Perşembe, Mayıs 23, 2024

Bir hafta iki modern sanat müzesi: Tate Modern ve İstanbul Modern

Ayşegül Kula
Ayşegül Kula
Ayşegül Kula 1991’de Edirne’de doğdu. Lise eğitimini VKV Koç Özel Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 2015 yılında Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İki yıla yakın bir süre avukatlık yaptıktan sonra üniversite yıllarından beri sahip olduğu akademisyen olma hayalini gerçekleştirmeye karar verdi. Mayıs 2017 tarihinden itibaren Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışıyor. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Yüksek Lisans programını Temmuz 2019’da tamamladı ve şu an Koç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Doktorası programında doktora eğitimini sürdürüyor. Ayşegül, ayrıca Ağustos 2021 ayında New York Üniversitesi’nde hukuk yüksek lisansı yapmak için bir seneliğine New York’a taşındı. Yazmak ve yeni yerler keşfetmek Ayşegül’ün ilgi alanları arasındadır.

Tate Modern’de ve İstanbul Modern’de sevdiğim şey hemen hemen her eserin yanında esere ve sanatçıya dair kısa bir bilgi olmasıydı. Bu şekilde ilginizi çeken eserler hakkında daha fazla bilgi edinme şansı da buluyorsunuz. 

Tate Modern, Londra’da görülmesi gereken yerler listesinin üst sıralarında yer alan bir müze. Ben de ilk Londra ziyaretimde yarım günümü bu müzeye ayırdım. Müzedeki Guerrilla Girls’in (bu feminist gruba MET müzesi yazımda da yer vermiştim) eserlerinden birinde İstanbul Modern eleştirisine rastlayınca da İstanbul Modern’i de gezip karşılaştırma yazısı yazmak istedim. Bu eseri görebileceğiniz bağlantıyı da paylaşıyorum.[1] Tate Modern ziyaretimden tam bir hafta sonra da İstanbul Modern’i gezdim.

Bu vesileyle belirtmek gerek, İstanbul Modern’in şu an ilk katında İstanbul Modern’in 2016 yılında kurduğu Kadın Sanatçılar Fonu aracılığıyla koleksiyona dahil edilen eserler sergileniyor. Guerrilla Girls hareketinin bu sergi hakkında ne düşündüğünü duymak isterdim.

Tate Modern dünyanın her yerinden sanatçının eserinin yayınlandığı büyük bir modern sanat müzesi. Tate müzelerinin tarihi 19. yüzyılın sonlarına kadar gitse de şu anki Tate Modern 2000 yılında açılmış.  Müzenin açıldığı yer ise ünlü İngiliz mimarı Giles Gilbert Scott’un inşa etmiş olduğu eski bir elektrik santrali. Müzeyi gezerken tavanda gördüğünüz demir yapılardan binanın aslını korumaya çalıştıklarını anlıyorsunuz. Bu arada Scott, İngiltere denince akıllara gelen kırmızı telefon kulübelerinin de mucidi.

İstanbul Modern de ilk olarak antrepo binasında kurulmuştu. İstanbul Modern’de gezerken de şu anki bina yeni olsa da galerilerin sıvasız (ya da öyle gözüken) tavanları geçmişe dair bir şeyler hissettiriyor. Farklı amaçlarla oluşturulmuş yerlerin yıllar sonra sanata ev sahipliği yapmasının yarattığı his bu iki müzenin ortak yönlerinden biri.

İstanbul Modern’in 2023 yılında açılan yeni binası Renzo Piano Building Workshop imzasını taşıyor. Renzo Piano New York’taki Whitney Müzesi sebebiyle aşina olduğum bir isim. (Yolunuz New York’a düşerse bu müzeyi de muhakkak ziyaret ediniz.) Tate Modern de yeni binalarla desteklenmiş. Tur rehberinden öğrendiğim üzere müze açıldığında yılda 2 milyon ziyaretçi beklenirken 5 milyon ziyaretçiye ev sahipliği yapması genişleme ihtiyacı doğurmuş. Bunun üzerine 2012 yılında yeni binalar eklenmiş. Yani “yenilenme” de bu iki müzenin ortak noktalarından. Umarım ziyaretçi sayıları da bir gün benzer!

Ben Tate Modern’i ilk olarak ücretsiz tur ile gezmeye başladım. Yaklaşık bir saat süren bu turda yalnızca altı eseri konuştuk. Sanatçıların geçmişi ve eserlerin barındırdığı anlamlar üzerine konuştuğunuzda gerçek anlamda müze gezisinin zaman gerektirdiğini anlıyorsunuz. Turlar size müze gezerken erişemeyeceğiniz bilgileri sunması bakımından da keyifli. Fransa’daki bir müzenin (Louvre diye hatırlıyorum ama müze ismini not almadığım için yanıltmak istemem) Fransız bir sanatçının kapitalizm ve savaş eleştiren eserini bağış olarak kabul etmemesi üzerine bu eserin ailesi tarafından Tate Modern’e bağışlanması bilgisi benim için bunlardan biriydi. İstanbul Modern’de ise ücretsiz faydalanabilen bir tur olmadığını öğrendim. İnternet sitesinde özel müze turlarına ayrıcalıklı hizmet başlığında yer verilmiş. Belki ziyaretçi sayısı arttıkça İstanbul Modern haftanın bazı zamanlarında benzer turlar düzenleyemeye başlar.

Tate Modern’de tur süresine ek olarak üç saat, İstanbul Modern’de ise toplamda iki saat geçirdim. İki müzeyi de tam anlamıyla gezebildiğime inanmıyorum. Nitekim, iki müzede de resimlerden fotoğraflara, dokuma eserlerden metal eserlere, video gösterimlerinden metinlerden oluşan eserlere kadar birçok farklı eserle karşılaşıyorsunuz. Tate Modern’de Andy Warhol ya da Picasso gibi, İstanbul Modern’de Nuri Bilge Ceylan veya Yıldız Moran gibi bildiğiniz sanatçıların eserlerine denk geldiğiniz gibi yeni sanatçılarla da tanışıyorsunuz. Her eserin üzerine düşünmek ve tüm sanatçılarla tanışmak isterseniz daha fazla zamana ihtiyacınız var.

Tate Modern’de ve İstanbul Modern’de sevdiğim şey hemen hemen her eserin yanında esere ve sanatçıya dair kısa bir bilgi olmasıydı. Bu şekilde ilginizi çeken eserler hakkında daha fazla bilgi edinme şansı da buluyorsunuz.  Bu noktada İstanbul Modern’i takdir etmek şart. Zira İstanbul Modern’de birçok eserin yanında eser ve sanatçı hakkında bilgi sahibi olabileceğiniz, bazı eserleri sanatçıların ağzından dinleyebileceğiniz QR kodlar da konmuş.

Bu QR kodlar sizi bazen youtube videolarına bazen de eserleri artırılmış gerçeklik deneyimine yönlendiriyor. Müzede sanal gerçeklik uygulamasını ilk New York’taki Banksy sergisinde görmüştüm. Farklı ülkelerde gördüğüm uygulamaları kendi ülkemde de görmek bende dünyayla müzecilik anlamında yarışabileceğimiz inancını uyandırdı. Yalnızca müze için değil aynı zamanda ülkemizin potansiyelini gösterdiği için de emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Tate Modern’de bilgi edinebileceğiniz bir diğer şey ise haritalar. Fakat müze haritası için 2 pound ödemeniz gerekiyor. Gerçi haritaların başında ödeme almak için kimse beklemiyor, fazlasıyla güvene dayalı bir sistem.  İstanbul Modern’de ise harita yoktu. Bu müzenin daha küçük alanda olması ve bence Tate Modern’e göre daha düzenli olması (evet, Tate’te bazen kayboldum) haritaya ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Ayrıca, müze sonrasında çöpe atılacak haritaların basılmamasının da çevreci bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle Tate Modern’e haritaları QR kod kullanarak paylaşmalarını önermiş olayım!

Tate Modern’de bilgi edinebileceğiniz bir diğer şey ise haritalar. Fakat müze haritası için 2 pound ödemeniz gerekiyor. Gerçi haritaların başında ödeme almak için kimse beklemiyor, fazlasıyla güvene dayalı bir sistem.  İstanbul Modern’de ise harita yoktu.

Harita paralı olsa da Tate Modern ücretsiz. Fakat bazı güncel sergiler için ücret ödemeniz gerekiyor. Tate Modern’in aksine İstanbul Modern, yalnızca Türkiye’de ikamet edenler için ve Perşembe günleri ücretsiz (18-25 yaş arasındaki gençler Salı 14.00’dan sonra da ücretsiz gezebilir). Bir gün ücretsiz gezme imkânı olmasını önemli buluyor ve Tate Modern gibi keşke her gün ücretsiz olsa talebinin haksızlık olduğunu düşünüyorum. Zira Tate Modern’e ücretsiz erişimin arkasında bağışçıların isimlerinin tek bir duvara sığmayacak kadar büyük destek var.

Tate Modern’e girdiğimde dikkatimi çeken şey ise müzeye girdiğimde karşılaştığım “Majesteleri Kraliçe tarafından Açılmıştır” (Opened by Her Majesty the Queen) yazısıydı. Bu da benim aklıma seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Modern’de yaptığı konuşmayı getirdi. Özel sektörün sanatı desteklemesini, sanatın erişilebilir olması ve sanatın devlet tekelinden korunması bakımından kıymetli buluyorum. Bu yüzden de kendini “Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi” olarak tanımlayan İstanbul Modern’de tam seçim öncesi yapılan bu konuşma beni çok rahatsız etmişti. Sanırım bu müzeyi açıldığı gibi ziyaret etmememin arkasında da bu var.

İstanbul Modern’i çok beğendiğim için yazıyı siyaset eleştirisiyle değil başka bir ortak noktayla bitirmek istiyorum: manzara. İki müzenin teras katı etkileyici şehir manzaralarını önünüze sunuyor. Tabii bir fark var. Hiçbir şehir İstanbul kadar güzel değil!

Bir sonraki tecrübede görüşmek üzere.

 

[1] https://www.istanbulmodern.org/en/collection/collection/5?t=3&id=2488

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Ayşegül Kula
Ayşegül Kula
Ayşegül Kula 1991’de Edirne’de doğdu. Lise eğitimini VKV Koç Özel Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 2015 yılında Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İki yıla yakın bir süre avukatlık yaptıktan sonra üniversite yıllarından beri sahip olduğu akademisyen olma hayalini gerçekleştirmeye karar verdi. Mayıs 2017 tarihinden itibaren Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışıyor. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Yüksek Lisans programını Temmuz 2019’da tamamladı ve şu an Koç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Doktorası programında doktora eğitimini sürdürüyor. Ayşegül, ayrıca Ağustos 2021 ayında New York Üniversitesi’nde hukuk yüksek lisansı yapmak için bir seneliğine New York’a taşındı. Yazmak ve yeni yerler keşfetmek Ayşegül’ün ilgi alanları arasındadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI