Cumhuriyet’in haberine göre, Türkiye’ye TBMM çatısı altında barış görüşmelerine geri dönme çağrısı yapılırken demokratik kurumların işleyişinin bozulması için de “Her şey 17-25 Aralık 2013’te dört bakan ve önemin Başbakanı olan Erdoğan’ın oğlu ile ilgili yolsuzluk dosyalarının açığa çıkmasıyla başladı” tanımlaması yapıldı. Komite, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gazetecilerin tutuklanması üzerine Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı tanımaması ile ilgili olarak da yargıya haksız müdahale ve hukukun üstünlüğünü ihlal uyarısı yaptı.

2004 yılında hazırladığı raporla Türkiye’yi izleme sürecinden çıkartıp, “izleme sonrası” sürece alan Komite, ardıarkası kesilmeyen ihlaller üzerine “Türkiye’de demokratik kurumların işleyişi” hakkında bir rapor hazırladı. Raporun oylaması öncesinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne (AKPM) 60’dan fazla önerge verildi. Salı günü görüşülmeye başlanacak olan ve çarşamba oylanması beklenen raporda incelenen tüm başlıklarda Türkiye’ye imza attığı uluslararası hükümlere uyma çağrısı yapıldı. Türkiye’nin iade ettiğini açıkladığı Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporundan çok daha sert bir dille kaleme alınan o rapordan bazı başlıklar şöyle:

Barış sürecine meclisle dönün: Barış görüşmeleri için siyasi bir ortam yaratabilecek olan Türk parlamentosu barış sürecini devam ettirecek mekanizmaları düşünmeli; ki bunların içinde yeni bir başlangıca olanak sağlayacak ve geçmişin travmalarını iyileştirecek ortak, partilerarası meclis komisyonu veya ‘gerçek ve uzlaşma’ komisyonu da olmalı. Siyasi çözümler tüm siyasi güçler tarafından parlamentoda tartışılmalı.

Denge bulun: Güvenlik operasyonları uluslararası hukuka uygun olarak sürdürülmeli; orantılılık ve gereklilik prensibine uyulmalı. Güvenlik ile bireysel özgürlükler arasında Türkiye’de doğru denge bulunmalı. Sokağa çıkma yasakları 1.6 milyon insanı etkiledi ve 355 bin kişi yerinden etti. 338 sivilin öldüğü İHD tarafından açıklandı; İçişleri Bakanlığı’na göre ise 458 güvenlik gücü şehit oldu; 3 bin 321 kişi yaralandı.

Dokunulmazlıkta hedef muhalefet: AKPM, TBMM’nin bir grup milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ile ilgili kararından çok endişelidir. Bu karar orantısız olarak muhalif milletvekillerini özeliklle de HDP’yi etkiler. 1994’te de Türkiye 4 milletvekilinin dokunulmazlıklarını kaldırmış ve AİHM Türkiye’yi suçlu bulmuştur. Bu opsiyonun Türk yetkilileri tarafından AİHMin 12 Ocak 2016’daki kararı sonrasında söz konusu olmadığı belirtilmiştir.

Bağımsız komisyon kur: Cizre’de ciddi insan hakları ihlalleri iddaları vardır ki bunların etkili bir şekilde, kanıtlar temizlenmeden toplanarak araştırılması gerekir. AKPM, Türkiye’yi bağımsız uzmanlar ve tüm tarafların güveneceği kişilerden oluşacak durum tespit ekibi oluşturmaya davet eder.
Sur endişesi: Diyarbakır’a gittik, Sur’a giremedik. Hükümetin 21 Mart’ta Diyarbakır-Sur’a dair aldığı acele kamulaştırma kararı derin endişe kaynağıdır. AKPM, Türkiye’ye yerel nüfusun ihtiyaçlarına özen göstermeye ve sivillere kayıpları için adil bir tazminat vermeye çağırır. Valilere belediye Başkanı atama yetkisi veren hazırlıklar da endişe kaynağıdır. AKPM, Türkiye’ye, izleme sonrası dönemin gereği olara adem-i merkeziyetçilik ilkesine bağlı kalmaya çağırırır. Öldürülen Tahir Elçi soruşturması hala tamamlanmamıştır”

Cumhurbaşkanına hakaret suçunu kaldır: Cumhurbaşkanına hakaret suçu düzenlemesinin aşırı uygulanması ifade özgürlüğünün yersiz kısıtlanmasına neden oluyor. Bu nedenle hakaret suçları medeni kanunla ele alınmalı. AKPM, gazetecilere yönelik yargılamalardan ve hapis cezalarından büyük endişe duymakta ve bundan sonra yargı kurumlarının kararlarını AİHM kararları ışığında almalarını beklemektedir. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin ifade özgürlüğü, gazetecilerin korunmasını ve bilgiye ulaşma hakkını koruma sorumluluğu vardır. Yetkililer tarafından alınan araştırma, soruşturma ve Ceza Yasalarının yorumlanması artırıcı bir etki yaratmaktadır. Bu nedenle AKPM, 299’uncu maddenin kaldırılmasını (Cumhurbaşkanına hakaret), 301’in kaldırılmasını veye yeniden düzenlenmesini (Türklüğü aşağılamak), 216’nın uygulamasının kısıtlanmasını (kin ve düşmanlığa sevk) ve 314’üncü maddenin (silahlı örgüt üyeliği) kısıtlı şekilde yorumlanmasını ister.

HSYK kanunu yeniden düzenlenmeli: 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmasının ardından, İzleme Komitesi hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı ilkesinde endişe verici gelişmeler gözlemlemiştir. Hakim olan görüş, yargı sisteminin devlet tarafından kontrol edildiğidir ki bu da TCK’ya ve Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerle ve, HSYK’nın yeniden yapılandırılmasıyla belli olmuştur. HSYK kanunu yeniden yapılmalıdır.

Erdoğan’a AYM uyarısı: Hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde AKPM, cumhurbaşkanının ve bakanların, araştırmacı gazetecilerin ön duruşma ile hukuka aykırı şekilde tutuklanması üzerine AYM’nin, AİHS’ne göre aldığı karara saygı duymayacaklarına yönelik açıklamalarından derin endişe duyar. AKPM, Türk yetkililere yargıya haksız yere müdahaleden ve hukukun üstünlüğünü ihlalden kaçınmaları uyarısında bulunur. Bu eleştirilere karşın AYM’nın kararları uygulanmıştır.

Demokrasiye tehdit: "Raporda işaret edilen demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları açısından ciddi endişe vericidir. Şu anki gibi zayıf denge denetleme, basının ve ifade özgürlüğü ile ilgili tüm bu birikimler, hukukun üstünlüğünün erozyonu ve Güneydoğuda terör karşıtı güvenlik operasyonlarınedeniyle iddia edilen insan hakları ihlalleri demokratik kurumların işleyişine ve ülkenin Avrupa Konseyi’nin taahhütlerine ve sorumluluklarına karşı tehdit oluşturmaktadır”
Sınırı aştı: Basın ve ifade özgürlüğünün önündeki kısıtlamalar AİHS’nin 10’ncu maddesinin çok ötesine geçti.

23 ve 24 açılsın: Türkiye hala AB üyeliği hedefini korumaktadır; 23 ve 24’ncü fasılların açılması reform sürecini pekiştirebilir ve Türkiye’nin mezvuatını Avrupa Konseyi standartlarına getirmeye çağırır.

Seçim kampanyaları adil değildi: 7 haziran ve 1 Kasım seçimleri özgür ve iyi düzenlenmiş olsa da, seçim kampanyaları medyaya yönelik kısıtlamalar, eleştirel seslerin suçlu gösterilmesi, YSK tarafından özellikle de haksız medya yayınlarına karşı etkili ve zamanında tedbir alınmaması ve YSK kararlarının yargıya açık olmaması , terör saldırılarının başlamasıyla yaratılan korku, nedeniyle adil değildi.

Zaruriyet değil Cumhurbaşkanı: Davutoğlu’nu bir kenara koyma kararı, doğrudan seçilmiş cumhurbaşkanının siyasette aktif rol oynadığının göstergesi. Seçildiğinden beri, cumhurbaşkanı kendisine Anayasa ile verilen yetkileri aşırı kullandığının göstergesi tıpkı seleflerinin çok nadir yaptığı, Bakanlar Kurulunu toplaması gibi. Bu da birçoklarının Cumhurbaşkanlığı ofisinin kaçırıldığı ve fiilen cumhurbaşkanlığı sistemine doğru geçildiği, kendisi tarafından hazırlanan bir Anayasanın başkanlık sistemine götüreceği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bunun resmileşeceği korkusuna neden olur” 

DÜNDAR’A SALDIRI DAMGALAMANIN SONUCU 

İzleme Komitesi Can Dündar ve Erdem Gül’ün 92 gün hapis yattığını ve devlet sırlarını açığa çıkartmaktan 5 yıl 10 ay ve 5 yıl mahkumiyet kararı da eleştiriliyor. Kararın bir kez daha gazetecilerin kamuyu ilgilendiren konularda bilgilendirme hakkı konusunda soru işaretleri doğurduğu anımsatılıyor.

Dündar’ın duruşma günü silahlı saldırıya uğraması için de “endişe işareti” denilirken, bunun “araştırmacı gazeteciliğin damgalanması sonucu” olduğuna işaret ediliyor. Raporda Sulh ve Ceza Hakimliği’nin “kapalı devre” çalıştığına değinilirken, Dündar ile yapılan görüşmeye yer veriliyor ve Dündar’ın, AYM kararı öncesinde 10 farklı Sulh Ceza Hakimliğine başvurduğu belirtiliyor. Sul Ceza Hakimliğinin “özel yargılama” yapmasından duyulan endişeyle beraber, bunun problemli olduğuna işaret ediliyor. 

HAVUZ MEDYASI RAPORDA 

Medya patronlarının da değiştiğine işaret edilen raporda “hükümetin etkisi altındaki” medyanın yetkilileri eleştirildiği olayları görmezden geldiğine dikkat çekiliyor. Raporda, “Devlet işi yapan işadamları tarafından medya kurumlarının satın alınmasıyla medya patronlarındaki son değişiklikler bu nedenle gerçekleştirilmiş ve medyaya siyasi müdahale ile sonlanmıştır” ifadeleri kullanıldı. Raporda Gülen medyasına mahkeme kararı beklemeden kayyım atanması, hakim, yargıç, savcı ve polislerin sürülmesine de işaret ediliyor. Fethullah Gülen Cemaati ile ilgili tüm değerlendirmelerde ise “Türkiye’nin terörist ilan ettiği hükümetin eski ortağı” ifadesi yer alıyor.

PolitikYol