… ama neşe dolamıyor insan. Ülkeleri ve halkları bütünleştiren ortak değerler konusunda bile “alternatif” yaratmak zorunda kalınan bir ülke oldu Türkiye. Bizi biz yapan şeylerde ne kadar anlaşabiliyoruzu geçtik, bizi biz yapan şeyler kaldı mı diye sorar olduk

23 Nisan. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açıldığı ve ilk kez toplandığı gün. Artık sınırlarımızın çok ötesinde bile bir “çocuk bayramı” olarak kutlanan gün. ABD’de bir kent “Türk Kültürel Mirası ve Çocuk Günü” olarak kutluyor bu yıl, 5 yıldır da Toronto, Kanada’nın en büyük kenti, bir haftalık etkinlikle kutluyor.

Burada ise, “Gündelik hayatlarımıza aynen devam edelim, terörün istediği hayatlarımızın olağan akışını değiştirmek” diye İstiklal’de yürüyen, AVM’lerde alışverişe çıkan bir iktidar, hiçbir güvenlik riski olmayan TBMM’de tören yapmıyor. Terör ve şehitleri gerekçe göstererek TBMM’deki töreni iptal ediyor. O yüzden “alternatif” kutlamamız var.

Bu yeni bir şey değil aslında; sistematik bir şekilde “ecdad” denilince akla yalnızca Osmanlı geldiğinden, memleketin her yerine Osmanlı imzası atılırken, Cumhuriyet’in izleri de siliniyor.

“Bu Meclis isterse şeriatı bile getirebilir” çizgisinde ilerleyip, “Bu Meclis isterse Anayasa Mahkemesi’ni bile kaldırabilir” durağından geçen iktidar, 23 Nisan’da doğan Meclis’i çoktan yok hükmüne indirdi. Egemenliği kayıtsız şartsız bir sarayda topladı.

Kısacası, 23 Nisan doğum günüyse eğer Meclis’in, Meclis’in kendisi artık büyük ölçüde devreden çıkarılmış, “öldürülmüş” olduğu için, neşe dolmak mümkün değil.

Son günlerde peş peşe gelen haberler, şu adamın birine 500 yıl vererek vicdan ve el yıkama girişimine neden olan olaylar, çocuklarımızın taciz ve tecavüz kurbanlarına dönüşmesi yani… Haydi, bunca haberi okuduktan sonra, gel de “bayram” olarak kutla 23 Nisan’ı. Gel de neşe dol, dolabiliyorsan.

Adalet Bakanı’nın çocuklara yönelik cinsel suçlara ilişkin bir soru önergesine verdiği yanıt ortaya koyuyor ki, 81 ilin 81’inde de çocuklar cinsel saldırılara hedef olmuş. Adalet Bakanlığı ceza istatistiklerine göre, çocukların cinsel bütünlüğüne yönelik saldırılara ilişkin yaklaşık 20 bin dava açılmış 2013’te. Toplam cinsel saldırı suçlarının neredeyse yarısı (yüzde 46) çocuklara yönelik gerçekleşmiş. 2014 verileri de, Adli Tıp Kurumu’na ayda 650 çocuk cinsel istismar vakası gönderildiğini gösteriyor.

Bu konularda, dosyalara yansıyanlar buzdağının yalnızca görünen yüzüdür. Derinlerde olanları anlamak için bu rakamları yüzle, binle çarpmak gerek belki!

Kuru istatistik verilerine gerek yok; sokaklardan, işyerlerinden çocuk manzaralarına bakmak yeter. Hanehalkı gelirine katkıda bulunmak, ailenin sürdürülebilir bir yoksulluk içinde yaşama tutunabilmesini sağlayabilmek için en kötü koşullarda çalışan çocuklar her yerde. Haydi, gör onları da neşe dol.

“Yoksulluk doğal değil, insanın yarattığı bir şeydir” demişti Mandela. İnsan, yarattığı o şeyle en çok çocuklarını vurdu. Yoksullukla gelen eğitimsizlik, kötü sağlık koşulları, madde bağımlılığı, küçük yaşta hamilelik, suç ve işsizlik, yapıştı kaldı yakasına çocukların.

23 Nisan eksiği gediğiyle de olsa, çıkılan parlamenter demokrasi yolunun başlangıcıydı. Şimdi, bu 23 Nisan’da o parlamenter rejim de hedefte. Bir anayasa değişikliği ile onu da tarihin çöp sepetine atıp yerine başkanlık getirme çabaları tam gaz sürüyor.

23 Nisan’da çıkılan yolda ilerlerken, kendi kurumlarını da oluşturdu Cumhuriyet. Çok eleştirilen yasaları oldu, ama yasa devleti oldu en azından. Sonra, yasaları, kurumları tırtıklanmaya başlandı, yenisini ve daha iyisini yapmak için değil ama, keyfilikle. 

Geçen gün İ. Kabaoğlu anımsatmıştı; “Anayasa’yı bir kez delsek ne olur” (Özal), “Anayasa’ya aykırı ama imzalıyorum” (Gül), “Beni halk seçti; anayasal rejim beklemeye alındı…” (Erdoğan) derken sağdan giden liderler, ana muhalefet partisi CHP lideri de, “Anayasa’ya aykırı ama (dokunulmazlık) teklife evet diyeceğiz” diyebildi.

Haydi, gel de neşeyle dol bugün, dolabiliyorsan!