Yakın dönem Türkiye siyasetinin belediyecilikle kesiştiği ilk nokta şüphesiz ki Kürt meselesiydi. PKK’nın başlattığı hendek savaşı demokratik Kürt siyasal muhalefetinin kazanımlarını hemen tümüyle ortadan kaldıran bir dizi gelişmeyi tetikledi. PKK şiddetiyle arasına yeterince mesafe koyamayan, pek çok milletvekili ile belediye başkanının eylem ve söylemlerinde açıkça görüldüğü üzere PKK’yı meşru ve makul gören ayrılıkçı bakış HDP’yi etkisiz hale getirdi. Başta eş başkanları olmak üzere HDP sözcülerinin hatırı sayılır bir kısmı tutuklandı. Asıl büyük kayıp ise yerelde yaşandı. KHK’ler aracılığıyla Kürt hareketinin elinde bulunan belediyelerin önemli bir kısmına kayyum atandı. Belediyelerin kayyumlara teslimi pek çok anlama gelmektedir. Bu eylemin politik karşılığı HDP’nin yerel siyasetle olan bağlarının gevşemesi ve Kürt muhalefetine belediyeler aracılığıyla aktarılan kaynaklarının kesilmesidir. Güncel politiğin ötesinde meselenin siyasal sosyolojik boyutu ise merkez-çevre ilişkileri bağlamında ele alınabilir.

HDP’li belediyelere kayyum atanması aslında merkezdeki siyasal gücün yerele el koyması gibi bir anlama gelir. Hem iktidardaki partinin böyle bir adımı atmaya kendisini muktedir hissetmesi hem de belediyelerine el konulan Kürt hareketinin bu politika karşısında ciddi anlamda bir toplumsal muhalefet direnci gösterememesi tarihsel sosyolojik anlamda yerelin merkez karşısında ne kadar bağımlı ve zayıf olduğunu gösterir. Oysa Batı’da, belediyenin bir devlet kurumu olmaktan çok sivil toplumun parçası olarak kendi tarihsel geleneğine sahip olduğu bir coğrafyada merkezin yerele müdahalesi hiç de kolay değildir. Batıdaki demokratik kültürün temel dayanaklarından biri yerelin sahip olduğu bu siyasal kültürel özerkliktir.

AKP kökenli belediye başkanlarının istifa ettirilme süreci de benzer kaygılarla okunabilir. Bilindiği üzere Genel Merkez’in talebi üzerine önce İstanbul, ardından da Düzce Belediye Başkanları görevlerinden istifa etti. Bu iki istifanın nedenleri ve sonuçları üzerine tartışmalar devam ederken Erdoğan’ın en az 6 ilin belediye başkanının daha istifasını istediği söylentileri gündem oluşturdu. Aralarında Ankara ve Balıkesir gibi büyükşehir belediyelerinin de bulunduğu bu başkanlar listesinden henüz istifa eden olmadı. Ancak parti liderliğinin bu hamlesi gelecekte olabilecek gelişmeler hakkında aydınlatıcı niteliktedir. Dahası başkanların istifa etmesi/ettirilmesi meselesini yapısal bir şekilde ele almayıp kişisel açıklamalar yapmak da yetersizdir. Başkanlarının siyaseten başarısız oldukları ve (veya) FETÖ gibi örgütlerle organik bağlarının bulunduğu iddiaları merkezin istifaya zorlama noktasındaki gücünü tam olarak açıklayamaz. Belediye başkanlarının ilişkileri, konumları ve siyasi görüşlerinden bağımsız olarak Türkiye’de merkez çevreye istediğini yapabilecek kadar güçlüdür. Bu istediğini yapma olanağı bazen kayyum atama bazense istifa ettirme şeklinde sonuç doğurmaktadır.

Gelinen nokta itibariyle şu soru soru sorulabilir: Yerel bu denli zayıf, merkez ise bu kadar güçlü olduğu müddetçe gerçekten de iyi işleyen sağlıklı bir demokrasiye sahip olabilir miyiz?