Karaman’da 45 çocuğa cinsel istismarda bulunana belletmen ilk duruşmada 508 yıl 3 ay ceza alarak dava sonuçlandı. 

Elbette dava sadece belletmenin ceza almasıyla bitmedi, bitmemeli. 

Ama nasıl? 

Son dönemde ben dahil pek çok yorumcu, Erdoğan/AKP iktidar blokunun siyasal tasarruflarını eleştirirken önemli bir hataya düşüyoruz. 

Eleştirilerimizi iktidarın içinden geldiği kültürel kimlik yani Müslüman ve muhafazakârlık kimlikleri üzerine kurup, muhalefeti de siyasal alandan çıkarıyoruz. 

Kendi açımdan değerlendirdiğimde bunun bilinçli bir tercih değil kendiliğinden bir savrulma olduğunu düşünüyorum. Çünkü öyle olaylarla karşı karşıya kalıyoruz ki, bunu siyasal alandan eleştirmek yerine kültürel kimlik bağlamından eleştirmek daha anlamlı geliyor. 

YANLIŞ HATTAN MUHALEFET 

Karaman’da ortaya çıkan taciz, tecavüz ve istismar konusuna gelmeden önce adam kayırma, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları, siyasi yalanlar gibi pek çok konu Erdoğan/AKP iktidar blokunu siyasal alan içinden değil, sahip olduğu kültürel kimlik üzerinden eleştirme ihtiyacı duyuyoruz. 

Çünkü aklımıza ilk gelen şu: Eleştirilerimize konu olanların İslamcı, muhafazakâr kültürel kimlikten gelen bir iktidar tarafından yapılmayacağını, yapılsa bile bu kimliğe sahip taban tarafından tasvip edilmeyeceği gibi güçlü bir varsayım. 

Ancak pek çok örnekte gördüğümüz şu: yanılıyoruz. 

En son yanılgımız Karaman’da ortaya çıkan utanç tablosu. Normal şartlarda bırakın kendine Müslüman, muhafazakâr ya da başka bir kimlik sahibini, insan olanın bu olay karşısında önce çocukları korumak, sonra sorumluları ve ihmali olanları hukuk önüne çıkmasını talep etmez mi? 

Bu olayların yaşandığı dernek ya da vakıfların adının, kimliğinin bu rezalet karşısında bir önemi olabilir mi? 

Bu olanları İslamla, dinle bağdaştıramıyoruz. Bunları yapanların Müslüman, İslamcı, muhafazakâr kimlikli olmalarına şaşırıyoruz.  Eleştirilerimiz siyasal olmaktan çıkıp dini alana kayıyor. Ve; “Bunları yapan Müslüman olamaz” diyoruz. 

Normal şartlarda düşününce olmaz diyorsunuz ama oluyor. 

İşte yanılgımız da bu. 

Bırakın insan olmayı, kendine kamusal alanda Müslüman, İslamcı, muhafazakâr diyen Erdoğan/AKP iktidar bloku ve onların ideolojik destekçileri bu rezalet karşısında olayda adı geçen vakıfları savunmak için her şeyi yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. 

DİN DEĞİL SİYASAT ÜZERİNDEN MUHALEFET 

Karaman olmamış gibi, başka illerde bu olaylar çıkmamış gibi yapıyorlar. Sadece Erdoğan/AKP iktidar bloku değil bunu yapan. Bu bloku destekleyen toplumsal kesimler de buna dahil. 

Belli ki, burada bizler siyasi analiz yaparken bir hata yapıyoruz ki, olmaz, olamaz dediğimiz oluyor. 

Bu aşamada temel hatamız; Erdoğan/AKP, iktidar merkezli her tartışmayı neredeyse dini/ilahi alan içinde hapsetmemiz. Oysa bu tartışmalar, dini/ilahi değil dünyevi/seküler alana ait. 

Normal şartlarda olumsuz olarak nitelenen tüm bu eylemleri İslamcı, muhafazakâr kimliği ile bildiğimiz insanlar yapsa da bunlar, ilahi/dini değil dünyevi/seküler eylemlerdir. 

En başta siyasetin kendisi böyledir. 

Bu yüzden Erdoğan/AKP iktidar blokunun karşısına konu ne olursa olsun tartışma, eleştiri ve muhalefeti ilahi/dini meşruiyet üzerinden değil dünyevi/seküler bir söylem üzerinden geliştirmek durumdayız. 

Tartışma, eleştiri ve muhalefeti dini/ilahi söylem üzerine kurdukça, Erdoğan/AKP iktidar blokunun tabanı daha çok içe kapanıp, kenetleniyor. Bu kapanma ve kenetlenme doğal olarak iktidar eliyle yapılan siyasal hata ve yanlışların da savunulmasına yol açıyor. 

Sahip oldukları yazılı ve özellikle görsel medyayı bir propaganda makinası olarak kullanana iktidar, iktidara karşı her eleştiriyi Erdoğan/AKP karşıtlığı üzerinden etiketlemekte ve bunu yapanları paralel, öteki, terörist gibi sıfatlarla yabancı düşmanların yerli işbirlikçileri olarak sunmaktadır. 

Bu yüzden, Karaman’da ortaya çıkan taciz, tecavüz ve istismara rağmen içerden eleştirel bir bakış ortaya çıkmıyor. 

HEDEF İKTİDAR SURUNU DELDİRMEMEK 

Çünkü bu somut tartışma üzerinden çıkacak her eleştiri Erdoğan/AKP iktidar bloku tarafından gerçeğin ortaya çıkması, suçluların cezalandırılması yönünde bir çaba olarak değil, iktidar surunda açılmış bir değişik olarak algılanıyor. 

Hele Ensar Vakfı’nın, TURGEV ile birlikte Erdoğan/AKP iktidar blokunun başlatmış olduğu toplumsal mühendislik projesindeki sosyal rolünü düşündüğümüzde bu korumayı daha iyi anlayabiliyoruz. 

Sonuç olarak, Karaman’da ortaya çıkan somut gelişme üzerinden olsa da, yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, rant gibi siyasal hataları, bunları yapanların kültürel kimliğinden yani Müslüman, muhafazakâr kimlikleri üzerinden değil seküler, dünyevi bir siyasal muhalefet dili ile eleştirmek gerekiyor. 

Aksi durumda Müslüman, muhafazakâr kimliği üzerinden yaptığımız her eleştiri, AKP’nin kurduğu propaganda makinası üzerinden güçlü bir savunma refleksiyle içe kapamaya yol açıyor. Eleştiriler surdan geri dönüyor.