Pazartesi, Mayıs 27, 2024

Bir savaşın yıldönümünde

Türkiye’ye askerlerimizin büyük kahramanlıkları olarak yansıtılan savaşta resmi rakamlara göre 900 kadar, kayıplar, esir düşenler, ne oldukları bilinmeyenler, orada kaldığı var sayılanlar da katıldığında 2 bin kadar asker kaybımız var.

Dünyanın en uzun süren ve en kalabalık taraflarının olduğu savaş, 73. Yıldönümünde hala ateş kesle sürüyor

Kuzey ve Güney Kore, birbirleri arasında “Barış” sözcüğünü bile telaffuz etmiyor.

Yazgülü Aldoğan

Tarih tekerrürden ibaret der, eskiler. Yalan değil. Dünya kurulduğundan beri insanlar birbirini öldürüyor. Savaş kazanılırsa yönetici, kahraman! Savaş kaybedilirse, şartlar kötüydü. Gözümüzün önünde çok kısa bir sürede İsrail, Gazze’de çoğu çocuk on bine yakın insanı öldürdü. Yaralılar, hamileler narkozsuz ameliyatlarda can verirken Türkiye de “büyük insanlık” yaparak üç hasta çocuğu ambülans uçakla tedavi etmek için Mısır üzerinden Ankara’ya getirdi. Üç çocuk şov yapmak için yeter! Ama ben size bugün başka bir savaştan bahsetmek istiyorum: Az bildiğiniz bir savaştan, kahramanlık hikayeleriyle doldurulmuş kafanızın içinde bir de yetim kalan küçük çocukları koruyan Türk subaylar kalmıştır, Ayla filmini seyrettiğiniz için. “Kore’de Türk Askerleri Kahramanca Savaşıp Amerikalıları kurtardı!” manşetleriyle Türk kamuoyuna sunulan Kore’deki Kunuri Savaşı’nın üzerinden tam 73 yıl geçti.

Kunuri Savaşı ve Türk Askeri

Yıldönümü olan 27 Kasım’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kore Dili ve Edebiyatı Bölümü bir toplantı düzenleyerek öğrencilerin Kunuri Savaşı hakkında bilgi sahibi olmasını istedi. Toplantıya katılan Prof. Dr. Ali Denizli, emekli Türkiye Kore Büyükelçisi Arslan Hakan Okçal, Dr Eun Kyung Jeong ve ben, Kore Savaşı’nı çeşitli yönlerinden ele alarak hafıza tazeledik. ‘Aşağıda anlatacaklarım, değerli konuşmacıların anlattıklarından derlenmiştir.)

En uzun savaş

Bu savaş, hala bitmediği için dünyanın en uzun süren savaşlarından biri, ilk ve tek. Hikaye 2. Dünya Savaşı sırasında başlıyor. Dünyanın en büyük emperyalist ülkelerinden biri olan Japonya, o dönem ABD ile savaşırken hemen yakınındaki Kore’yi tamamen işgal etmiş. Koreli erkekleri kendi ülkesinde sanayide ve tarımda köle gibi çalıştırırken Koreli kadınları da Japon askerlerini eğlendirmek için cepheye yollayıp köleleştiriyor! 2. Dünya Savaşı, ABD’nin nükleer silahı yapıp Japonya’yı atom bombasıyla çökertmesi üzerine biterken ABD, Japonya’nın terk ettiği Kore’ye girip işgal ediyor. Japonya, Pasifikteki ABD hükümranlığından korktuğu için Rusya’nın kuzeyden Kore’ye girmesini istiyor. Yalu Nehri’nden Kuzey Kore’ye giren Rusya, boş bulduğu ülkede ilerleyerek güneye kadar inince ABD, Rusya’nın Kore’de komünist bir rejim inşa etmesinden çekindiği için Birleşmiş Milletleri devreye sokarak Barış Harekatı adını verdiği bir güç topluyor.

En kalabalık müttefik ordusu

Batı blokundan 21 ülkeden 2 milyon asker savaşa katılıyor. Tabii ki ABD’nin ünlü general Mac Arthur’un komutasındaki Birleşmiş Milletler Ordusu için Türkiye’den de asker isteniyor. Dönemin DP Hükümetinin Başbakanı Adnan Menderes, Kore’ye asker gönderme kararını TBMM’den geçirmeden alıp, Türkiye’den bir tümen gönderilmesi için emir veriyor. İlanlarla gönüllü asker toplanırken subaylar da emir komuta altında seçilip görevlendiriliyor, Ankara’da yönlendirme yapıldıktan sonra trenle İskenderun’a gelip oradan gemiyle Busan’a yola çıkıyorlar.  Üç hafta süren yolculuk süresinde askerlere talim yaptırılıyor, silah kullanması ve savaş taktikleri öğretiliyor. Busan’a inen Türk askerleri bir süre cephe gerisinde hazırlık yapıyor. O süre içinde Ruslar 38. Paralelin gerisine çekilmiş, BM güçleri ise onları kuzeye doğru kovalamakta.

Mao’nun Çin’i savaşa giriyor!

İşte tam o sırada beklenmeyen bir gelişme oluyor: ABD ve BM güçleri ile tek başına karşı koyamayacağını anlayan Rusya bu kez Mao’nun Çin’iyle ittifak yapıyor. Çin’de silah yok ama büyük bir nüfus var. Kültür Devrimiyle yeni bir ideolojiyle silahsız ama ölümüne savaşan Çinliler Halk Kurtuluş Ordusu adıyla yeni bir orduyla Ruslarla birleşerek 27 Kasım’da geceleri dağlardan inerek savaşa katılıyor ve ABD’lilerin önünü kesiyor. Çinlilerde üç kişiye bir silah düşüyor, ellerinde köylerinden ne buldularsa o. Ama on binlerce insan! Mc Arthur’un büyük silahlı araçları dağ yollarından geri dönemiyor, askerler yaya olarak geri çekiliyor, tam bir kaos. İşte Türklere o zaman ihtiyaç duyuyorlar.  Kunuri Dağlarından geçerek tepelerde yolu tutup Çinlileri durdurmaları ve BM’ler askerlerinin geri çekilmesini sağlamaları isteniyor.

Kunuri’de Türkler

Babamın da içinde bulunda kuvvetler Kunuri’de ölümüne savaşıyor. Bugün birlikte iş yaptıkları Çinlileri o gün, el bombasıyla, yetmedi süngüyle, yetmedi elleriyle boğarak öldürüyorlar, yolu tutuyorlar, ABD’liler ve diğer ülkelerin askerleri geri çekiliyor, kaçıyor. Üç gün süren savaş, Kore Savaşı’nın en kanlı Kunuri Muharebesi. Ondan sonrası ileri geri küçük harekatlar.

Türkiye’ye askerlerimizin büyük kahramanlıkları olarak yansıtılan savaşta resmi rakamlara göre 900 kadar, kayıplar, esir düşenler, ne oldukları bilinmeyenler, orada kaldığı var sayılanlar da katıldığında 2 bin kadar asker kaybımız var.

Gazi ve şehitler

Köyünden kalkıp gidenlerin kimi gazi olduklarının farkına varmadan ve kimi olanaklarından yararlanmadan yaşarken babamın da naaşı Kuzey Kore topraklarında kaldığından kayıp olarak geçiyor ve uzun bir süre ailesine maaşı bile bağlanmıyor. Bugün Busan’daki BM’ler Şehitliğinde diğer bütün ülkelerin şehitlerinin yanında Türk askerlerinin bölümü en kalabalık olanıBabamın ise sadece giriş kapısında ismi yazılı. Amacım kişisel bir hikaye yazmak değil, ama savaşlarda olan sivil ya da asker, ölen insanlara ve ailelerine oluyor. Ülkeleri yönetenler, ülke çıkarı diye savaşa karar verirken bunu düşünmüyor, elbette ülkesini savunmak için yapılan savaşlardan değil, emperyalist emeller, toprak ya da doğal kaynaklar için yapılan savaşları söylüyorum. Daha çok güç, daha çok para, daha çok toprak, ve silah sanayiine aktarılacak kaynaklar! Bugün pek çok ülkenin en büyük kazancı silah sanayiinden, Türkiye de son yıllarda en büyük sanayii yatırımlarını savunma adı altında silah sanayiine yapıyor. Barış istemek ve talep etmek adeta suç!

Parçalanmış bir ülke

 Bugün Kuzey ve Güney Kore, iki ayrı ideolojiyle yönetilen parçalanmış bir ülke. Koreliler, aynı dili konuşan, aynı ırk özelliklerini taşıyan bir millet ama 38. Paralelle parçalanmış aileler bile birbirlerini göremiyor. Kuzey Kore, bütün imkanlarını silah sanayini güçlendirmek için harcarken farklı bir ideolojiye ve hep aynı ailenin bireyleri tarafından yönetilen halk, çok mutlu olduğuna inandırılıyor. Kapalı bir ülke, ne olup bittiği de pek bilinmiyor. Güney Kore ise, Türklerin savaşmak için gittiği, yoksul, çamurlar içindeki ülkeden çok farklı. Kapitalist Batı’nın ideolojisinin propagandasını yaptığı bir sanayii ülkesi. Zengin bir teknoloji devi. Renkli, neonlu sokakları, sinema ve dizi sanayii, bilgisayarla yaratılan pop starlarıyla gençlerin de ilgisini çeken, geçmişini ise unutmayan ve unutturmayan bir ülke. Koreliler Türkleri çok seviyor, Türkler de Korelilerin yeni kültürünü, ben ise tanıdığım Kore halkının sevgi ve saygı dolu zarif minnetini çok takdir ediyorum. Zaten bıraksalar halkların birbiriyle sorunu yok. Gücü ve yönetimi elinde tutanların esiri oluyoruz!

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

spot_img
PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI