İletişimci yazar Ateş İlyas Başsoy, önümüzdeki yerel seçimlerin olası adaylarını ve İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Türkiye genelindeki durumu değerlendirdi.

Yerel seçimleri çok önemsediğinin altını çizen Başsoy, AKP’yi iletişimin önemini en iyi anlamış parti olarak değerlendiriyor.

Başsoy, seçim kampanyasının sadece seçim yapmak olmadığını, seçim kampanyasının seçilmiş adayın performansını değerlendirmek ve belediye başkanı olmuş kişinin sınırlarını zorlamasını sağlamak olduğunu ifade etti.

-Öncelikle Türkiye seçim sathı mahalline girdi mi? Yerel seçimlerin çok önemli olduğunu düşünüyorsunuz ancak özellikle CHP tarafından yeteri kadar önemsenmediğini düşünüyorsunuz. Neden yerel seçimler bu kadar önemli?

Türkiye seçim sathından çıkmadı zaten. 2010’ların başından beri sürekli seçim içerisindeyiz. Türkiye çok politik bir ülke. Dünyanın belki de en politize olmuş seçmenine sahip. Ben her zaman seçim ortamında olduğumuzu düşünüyorum. Önümüzdeki 1,5 yıl içinde üç seçim olacak. Bu da bizim seçim potasında olduğumuzu gösteriyor. Yerel seçim bunların içinde neden önemli? Neden referandumdan, genel seçimden ya da başkanlık seçiminden daha önemli? Genel seçimlerde Tayyip Erdoğan’ın kişisel karizmasının bir yansıması var. AKP’nin olağanüstü bir ekonomik bir gücü var. Genel seçimler yapıldığında tek bir elden inanılmaz bir tahakküm kuruyorlar iletişim organlarında. Sadece reklam anlamında değil, medyayı kullanarak da komple bir algı yönetimi taarruzu oluyor. Fakat genel seçim olduğunda bunun elastikiyeti düşüyor. Çünkü yerel seçimde sadece partinin ya da parti liderinin değil o şehirdeki adayında gücü devreye giriyor. Tabi ki parti ve genel başkanı önemli. Ama tek başına önemli değil. Orda her ilde, her ilçede doğru aday seçimiyle sonuçlar değişebiliyor. Bunun en güzel örneği Ordu’da Seyit Torun. Yerel seçimle genel seçim arasında Ordu’da 30 puanlık bir fark oluşturuyor. Büyükşehir bazında böyle oran yok başka bir yerde. Demek ki, doğru bir aday olunca oylar değişebiliyor.

Buraya bir ek olarak şunu söylemeliyim. 17/25 Aralık süreci, benim yirmi yıldır söylediğim bir konuyu kanıtladı: “Yerel seçim öncesi genel siyaseti yükseltme.” O günlerde CHP Genel Merkez’e ulaşmak için çok çalıştım ama başaramadım. 17/25 Aralık’ın üç ay sonrasında yerel seçim yapıldı ve CHP o dönemde maalesef sürekli biçimde genel siyaseti öne çıkardı. 2014 yerel seçimindeki büyük kayıpların, Antalya, Mersin mağlubiyetlerinin bir nedeni de budur. Genel siyaseti yükseltirsen, yerel seçimi kaybedersin. Güçlü olduğun yerlerde oyların artar ama başa baş yerlerde AKP kazanır. Beşiktaş’ı 70 ile kazansan ne olur, 80 ile kazansan ne olur; eğer bunun bedeli Üsküdar’ı kaybetmek olacaksa?

Normal takvimde yerel seçim erken yapılacak. Yerel seçimde küçük bir başarı, CHP adına konuşacak olursak, CHP’nin genel seçimde ya da başkanlık seçimindeki elini de güçlendirecek. Çünkü Türkiye, 51’e 49’a kitlendi. Ne kadar hile yapılsa da, şike yapılsa da, taraflı bir medya ile parasal güçle, halkın üzerine bir bombardıman yapsalar da 51’e 49’u geçemiyorlar. Eskisi gibi öyle 58’e 42’lik referandumlar yok. Başkanlık seçiminde de aynı şey oldu. O nedenle AKP de 10 puana yakın bir oy kaybetti nisan ayından beri. Büyük bir panik içerisindeler. Yerel seçime yönelik büyük cerrahi müdahaleler yaptılar. Bu cerrahi müdahaleler bazen hastayı ameliyathanede bırakacak boyutta olur. Burada ne olacak bilemiyorum. Ama yerel seçim sorunuza dönersem, her zaman muhalefete daha fazla alan açtığı için önemli. İkinci olarak da yerel seçim sonuçlarındaki menfi veya müspet bir değişimin, genel seçim ve başkanlık seçiminde de moral motivasyon ya da depresyon sağlayıp sağlamayacağı açısından önemli.

Bir örnek söylersem, İstanbul’da 14 ilçe şuan CHP’de. Aslında İstanbul’un bütün ana kanalları, nüfusun çok önemli bir bölümü CHP’li belediyelerin elinde. CHP ile AKP’nin oyu il genelinde çok yakın. Ama 14 ilçenin (kötü senaryoyu düşünürsek) 10’a indiğini düşünün. Bu bütün Türkiye’de bir moralsizlik olacak muhalfet cephesinde. Bu da AKP cephesini sağlamlaştıracak bir durum olacak. Ama 14 ilçenin 19’a çıktığını varsayalım, iyi senaryo yapalım. Bu da AKP tarafının moralini çok bozacak. Ya da Büyükşehir’in alındığını düşünün, tüm siyaset değişir.

Biliyorsunuz geçen yerel seçimde Ankara alınmamış olsaydı o balkona hiç çıkılmayacaktı. Bütün 17-25 atmosferini bozan görüntü odur, balkondaki zafer görüntüsü. Ankara alınmamış olsaydı AKP asla balkona çıkmazdı ve Türkiye’nin tarihi değişirdi. Ankara’nın nasıl alındığını da hepimiz biliyoruz. Büyük bir organizasyonla oldu.

O nedenle ben yerel seçimi çok önemsiyorum. Bunu da 3 yıldır söylüyorum. Referandum döneminde pek çok yerde konuşma yaptım. İnsanlar referandumla ilgili şeyler istiyordu benden. “Türkiye’de referandumda evet de çıksa hayır da çıksa değişen bir şey olmayacak. Tayyip Erdoğan yine her şekilde bütün yasama-yürütme-yargının tepesindeki kişi olacak. Ama bir şeyleri değiştirebileceğimiz yegane seçim önümüzdeki yerel seçimdir.” dedim. Bunu da galiba en çok AKP’liler duydu.

-CHP için söylenen, seçimlere sadece seçim kararı alındıktan sonra seçime hazırlanmak gibi bir durum var. AKP de seçim akşamlarında “bu defter kapandı, biz yeni seçime hazırlanıyoruz” açıklaması yapar. Burada doğru yöntem nedir? Bu seçim süreçlerine nasıl hazırlanmak gerekiyor?

Cımbızlanmaya müsait bir söz söyleyeyim;  bir iletişimci olarak AKP’ye hayranım. AKP iletişimin önemini en iyi anlamış, Türkiye’nin tek modern partisi. Tamamen bilimsel yöntemlerle, batı tipi bir parti gibi çalışıyor. Seçim kampanyası, seçimin hemen ertesi gününde başlıyor. Adayları koyup, adayların yönetilmesi ve adaylar kazandıktan sonra onların performans ölçümlerinden tutun da, Türkiye’deki herhangi bir konudaki bütün araştırmaları neredeyse AKP yapıyor. Sadece siyasi değil, sosyal araştırmaların da büyük bölümünü AKP yapıyor. Hem devlete yaptırıyor, hem de bizzat parti yapıyor. Devletin verilerini de kendileri değerlendiriyorlar. Açık veriler bunlar, herkes değerlendirilebilir. O açıdan AKP gibi davranmak en doğrusu. Seçim, öteki seçimin bittiği gün başlar.

Ben burada CHP’nin çok büyük bir eksikliği, zaafı olarak şunu görüyorum: CHP’nin elinde kaleler var. Kazanılması kesin olan yerler var. İzmir’de örneğin aday göstermen yeterli. Ankara’da Çankaya var. İstanbul’da Kadıköy, Bakırköy, Beşiktaş, Şişli gibi ilçeler var. Bu ilçelerde ve güçlü olunan yerlerde adayları belirlerkenliyakat durumuna dikkat ediyor mu CHP bilemiyorum. Hiç dilinden düşürmez ya, ben de soruyorum: Memur seçiminde liyakat varsa, neden belediye başkanlığı seçiminde liyakat yok? Neden (tabiri caizse) “odun koysam kazanır” denilen yerlerde odun koyuyorsun ki? Öyle bir insan koy ki, o yeni bir Yılmaz Büyükerşen olsun. Burada hiç bir belediye başkanı kendi üzerine alınmasın. Çünkü, haklarında o kadar detay bilgim yok

Bir belediye düşünelim. CHP’nin yüzde 60’larda oyu olan bir yer. Oraya öyle aday koy ki, genç bir aday, o aday hem oyunu artırsın, daha da önemlisi diğer illere ve ilçelere bir güneş gibi olsun. Yani Yılmaz Büyükerşen olsun. Son 3 seçimdir her bir CHP’li aday, yerel seçimde hatta genel seçimde bile bir kaç puanı Yılmaz Büyükerşen yüzünden alıyor. Çünkü Yılmaz Büyükerşen miti her tarafta, olmadık bir bölgede dahi “sosyal demokrat belediyecilik iyidir, en zor şartlarda bile en mükemmeli yaptık, bakınız Yılmaz Büyükerşen” diye örnek gösteriliyor. Bu örneklerden bir kaç tane daha vardı eskiden. Az önce Seyit Torun dedim örneğin. Ama ben bu örnekleri bu seçimde bulmakta da zorlanıyorum. Yılmaz Büyükerşen de yaş itibariyle ne kadar daha görev yapar onu da bilmiyorum.

O yüzden seçim kampanyası sadece seçim yapmak değildir. Seçilmiş adayın performansını değerlendirmek ve belediye başkanı olmuş kişinin sınırlarını zorlamasını sağlamaktır. O konuda ben CHP’de büyük eksiklik görüyorum.  Seçim süreci sadece isim belirlemek değildir, hele ki garantili yerlerde. İstanbul’un garantili yerlerinden birine öyle bir aday koyarsın ki, o adayın yarattığı efsane yüzünden daha sonra İstanbul’u alırsın. Herkes o ilçeyi örnek gösterir.

Türkiye’de çok politik bir seçmen var ama siyasi kararları vermekte zannettiğimiz siyasi kodlarla o kadar hareket etmiyorlar. Siyasi olan bu seçmenin siyasi kararları, zannedildiğikadar siyasi kodlarla ilgili değil.  “Başarı” örneğin çok önemli bir siyasi kod, Türk seçmeni için. Başarılı, düzgün, çalışkan bir aday, başka partiden olsa bile insanların seçim kararını değiştiriyor. Hatta genel seçimlerdeki kararını değiştiriyor. Bir çok örneği de var bunun. Türkiye tarihinde ve günümüzde.

-Normal zamanda yapılırsa seçimlere 16-17 ay var. Bu 16 ay için bile geç kalındığını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle öyle. Acayip geç kalındı. Şu an bütün bu ilçelerde, bana kalsa başarısız olan, yolsuzluğa bulaşmış olan, hakkında şikayet olan belediye başkanları varsa, hazır  Tayyip Erdoğan bunların kafasını keserken, ben Kılıçdaroğlu’ndan da aynı şeyi beklerim. Atsın gitsin adamı. Oturduğu koltuğa yaraşmayan, orayıhizmet makamı gibi kullanmayan, aldığı maaşı veya aldığı yetkileri kendini gezdirmek için kullanan vs.  Bir performans eğrisi yaparım. Çan eğrisi yaparım. çan eğrisini ben önerdim Genel Merkez’e. Dedim ki, “Referandum sonuçlarına bakın lütfen. Diğer seçim sonuçlarına bakın. Aynı zamanda 3-4 bağımsız araştırma şirketi ile araştırma yapın. Çan eğrisinin altında kalan belediye başkanlarını uyarın veya görevden alın.”

Böyle bir şey yok. Bir il veya ilçede CHP galip gelmiş ama bunun ne kadarı belediyenin performansıyla ilgili, ne kadarı partinin programı ve ilkeleriyle ilgili? Atatürkçü, laik, sosyal demokrat değerlere sahip bir seçmenkitlesi var. Oraya kimi koysan seçimi kazanacak… CHP yönetimi adaya: “Seni ben oraya koyuyorum, oraya bir yıldız olman için koyuyorum” zihniyetinde olmalı.

Ne yazık mi örnekler az. Gerçekten bu 2014 seçimlerinden sonra, birkaç ilçede ve ilde inanılmaz yıldız insanlar seçim kazandı. AKP’nin elindeki bazı yerler CHP’ye geçti.

Bunlardan hareketle bir şeyler yapılabilir belki ama her yerde bunu görmüyorum. Daha doğrusu bunun tesadüf olarak görüyorum. Yani tesadüf olarak hak eden birileri konmuş, çünkü geneli böyle değil. Genelinde “bu şöyle bir insan, bize şöyle bir yararı olur, bunun hatrı var” gibi bir takım şeylerin daha etkili olduğunu düşünüyorum. Bence çok haksızlık. Özellikle CHP seçmenine.

CHP seçmeni çok değerli bir seçmen. Okumuş, ülkesi için iyi şeyler isteyen, ülkesi için içi kanayan bir seçmen. Böyle bir seçmene, sırfkapalı kapılar ardındaki bir takım hatır gönül ilişkileri yüzünden yeterli olmayan belediye başkanlarını başlarına getirmek bence ayıp her şeyden önce. Bunu lütfen yapmasın. Seçim kampanyası da budur zaten. Adamı/kadını getirirsin, öyle muhteşem bir insandır ki, bütün şehir “iyi ki oyumuzu verdik” der. Ama birisini verirsin, adamın belediye başkanlığı ile ilgisi yoktur, siyasete soyunmak istiyordur veya başka bir ajandası vardır. O yüzden o şehri kaybedersin sonra. Bu da çok büyük bir israf. Çok acıklı bir durum yani. CHP niye bu israfı yapıyor, anlayamıyorum.

-Ankara’dan başlayalım. Ankara’da durumu nasıl görüyorsunuz? CHP Ankara’yı kazanabilir mi?

Ankara’yı kazanabilir ama Ankara’nın nasıl kazanılabileceğinin CHP tarafından analiz edildiğini görmedim. CHP’de bazı milletvekilleri ile konuştum, hem şaşırdım hem üzüldüm. Ankara’da nasıl referandumda %51 oldu sorusuna bir yanıtları yoktu. Ankara nasıl %51 oldu? Çünkü Çankaya’da %78 oldu. Bunun sebebi o. Çankaya 1 milyon nüfuslu bir yer. İnanılmaz bir başarı oldu, %78 küsur bir oy alındı. Nüfusu da çok fazla olduğu için Çankaya’nın, Ankara genelinde % 51 oldu. Çankaya, başkanın ilk geldiği zamanki kadar oy alsaydı, yüzde 60 küsurlarda dursaydı sonuç Ankara’da %46-47 civarında “hayır” olacaktı. Bu durumda emin olun Melih Gökçek o koltuktan inmezdi, hatta bir daha aday olurdu. Melih Gökçek’i indiren, hatta tüm belediye başkanlarını indiren gerekçe Ankara ve İstanbul’daki %51’dir. İstanbul’da başarının çok fazla ortağı var ama Ankara’da en büyük sebep 1 milyonluk Çankaya’nın %80’e varan “hayır” çıkışı.

Geçenlerde bu istatistik durumu bir grup CHP’li milletvekiline anlattım, bana Çince konuşuyormuşum gibi baktılar. Bu arkadaşlar Ankara’da %51 hayır çıktığını biliyordu ama bunun en önemli nedeninin Çankaya’daki %78 olduğunu bilmiyorlardı. Hatta biri itiraz etti: “Hayır oyları bir koalisyon sonucudur” dedi. Ben de “Mansur Yavaş da bir koalisyon adayıydı ve bu nedenle Çankaya’da %64 alınmıştı. Arada ne oldu da bu “koalisyon” 15 puan daha arttı?” dedim.

Ben işte bunu söylemek istiyorum. Bir yerde bir başarı varsa onun neden olduğunu bil. Bir yerde bir başarısızlık varsa onun da neden olduğunu bil. Yani verilerle hareket et, analizle hareket et. Senin yanına gelip, senle çay-kahve içen, “bizim çocuk da çok iyi” diyen adamların lobileriyle, ortaçağdan kalma saçma sapan yöntemlerle yapma. Çünkü senin rakibin olan AKP, tamamen verilerle hareket ediyor.

Şimdi Ankara nasıl alınır? Ankara’nın adayı kim olmalı derseniz, bence kayıtsız şartsız Mansur Yavaş olmalıdır. Çünkü galibiyet bu adamın elinden alındı. Adam mağdur durumda. Yani “faşisttir, MHP’lidir, ona oy vermem.” Bu laflar bana biraz tuhaf geliyor. Çünkü seçim kazanmış bir insanın elinden o seçim alınmış. Bu bir mağdur. Mağdurun hakkıdır burası. Tabi siyaseti bilemem, başkaları çıkar vs. Ankaralı değilim, Ankara’nın dışından bir insanım. Dışarıdan gördüğüm bu.

O siyasal kodlara sahip, MHP’den gelmiş, Atatürk ve laiklikle uzlaşmış, CHP saflarına katılmış başka bir adam getirirsin, adam yüzde 20 oy alır. Bildiğimiz siyasal kodlarla olmuyor bu iş. Mansur Yavaş’ın kişisel bir sihiri vardı. Halk sevdi onu. Ben bunu şöyle gözlemledim. İlk aday gösterildiğinde, “Yazıklar olsun, böyle aday gösterilir mi?” diyen insanlar, seçim günü geldiğinde Mansur Yavaş’ın arkasında koşuyordu. Olacaksa, onun gibi bir aday olmalı.

Ama Mansur Yavaş’ın bildiğimiz, görmek istediğimiz yaftasıyla değil. Yani “MHP’li bir aday olmalı, çünkü seçmenin bir kısmı MHP’li.” Böyle bir şeye inanmıyorum ben. İyi bir aday olursa, düzgün bir adam olursa herkesten oy alır. Küstah bir adam olura, çamları yıkan bir adam olursa alamaz. Bunun da örneği, İstanbul’da Sarıgül.

Yıllar önce, ben İstanbul’da araştırmalara katılıyordum. Gecekondu bölgelerinde örneğin, kadıncağız sokağa çıkmamış, kocası izin vermiyor. Konuşuyorsun, hep “Çare Sarıgül” diyorlardı. Kadın on yıl önce İstanbul’a göç etmiş, daha sokağa çıkmamış, Boğazı görmemiş ama “Çare Sarıgül”ü biliyordu. Ancak öylesine kötü bir kampanya yürüttü ki Sarıgül, o halk adamı, halkın çocuğundan, tuttu 200 tane takım elbisesi olan, parfümler sıkan, önüne gelene yumruk vuran plastik bir karaktere döndü üç ayda. Kendi kendine yaptı bunu. Kodlarla olmuyor bu. Kağıt üzerinde bir insana iyi diyorsun ama seçim sathına girince insanlar çok saçmalayabiliyorlar. Kötü besleniyorlarsa, kötü koşuyorlar…

O yüzden, ben her ikisini de çok iyi takip ettiğim için de söylüyorum, Mansur Yavaş gibi bir insan olacak dediğimde benim Mansur Yavaş’ı nasıl gördüğümü insanların anlaması gerek. Mansur Yavaş gibi, bütün toplumu kucaklayacak, her kesimden insanların “abi” diyeceği biri daha varsa, herkesin elini tutmak isteyeceği biri daha varsa, öyle biri olsun.

Ankara zor bir yer. Yeni göç dalgası, çevre ilçeleri ile merkez ilçeler arasında farkın çok büyük olduğu bir yer. Kimi insanlar diyorlar;”Melih Gökçek vardı, Melih Gökçek’e karşı Mansur Yavaş vardı”Onlara inanmıyorum. Melih Gökçek de Kadir Topbaş da, sadece figür olduklarını gösterdiler. Patron hala değişmedi. Patron orada duruyor. Ankara’nın patronu, geçen seçimde de Tayyip Erdoğan’dı. Şimdi de Tayyip Erdoğan. Adam höt deyince kimse bir şey diyemedi. Herkes girdi sıraya. Kimse en ufak bir ses çıkartamadı. O yüzden Ankara’da değişen bir şey yok. Patron duruyor. Burası Tayyip Erdoğan’ın şehri. Aday o. Seçimin gösterdiği şey bu.

CHP seçmeni için söyleyeyim, CHP seçmeni çok akıllı, paylaşımcı, kolektif karar alabilen ve doğruya ulaşabilen bir seçmen. Sosyal medyayı olsun, normal medyayı olsun iyi takip eden, bir şeye itiraz etseler de doğru bir durumsa sonunda o noktaya geliyorlar.

-Sarıgül demişken hazır, senin de yaşadığın şehir olan İstanbul için Cumhurbaşkanı, “orada tökezlersek Türkiye’de yıkılırız” dedi. Böyle bir ihtimal var mı İstanbul’da?

Böyle bir ihtimal var ama İstanbul’da CHP’nin kurduğu oyunda bir yanlışlık var. Yine duyduklarımla söyleyeyim. Şöyle bir şey duyuyorum hep, Karadenizli bir aday olacak. AKP’nin 12 tane bakanı var. AKP’nin Genel Başkanı zaten Karadenizli. Bütün o Karadenizli sultasını yenip de Karadenizlilerin oyuna mı hala oynuyorsun? Karadenizlilerden alacak bir oyu var zaten CHP’nin. O oyu istersen en Karadenizli adamı getir, daha fazla artıramazsın Karadenizlilik temeli üzerinden. O nedenle ben İstanbul’da hangi aday olur tam bilmiyorum ama şu aday olur: İstanbul’daki aday, bunu söylemekten dilimde tüy bitti, İstanbul’un 14 tane kazanılmış ilçesi var ya, o ilçelerde oturmayan, tercihen Bağcılar’da, Fatih’te yaşayan, Sultanbeyli’ye gittiği zaman oradaki Erzurumlular tarafından “vay arkadaşımız gelmiş” diye karşılanan, başka bir tarafa gittiğinde Güneydoğulu vatandaşların seveceği, yani yoksulların seveceği bir insan olması lazım. Selahattin Demirtaş gibi bir insan olması lazım. İstanbul’da Selahattin Demirtaş CHP’den aday olsa %60’la kazanır. Anlaşılsın diye söylüyorum.

Zaten CHP’nin bir oyu var. Onun çantada keklik olduğunu düşünüyorum. Ben Nişantaşı’ndan daha fazla oy alamam zaten. Benim buradaki adayımın, Nişantaşı’ndaki insanların çok da bilmediği bir insan olması gerek.

Yani otosanayideki çırakların bildiği bir adam seçimi kazanır. Yoksulların sesi olan kazanır. Çok yoksul var, İstanbul’da da, Ankara’da da. Biz maalesef fanuslarda yaşıyoruz. Arkamızı döndüğümüzde, insanlar 10-20 TL için kendilerini parçalıyor. Çok yoksul kadın var. Çok acı çeken insan var. O yoksulların sesi olmayan bir kişi, ne İstanbul’da ne de Ankara’da başarılı olamaz. “Karşıki dağları ben yaptım, çok zenginim” diyen bir kişinin şansı yok. Çünkü buralar göç alan şehirler. Göç eden kişi, o toprağa daha bağlı değildir. Acı içindedir. Gözü köyündedir. İki, üç nesil devam eder. Tutunamamıştır, güzel işlerde çalışamamıştır. İyi eğitim almamıştır.

Biz bu insanların sesi olacak bir aday bulamazsak AKP’ye kaptırırız. Hemşerilik durumuna önem vermeyen bir aday koymazsak olmaz. 81 il var, İstanbul’da 81 ilin koalisyonu olan devasa bir il. CHP o illerin yirmisinde var. Hadi otuz diyelim. Oraya yansıyor. Benim Bursa’daki köyüm Karsak, Orhangazi. O köyde 50 kişi yaşıyordur. Ama Bursa’da, Gemlik’te Karsaklı 10bin kişi vardır. Yani köylü bir adım ötesindeki kente göç eder. Çankırı’da Ankara’ya ve İstanbul’a gelmiş kişi Çankırı’dan daha fazladır. Adam elli senedir İstanbulludur, hala Sivaslılıktemelinde hareket eder. Sen Sivas’a ilgili bir şey söylemedikçe, adamın Sivas’taki köyüne yararlı olacağını hissetmedikçe sana oy vermez.

AKP yoksulları mutlu etmeye çalışıyor. CHP zenginleri mutlu etmeye çalışıyor. Zengini mutlu etmek çok pahalı, zengini nasıl mutlu edeceksin? Zengin şımarıktır. Halbuki eski SHP köklerine dönse, 70’li yıllardaki Ecevit köklerine dönse, devrimci köklerine dönse CHP, o yoksullar kendileriyle bağlantı kurar. CHP’nin esas müttefiki AKP seçmeni. Sen Esenler’de olmalısın. Sen 600bin nüfuslu Esenler’de yoksun. Küçük bir mezhep örgütü gibisin. O yoksula seslenmek için bir cenazesinde bulunmak da yeter. Fazla bir şeye gerek yok”Oğlan nasıl, askere gitti geldi mi?” diye sormak bile yeter.

CHP şuan yüksek oy alıyor. Türkiye’de bu Atatürkçülük projesi, Cumhuriyet projesi, o kadar başarılı olmuş ki, bu kadar yüksek oylar alıyor. Bugün bu oyun üzerine 10 puan katmak hiç zor değil. Yeter ki doğru kodları kullanan adayları bulalım.

İstanbul’da dört yıl bomboş geçti. 14 belediye başkanının bir tanesinin bile saygı göstermediği bir kişi İstanbul İl Başkanı oldu. Bu kişi Genel Başkan’a bile saygı göstermiyor. Aklım almıyor bu durumları.

  • Bir konuşmanızda “CHP’nin İzmir Belediye Başkanı aslında Atatürk” demiştiniz. Buradan İzmir’e geçiş yapalım. İzmir’de başka türlü bir belediyecilik yapılabileceğini düşünüyorsunuz. İzmir’i nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir kere İzmirlilere kızıyorum. Ben Aziz Kocaoğlu’nu çok savunan bir insanım bir İstanbullu olarak. Sürekli İzmir’in trafiğinden bahsediyorlar. Sürekli İzmir’de yürümeyen işlerden bahsediyorlar. Sen gittin İstanbul’u gördün mü? Git Ankara’yı gör: Coğrafi sınırı, denizi dağı olmayan bir bozkır kentinden berbat belediyecilik nasıl yapılır gör… İzmir zor bir kent. Körfez, dağ ve deniz arasına sıkışmış olduğu için belediyecilik yapmak da zor.

Bu seçim Aziz Kocaoğlu aday olmayacak veya aday gösterilmeyecek. Bunu herkes biliyor. Dört büyük kentin üçünde kelle uçurmayla aday değişirken, İzmir’de bir değişim kaçınılmaz.

Gelecek aday nasıl biri olmalı? Bir kere İzmirli olmalı. İzmir’de çok arkadaşım var, duyduğum ilk söz bu oluyor: “Biz İzmiriz. Osmanlı zamanında bile ayrıcalıklı bir kenttik. Şu anda bizi Ankara Genel Merkez’in seçeceği bir kişinin yönetmesini istemiyoruz, “bizden biri”ni istiyoruz”

Kim aday gösterilirse gösterilsin, bu kişi Aziz Kocaoğlu’nun başarılı olduğunu ve geçmişte iyi işler yaptığını kabul edecek biri olmalı. Yeni bir aday, “ben İzmir’i baştan yapacağım, benden önceki herkes kötüydü” diyerek kazanamaz.

Bundan sonrasına gelirsek, benim İzmirlilerden duyduğum, çeşitli araştırmalardan da gördüğüm, İzmir’de artık bir İzmir egosu var. Daha dünyaya açılmış, daha İstanbul dışında kararlar veren, Kahire ile Selanik’le bağlantı kuracaksa kendi kendine karar veren, EXPO fuarları yapan, bir fuar kenti aynı zamanda, sanattan, tasarımdan, mimariden şehirciliğe kadar pek çok alanda bir numara olmayı bekleyen bir kent. O yüzden, gelecek dönemde, birincisi; böyle bir insana oy vermek istiyor İzmirli seçmen. İkincisi; yoksulların yanında olan insanlara oy vermek istiyorlar. Bütün Türkiye’de olduğu gibi burada da yoksullar önemli. Yoksulların abisi/ablası, yoldaşı olacak bir insana oy vermek gerekiyor. İzmir’e bir sakal tıraşı yapmak gerekiyor. Bir ferahlatmak gerekiyor İzmir’i.

Ama bunu kesinlikle şöyle yorumlamamak gerek: İzmir berbat vs. İzmir berbatsa İstanbul da berbat. Çünkü 3-4 büyük kente yığılmış milyonlar var. Acayip obez bir gelişme var. Çok kötü bir kentleşme var. Bursa da buna dahil. üç dört tane aşırı göç alan kent var. Bu kentlerin hepsi felaket durumda. İzmirliler kendilerini yalnız hissetmesinler. İstanbul’a geldiklerinde mesai saatlerinde dolaşmıyorlar, çünkü tatile geliyorlar, gezmeye geliyorlar. Bir de 9-6 iş işin gelsinler, üç saatte işe gitmek nedir görsünler. İzmir’de bir değişim olmalı. İnsan değişim istiyor. İlçeler de dahil.

İzmir’de herkes Büyükşehir’i konuşuyor ama kimse ilçeleri konuşmuyor. Bu ilçeler CHP’nin babasının çiftliği mi? İstanbul’da Maltepe, Sarıyer, Beylikdüzü, Ankara’da Çankaya, Adana’da Seyhan, Bursa’da Nilüfer gibi parlayan ilçeler varken, bütçeleri hiç de az olmayan, üstelik Büyükşehir’in de CHP’li olması avantajından yararlanan bu İzmir ilçeleri ne yapar, hiç bilmiyorum? İzmir’de x ilçesinde bir aday muhteşem bir başarıya imza atsa ve bunu tüm ülke duysa, fena mı olur? Tunç Soyer’den başka İzmir il sınırı dışında duyulmuş bir tek belediye başkanı, bir tek yıldız isim gösteremezsiniz. Öznel değil, veriye dayalı nesnel bir durum bu. Yanılıyor muyum?

Burada dönüp dolaşıp çan eğrisine geliyorum. Bir performansını ölç, hangisi çalıştı, hangisi çalışmadı? Bunları ölçmek çok basit. Genel Başkan Kılıçdaroğlu gelip, belirlenmiş bir rotada gezip, belirlenmiş bir akşam açılış yapıp, belirlenmiş bir konsere katıldığında o kentle ilgili bir fikir edinmiyor, o bir vitrin görüyor orada. Kentle ilgili izlenim verilerle olur. O konuda korkunç bir eksiklik var CHP’de. Bu iyimiş, burada şu iyimiş. herkes iki üç tane adam tutup kendinin lobisini yapıyor, veri ile ilgili bir durum yok.

-Akdeniz bölgesi için neler söylersiniz?

Adana, Antalya, Mersin; bu üç kent de CHP’ye gelebilir. Üçünde de CHP’nin çok büyük oyu var. Üçünde de MHP’nin çok büyük belirleyiciliği var. Bu üç kentin temel özelliği, MHP de yüksek oy alıyor. Ayrıca HDP’nin de büyük ağırlığı var. Doğru adaylar gösterilirse, üç kent de alınır. Buraların büyükşehir olduğunu da unutmamak gerek. Kırsal kesimde insanların çok da fazla duymadığı bir adayın kazanma şansı yok. “Bu kentlerin şu kadarı Kürt, bu kadarı Arap vs.” diye bir takım şeyler söyleniyor. İnanılmaz kaba, kolaycı, tepeden bir bakış açısı. Bu mu yani? Örneğin sen kadına ulaşabiliyor musun? Kadının kocası Sunni de olsa, Alevi de olsa, Süryani de olsa, eşini dövüyorsa aynı aşağılık adamdır. O kadın da ne olursa olsun aynı acılı mazlum kadındır. Sen o kadına el uzatabiliyor musun? Yoksulluğun mezhebi yok, yoksul yoksuldur. Her yerde yoksullar var, her yerde mağdurlar var. Her yerde yarışın gerisinde kalan insanlar var. O insanlara ulaşan bir aday olduktan sonra bu üç ilin de alınacağını düşünüyorum.

-Bursa için ne söylersiniz?

Bursa çok zor bir yer.Benim doğduğum Bursa ile şu anki Bursa arasında beş kat nüfus farkı var. Benim doğduğum Bursa’daki insanlar, neredeyse tamamen Nilüfer ve Mudanya’ya taşındı. Nilüfer zaten Adana Çukurova gibi sonradan yapıldı. Osmangazi’de çok az eski Bursalı kaldı. Geri kalan Bursa’nın doğu tarafı var ki, büyük bölümü daha iki nesildir Bursalı. Ben Bursa denilince Karagöz-Hacıvat’ı, Uludağ’ı, kestane şekerini falan düşünüyorum. O insanın öyle bir düşüncesi yok. Bursalılık ya da kentlilik bilincinde değiller. Hala geldikleri kentle veya köyle kendilerini tanımlıyorlar. Ben Bursalı değilim diyor. Nüfusa oranla bakarsak en yüksek göç alan yerdir Bursa. O nedenle Bursa’da zorlanılıyor. Orada tam bildiğimiz Bursa kodları yok. O kodlarla Bursa’nın bir kısmına sesleniyorsunuz, bir kısmına seslenemiyorsunuz.

Olmaz mı? Ben Konya’da bile CHP’nin kazanabileceğini düşünüyorum. Karamsar bir insan değilim. Öyle bir aday olur ki, Konya’da bile kazanırsın. Her şeyi hallaç pamuğu gibi değiştirirsin. Bu tip yerlerde, uzun süredir belediyenin kazanılmadığı, Büyükşehir’de iddianın olmadığı, CHP örgütünün birkaç ilçede hapis kaldığı illerde, örgütü arkasına alabilecek pek bir aday yok. Buralarda yıldız adaylar olması gerek.

Muharrem İnce olur mesela Bursa’ya. Binali Yıldırım’ın biliyorsunuz İzmir’de kazanma ihtimali yoktu. AKP’nin de İzmir’i kazanmak değil, oralarda oylarını artırmak gibi dertleri vardı. Bunu başardı. Kılıçdaroğlu’nun İstanbul adaylığı da aynı şekilde. İstanbul’la ilgisi yok ama geldi, bir seçim kampanyası yaptı, o kadar hatalı bir kampanya yapmasa seçimi de alırdı…

Yalova Bursa’nın eski ilçesi, üç büyük kentin ortasında ama yönü hep Bursa’ya dönüktür. Muharrem İnce de Uludağ Üniversitesi’nden mezun, akrabalarından çoğu da Bursa’da. O yüzden gerçekten Bursa’yı sallar Muharrem İnce olursa. Seçimi kazanır mı? Kazanabilir. Kazanamasa da oyları ciddi bir şekilde artırır. Yerel seçimde de seçimlerin en eğlenceli yeri olur. Bursa nüfus olarak İzmir’in dibinde artık. Bu gidişle on yıl sonra üçüncü büyük kent olacak. Böyle bir tercih ilginç olur.

Muharrem İnce’nin yanı sıra ben şunu da düşünüyorum. Örneğin Özgür Özel. Bu adamın muhteşem bir hitabet gücü var. Ama Manisa’ya belediye başkanı adayı gösterseniz, seçimi yine alamaz. Çünkü Manisa’da zaten CHP’li ve başarılı bir belediye başkanı var. Buradaki başarısızlık CHP’li başkanı MHP’ye kaptırmak.

Özgür Özel Manisa’yı alamaz ama örneğin Bağcılar’da oyları 20 puan yükseltebilir. Bağcılar 20 puan yükselse, İstanbul alınır… Bursa’da Ceyhun Irgil çok sevilen itibarlı bir isimdir, Osmangazi’yi alamayabilir ama oyları 10 puan yükseltir. Böyle saygın isimleri kritik bölgelerde aday göstermek şart.

AKP’ye yakın bir kaynaktan kulağıma geldi: Erdoğan bir iç toplantıda CHP Büyükçekmece Başkanı Hasan Akgün’den bahsetmiş. “Büyükçekmece’de CHP’nin oyu 25, Hasan Akgün’ün oyu 25, ikisi birleşince 50 oluyor. Ya her yerde Hasan Akgünler bulurlarsa?” demiş.

Böyle yıldız isimler var. Ama CHP delege aramaktan Hasan Akgünleri bulmaya vakit ayıramıyor.

-İyi Parti’yi CHP’nin iyi okumadığını düşünüyorsunuz. Bu partinin CHP’ye etkisi nasıl olur?

Konuşmak için erken ama İyi Parti bana biraz parladı ve söndü gibi geliyor. Bir oyu var fakat seçime doğru biraz düşebiliyor bu tip partiler. Eğer barajı geçme ve Türkiye siyasetinde bir aktör olma ihtimalleri yoksa, geçmiş dönemde, özellikle 2002 seçimlerinde seçmenin dili çok yandığı için baraj altı kalan partilerden dolayı seçmen blok olarak ben bu partiye katılmayayım diyor. Acıklı olan, yerel seçim erken olursa, İyi Parti, birkaç puan alabilir CHP’den büyük kentlerde. O birkaç puanla da zaten İstanbul’da CHPli belediye sayısı 14’ten 6-7’ye düşebilir. Felaket yani. İyi parti CHP’den beş puan alsa İstanbul’un yarısını kaybeder. Büyükşehir hayal olur.

İyi parti, şu anki haliyle CHP için kötü parti. AKP için İyi parti. Çünkü AKP’nin olduğu yerlerden hiç oy almıyor. Diyelim ki Kayseri’den oy aldı. Kayseri’de AKP’nin inanılmaz bir üstünlüğü var. AKP’nin yüzde 70 aldığı yerden İyi Parti yüzde 10 alsa AKP için hiç bir şeyi değiştirmiyor. Ama foto finiş yerlerde, İstanbul’da bir sürü ilçede, İzmir’in bazı yerlerinde bile belediyeler AKP’ye geçer, İyi Partiye değil. Trakya’nın tamamında harita değişebilir. İyi Parti’ye geçer demiyorum. İyi parti yüzünden oylar bölünür ve AKP’ye geçerler. Çünkü aldığı oyu AKP’den değil, CHP ve MHP’den alıyor. AKP seçmeni, İyi Parti’ye kolay kolay oy verecek durumda değil. Karadeniz’de mesela, AKP’nin en güçlü olduğu yerlerde en ufak bir oynama olmadı. İyi Parti, Karadeniz’deki o illerde itibarlı insanları arasına almasına rağmen oylarda değişim olmadı. O rüzgar yok şuanda.

Kimileri diyor; işbirlikleri olur, İyi Parti ile anlaşılır. Bu Türkiye tarihinden haberi olmayan, naif bir senaryo. Böyle koalisyonlar olsaydı, CHP, DSP, SHP arasında olurdu. Aynı kökten gelen üç parti birbirini bıçakladığı için Türkiye bugüne geldi. Aynı kökten gelen üç parti bile Türkiye’nin kuyusunu kazmışken, CHP ile İyi Parti’nin bir koalisyon yapmasını düşünmek hayalcilik olur, imkansız olur. Herkes kendi oyuna bakar.

İyi Parti, şuanda büyük bir tehdit CHP için. MHP’nin elinde bir iki tane yer var. AKP’nin elinde çok güçlü olduğu, açık ara farkla olan yerler var. Ben son biraraştırmada gördüğümde İyi Parti 9 puan civarındaydı. Bunun 5 puanını CHP’den alıyordu. 3 Puan civarında MHP’den 2 puana yakın AKP’den alıyordu. AKP oylarının yüzde 5’i demek, CHP oylarının yüzde 20’si demek. CHP adına, büyük kentlerde korkunç bir senaryo oluşturuyor.

Son zamanlara bakılırsa da, doğar doğmaz sönme trendine girdi. O moral bozukluğu ile söner. Bazı küçük partiler seçimin son bir ayına kadar yüzde 3-4 görünüyorlar mesela. Sonra sıfıra iniyorlar.

CHP başkasının iyisine kötüsüne bakmasın, kendi iyisini kötüsünü bilsin yeter.