olarak işlediğinden, işçilerin bu durum ile ilgili şikâyetlerini bildirebileceği bir makam da ne yazık ki ortada bulunmamaktadır. Bu durumda akla gelen ilk soru ise işçilerin şikâyetlerini ve haklılıklarını dile getirecek bir diğer yasal kurumlar olan sendikalara iletmesi önün de herhangi bir engelin olup olmadığıdır. Sendikalar yasal olarak işçilerin haklarını ve sahip olduğu hukuki güvencelerini sağlayabilecek örgütlü yapılarken bu durum elbette AKP iktidarı döneminde aksi bir yöne doğru ikamet ettirildi. Memur-Sen ve Hak-İş konfederasyonları da rotasını emekçilerden yana belirlemekten ziyade iktidarın politikalarına doğru bilinçli ve istekli bir şekilde iktidardan yana belirledi.

16 Nisan referandum sürecinde ve 24 Haziran seçimlerinde iktidar mitinglerinde boy gösteren, sendika eylem ve etkinliklerinde AKP’ye oy isteyen HAK-İŞ ve MEMUR- SEN KONFEDERASYONLARI 31 Mart yerel seçimlerinde de iktidar partisine açık açık oy istemeye devam ediyor. Hak-İş Genel Başkanı, AKP’li belediye başkan adaylarına desteğin kapsamını genişleterek, Ankara’nın ardından İzmir ve Aydın’da da AKP’li belediye başkan adaylarına açık destek vermeye devam ediyor. Haliyle de işçilerin zorla mitinglere götürülmesi, miting alanlarında yoklamalarının alınması yetmeyip katılım göstermeyen işçilerin işlerinden atılmasında işçilerin tek yasal korunağı olan söz konusu bu sendikalar sayesinde gerçekleştirilebiliyor. Kamu personelleri alanında ise bu görevi MEMUR-SEN üstlenmeye devam ediyor.

Sendikalar kuruluşları ve özü itibariyle sermayeden, devletten ve siyasi partilerden bağımsız yapılar olarak ortaya çıkmışlardır. 6356 sayılı işçi sendikaları ve toplu iş sözleşmeleri kanunun tanımlar kısmında sendikaların tanımı ile ilgili hüküm açık ve nettir. Yasaya göre sendikalar; İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kurulan tüzel yapılar olduğu belirtilmektedir. Lakin gelinen noktada bahsettiğimiz bu sendikalar çalışanların haklarını ve çıkarlarını korumaktan ziyade iktidarı ve ona yakın yandaş kurumları korumak üzerine kendilerini kurgulamışlardır.

İşçiler güvencesiz, işçiler yoksul, işçiler her gün göz göre göre ölüme gönderiliyor, işçiler geçinemiyoruz feryatlarıyla kendilerini yakıyor ve ne yazık ki bu durum ne iktidarı ne de iktidara destek veren sendikaların gündeminde yer almıyor.

Hal böyleyken ortaya çıkan sonuç; işçilerin zorla mitinglere götürülüp yoklamalarının alındığı, bahsi geçen sendikalarında buna destek olduğu kölelik rejiminin 21. yy Türkiye’sinde çalışanların içerisinde bulunduğu durumu tanımlıyor.