Avrupa Parlamentosu’nda (AP) kabul edilen Türkiye raporu ile ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ülkemizle ilgili olarak yayımladığı yıllık insan hakları raporu, “

Kopenhag Kriterlerine uyma

” sözü vermiş olmasına rağmen, AKP iktidarının Ankara’nın geleneksel Batı’ya yönelişine ve bu bağlamda demokratik ilkelere sırt çevirmekte olduğunu bir kez daha tescillemiş oluyor.  

AB Bakanı Volkan Bozkır, “Bu raporu yok hükmünde sayacağız. Raporu, AP’yeiade edeceğiz” dese de, bu “meydan okuyuşunun” Türkiye’deki demokratik standartlar konusunda Batı’da hızla gelişmekte olan olumsuz kanaati değiştiremeyeceğini biliyor. 

Türkiye’de elde edilen nesnel verilere ve gözlemlere dayanılarak hazırlanan bu raporlar incelendiğinde, iktidarın demokrasinin neredeyse tüm olmazsa olmaz önkoşulları açısından sınıfta kaldığını gösteriyor. Bu tespitler Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Brüksel’de yapılan Türkiye-AB zirveleri ardından söylediği “Türkiye Avrupa ülkesidir” ve “AB ile yeni bir sayfa açıyoruz” açıklamalarının yansıtmaya çalıştığı olumlu havayla da çelişiyor. 
AP’nin raporunun da tespit ettiği gibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın güdümündeki AKP iktidarı altında AB üyeliğine yaklaşmıyor, aksine bu hedeften günden güne geriliyor. AB diplomatları ise özellikle son dönemde Türkiye’de basın ve fikir özgürlüğü üzerinde artan baskıların göz ardı edilemeyeceğini vurgulamaya devam ediyorlar. 
Diplomatlar ısrarla, esas konusu mülteciler meselesi olan son Brüksel zirveleri sonrasında ortaya çıkan ve AB’nin Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç nedeniyle demokratik ilkeleri ihlal etmesi karşısında yumuşak davrandığı izleniminin doğru olmadığını vurguluyorlar. 
Batılı ülkeler Suriye bağlamında Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duymalarına rağmen Ankara’nın bunu demokratik ilkeleri ihlal etmek için bir örtü olarak kullanmasından pek hoşnut görünmüyorlar. 
AP’de kabul edilen ve hükümete ağır ithamların yöneltildiği rapor, her ne kadar bağlayıcı değilse, yine de Avrupa başkentlerinde Türkiye konusundaki yaygın algıyı açığa vurması açısından önemlidir. 
Raporda Türkiye hakkında somut örneklere dayanılarak bu kadar olumsuz görüş beyan edilirken AB üyesi ülkelerin hükümetlerinin, sadece AP ve ulusal meclislerden değil, kanaat önderlerinden ve toplumdan gelen baskılar karşısında Ankara’ya sadece belli bir noktaya kadar hoşgörü gösterebilecekleri kesin. 
Washington’daki hava da bundan çok farklı değil. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın son insan hakları raporu, Türkiye konusunda AP’nin tespitlerine çok yakın görüşlere yer veriyor. Nitekim ABD Başkanı Barak Obama, Türkiye’de demokrasinin geriliyor olmasına ilişkin görüşlerini kısa bir süre önce, o sırada hâlâ Washington’da bulunan Erdoğan’ın ismini de telaffuz ederek, açıkça dile getirmişti. 
Obama, Türkiye’de kendisini rahatsız eden eğilimlerin olduğunu belirterek şöyle konuşmuştu: 
Ben basın özgürlüğüne güçlü bir biçimde inanan biriyim. Dini özgürlüklere güçlü bir biçimde inanan biriyim. Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye güçlü bir biçimdeinanan biriyim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demokratik bir süreçle üst üste seçildiğine şüphe yok. Ama basına karşı benimsedikleri yaklaşımın, Türkiye’yi çok rahatsız edici bir yola sürükleyebileceğine inanıyorum. Onlara tavsiyede bulunmaya devam edeceğiz. 
Bu sözler Türkiye’nin ABD ve Avrupa ile ilişkilerinde gelişmekte olan “tonun” ne olduğunu da ortaya koymaya yetmişti. 
Ankara’nın Batı ile ilişkileri pragmatik nedenlerle devam edecektir elbette. Ancak bunlar, “Avrupa ile yeni bir dönemin” açıldığını iddia eden hükümetin bize inandırmaya çalıştığı iyi ilişkiler olmayacağı Türkiye hakkında yayımlanan raporlardan sonra daha net görülüyor.