İnsanlara bir şey yaptırmanın iki yolu var: Zor ve İkna. Hemen tüm toplumsal ve siyasal
sistemler bu iki enstrümanı aynı anda kullanıyor. Demokratik ülkelerde ikna, antidemokratik
ülkelerde ise zor aygıtı daha güçlü durumda. Bu tespit daha açık bir içerikle yeniden
kurgulandığında karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Demokratik toplumlarda insanlar şiddet
tehdidi olmaksızın kamusal iletişim ve müzakere yoluyla birbirlerini ikna etmeye çalışıyor.
İkna sürecinin her zaman başarıya ulaştığını söylemek mümkün değil şüphesiz ki. Siyasi
pozisyonlar, felsefi duruşlar ve kimlikler arasında kalıcı çatışma hatları var çünkü. Ama zaten demokrasi de mutlaka ortak bir kararda anlaşma zorunluluğuna karşılık gelmiyor. Bir toplumu demokratik kerteye yaklaştıran şey ortak sonuç çıkmasa bile insanların iletişim yoluyla rasyonel zemini korumaları. Meşruluk ve yasallık bahsi geçen rasyonel zeminin varlığına sıkı sıkıya bağlı. Belki de bu nedenle keyfilik rasyonelliğin yokluğu gibi bir anlama geliyor. Keyfiliğin olduğu yerde ne akıl ne de demokrasi için hayat şansı var.

Pekala zor yoluyla da karar almak mümkün. İnsanlar kendileri veya ailelerinin başına bir şey gelmesin diye, salt korkudan veya korkunun yarattığı ek motivasyonla her hangi bir meşruluk kaygısı olmadan otoriteye itaat edebiliyorlar. Bir kez bu yola girildiğinde, yani bir karar adil, akılcı ve iyi olduğu için değil üst otoritenin buyruğu öyle olduğu için kabullenildiğinde totalitarizmin koşullarına ulaşılmış olunuyor. Totaliter yapının bireydeki yansıması ise vasatlık ve keyfilik. Akılcı açıklama yapmak mümkün olmadığı gibi böylesi bir
şeyi zorlamanın da bir anlamı yok. Son YSK kararları ile Türkiye hukuk siyasetinin geldiği
durum bu vasatlığın keyfiliği halinin oldukça açık bir göstergesi. Neyi mi kastediyorum?
Sandık kurullarındaki sorunlar gerçekten de seçimlerinin iptalini gerektirecek kadar vahimse
neden sadece büyükşehir belediye başkanlığı iptal ediliyor da, ilçe belediye başkanlıkları ve
belediye meclis üyelikleri iptal edilmiyor sorusunun bir yanıtı yok. Ya da YSK neden İyi
Partinin sandık kurullarıyla ilgili itirazını reddediyor da AKP’nin İstanbul için yaptığı itirazı
kabul ediyor sorusu da rasyonel bir yanıtı olmadığı için anlamsız.

Zor aygıtının her şeye egemen olduğu ve toplumun sosyolojik olarak vasatlığın
keyfiliğine teslim olduğu bir yapıda rasyonellik sadece güçle ilgili. YSK neden böyle karar
veriyor? Kararı rasyonel ve adil olduğu için mi? Şüphesiz ki hayır. Korkuyor YSK. Ya da daha kötüsü korkulacak bir varlık haline gelerek otoriter olmanın hazzına ulaşmaya çalışıyor kendisi de.