İSİG verilerine göre Türkiye’de OHAL sürecinin ilanından bugüne geçen 7 aylık süreçte iş cinayetlerinde yüzde 14 oranında artış yaşanarak, 1180 işçi çalışırken yaşamını kaybetti. AKP iktidarından bugüne iş yeri cinayetleri bakımından Dünya’nın ilk sıralarında yer alan Türkiye’de bugüne dek 17 binden fazla işçi çalışırken yaşamını kaybetti. İSİG raporlarında bu sayı sadece geçtiğimiz ocak ayı içerisinde en az 161 işçi olarak belirlendi.  OHAL süreci ve KHK’lar ile hukukun askıya alındığı şu günleri fırsata çeviren sermaye sahipleri, arkalarında buldukları hukuksuzluğun dizginsiz kudretini işçiler adına sömürü ve ölüm düzenine dönüştürmekten tereddüt etmediler.

Öte yandan Türkiye’de OHAL süreci ile birlikte çıkartılan KHK’lar ile işçiler ve emekçilere yönelik baskının dozajı günden güne artmış bulunuyor. Yaşanan siyasi krizin ve belirsizliğin bedelini yine işçilere ödeten siyasi iktidar, bu dönem içerisinde emeğe ve emekçilere yönelik saldırı politikalarını birer birer hayata geçirmiş bulunuyor. Ağır yönetim ve siyasi krizin neticesinde yaşanan ekonomik durgunluğun bedelini bu dönemde yine en çok işçiler ödedi. İşsizliğin gözle görülür bir şekilde arttığı son dönemde işsizlik oranı TÜİK verilerine göre yüzde 12,1’ e yükselmiş bulunuyor. Resmi istatistiklere göre işsizlik seviyesi son beş yılın en yüksek düzeyine ulaşmış bulunuyor. Bunun yanı sıra kriz bahanesi ile birlikte birçok iş yerinde toplu işten çıkarmalarda hızlı bir şekilde gerçekleşmeye devam ediyor. Ayrıca hayata geçirilen zorunlu BES uygulaması ile birlikte işçilerin alın terinin nereye aktarılacağı bile belirli olmayan bir şekilde sömürülmesi ve son KHK ile birlikte yürürlüğü giren Varlık Fonu uygulaması ile birlikte sermayeye yeni kaynaklar yaratma yolunda tüm hızla ilerleniyor. Son çıkartılan 687 sayılı KHK ile İşsizlik Fonunun da bu yönde kullanılmasının önü açılmış durumda. Yeni KHK’ya göre 2017 yılı sonuna kadar işe alınacak her ilave işçi için, İşsizlik Sigortası Fonundan işverenlere günlük 22,22 TL sigorta prim desteği sağlanacak. Buda İşsizlik Fonunun amaç dışında kullanılarak, sermayeye yeni teşvik olanağı sağlaması anlamına geliyor.

Yıllardır sendikal hak ve özgürlüklere yönelik ağır kısıtlamalar OHAL süreci içerisinde had safhaya ulaştı. AKP’li yıllarda çalışma yaşamına ve sendikal alana yönelik politikalar, ILO tarafından her yıl düzenlenen konferansta Türkiye’nin sendikal hak ve özgürlükleri çiğneyen Dünya genelinde ki ilk beş ülkeden birisi olduğu biliniyor. Uluslararası normlara göre de AKP’nin bu alanda sicilinin pek parlak olmadığı tescillenmiş bulunuyor. Nitekim OHAL süreci ile Metal grevinin bakanlar kurulu ile “Milli güvenliği tehdit ettiği” gerekçesi ile yasaklanması ve ardından 678 sayılı KHK ile grev yasağı tanımının genişletilmesi, fiili olarak Türkiye artık anayasal bir hak olan Grev hakkının fiilen ortadan kaldırılmasını olanaklı hale getirmiş bulunuyor. Tabi bu durum aynı zamanda sendikal faaliyetlerin engellenmesi ve KHK’lar vasıtasıyla topyekûn ortadan kaldırılması anlamına da beraberinde getirmektedir.

YENİ REJİM EMEĞİN TOPYEKÛN ORTADAN KALDIRILMASINI HEDEFLİYOR

OHAL süresi boyunca hayata geçirilen tüm bu uygulamalar, bizlere kurumsal bir kimliğe büründürülmek istenen yeni rejim hakkında açık fikirler sunmakta. Başkanlık sisteminin provalarını yaşadığımız OHAL süreci, açık bir şekilde işçi ve emek düşmanlığı üzerinde yol almaya devam ediyor. Bu bakımdan ülkede ki 12 milyonu aşkın işçi nezdinde referandum oylaması basit bir oylamadan çıkıp, kendi gelecekleri ve güvenceleri için hayati bir önem taşımaktadır.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) referandum seçimleri öncesinde ülkelerin sahip olduğu siyasi rejimlerde işçi ve sendikal hakları inceleyen önemli bir rapor yayınladı. “Başkanlık İşçiye Zararlıdır” adlı raporda, tüm dünya genelinde sendikal haklardan işçi cinayetlerine, toplu iş sözleşmesinden çalışma saatlerine varıncaya kadar, parlamenter rejim ile başkanlık rejimi arasında ki önemlifarklara dikkat çekiyor. Rapora göre Başkanlık rejimi ile yönetilen ülkeler de sendikal hak ve ihlallerinin daha fazla hiçe sayıldığı aynı zamanda sendikalaşma oranının da aşağı seviyelerde seyrettiği görülüyor. Yine başkanlık rejimi ile yönetilen ülkeler de işçiler daha fazla çalışmakta ve iş yerlerinde ölümlü kazalara daha çok kurban vermektedir. Toplu iş sözleşmelerinin kapsamı da başkanlık rejiminde parlamenter rejime oranla daha da düşüktür. Tabi burada vurgulanması gereken bir diğer noktada, parlamenter rejimin son 15 yılında iktidar da bulunan AKP’li yıllarda emeğin yaşadığı baskılanma sürecidir. AKP iktidarı dönemi boyunca sendikalaşma oranı yüzde 58’lerden yüzde 12’ye gerilemiş, taşeron çalıştırma kuralsız bir emek rejimi olarak çalışma yaşamına dayatılmış, güvencesiz yoksul bir işçi kitlesi yaratılırken ücretler daha da aşağı çekilmiş ve nihayetinde bu kadar kuralsızlığın ve denetimsizliğin kurumsallaşması sonucu binlerce işçi göz göre her gün işyerlerinde bilinçli bir şekilde ölüme gönderilmiştir. OHAL sürecinde gerçekleşen yoğun saldırılarda göz önüne alındığında başkanlık sistemi ile hedeflenen yeni rejim de emeğin tüm haklarının ortadan kaldırılmasına yönelik planlar hızlıca uygulamaya konulacaktır.

Nitekim iktidar tarafında yapılan açıklamalarda bu düşünceyi destekler nitelikte. Kıdem tazminatlarının kaldırılmasına yönelik girişimler büyük ihtimalle referandum sürecinin evet lehine sonuçlanmasıyla birlikte hızlıca gündeme alınacaktır. Öte yandan yine referandum süreci sonrası memurluğun iş güvencesinin ortadan kaldırılması ve güvencesiz hale getirilmesi de yeni rejimin öncelikleri arasında olacaktır. Ayrıca zorunlu BES uygulamasına yönelik yeni bir kararname ile içeriğinde yapılacak olası bir değişiklikle beraber, kamusal emeklilik sisteminin tamamen ortadan kaldırılması da gündeme gelecek konular arasında yer alabilir.

EMEKÇİLERİN GELECEĞİ “HAYIRDA”

AKP ve onun arkasında yer alan büyük sermaye grupları bugüne kadar kendi büyüme stratejileri için; işçileri disipline eden, iş güvencesini ve sosyal güvenceyi ortadan kaldıran unsurlara dayandığını açıkça gösterdi. Ve yine AKP iktidarı işçiler üzerinde kurduğu ağır baskı unsurlarını görünmez kılmak için, işçiler üzerinde büyük bir kültürel hegemonyayı inşa ederek, emeğin ve alın terinin yerine işçilere tevekkülü zorunlu kıldı.

Yine son günlerde tartışılan, iş yerlerinde kaçak işçiliğe izin verilen af uygulaması ve işçi alacaklarında ki zaman aşımının kısaltılması gibi uygulamalara da bakıldığında, yeni rejimin ekonomi politiği emeğin ve emekçilerin yaşamının inkârı üzerine dayanmaktadır. Dünya tarihinde tüm despotik ve diktatöryal yönetimlerin ve bu yönetimlere özenen sistemlerin sonucu, tüm dünya geneline açlık, sefalet ve göz yaşından bir şey getirmediği tüm yıkıcı sonuçları neticesiyle tarihin sayfalarında acı hatıralarıyla ne yazık ki yer almaktadır. Yeni Türkiye ve Yeni rejim ile bizlere sunulan sözde refah ve huzur sisteminin hayata geçmesi demek, işçiler ve emekçiler nezdinde dünden bugüne değin yaşanan yıkımların kalıcı hale getirildiği, acımasız bir emek rejiminin oluşturulması demektir.

Emekçilerin ve işçilerin eşitsizliklerden kaynaklanan hayal kırıklıkları ve umutsuzlukları bugüne dek sınıfsal bir zeminde dışa vurumu ne yazık ki tam anlamıyla gerçekleşmedi. Lakin işçi sınıfının kendi geleceği ve kaderi için referandum sürecinde alacağı sorumluluk ve ortaya koyacağı sınıfsal tavır dünden bugüne emeğe yönelik ortaya çıkan tahribatlara artık bir dur diyeceği gibi, bundan sonra da yerleşik hale getirilmek istenen baskıcı bir emek rejimine de dur diyebilecektir. OHAL süreci ile birlikte aradan geçen sürecin ve 15 yıllık iktidar süresince yaşanan ağır tahribatların göz önüne alınması, milyonlarca işçinin referandumdaki tavrında önemli bir rol oynayacaktır. Emeğin dünyasına dair bugüne kadar ortaya konulan politikaların neticesi ve geleceğe dair tasarruflar, bugüne kadar ki ortaya çıkan eşitsizliklerin bugünden sonra daha da derinleşeceği anlamını taşıyor. Bu bakımdan İşçilerin ve Emekçilerin kendi gelecekleri için referandum sürecinde güçlü bir HAYIR cevabı, bunca zaman emeğin inkârı üzerine dayanan bir sistemin, emeğin sahipleri tarafından inkâr edileceğinden şüphe yoktur.

*Bülent Bulduk/ DİSK Güvenlik- Sen Uzmanı