Tarihin Sonu ifadesi soğuk savaş sonrası konjonktürde liberalizmin Marksizme karşı zaferini ilan eden Francis Fukuyama’nın tezine dayanmaktadır. Yazar özel mülkiyete dayalı kapitalist ve liberal sistemin meşruluğu üzerine bir asırdan beri devam eden tartışmanın reel sosyalizmin çöküşüyle birlikte tarihe karıştığını iddia etmişti bahsi geçen çalışmasında. Bu bir savaşsa Marksizm o savaştan yenik çıkan taraftı. Özel mülkiyeti tasfiye etmeye ve toplumsal bir devrim yoluyla yeni bir düzen kurmaya odaklanmış devrimci hareket kapitalizm karşısında bozguna uğramıştı. Hegelci bir zeminde formüle edilen tarihin sonu tezi Fukuyama tarafından daha sonra bir ölçüde yumuşatıldı. Düşünür kapitalizmin üstünlüğü konusundaki yargısını korudu. Ama yoksulluk devam ettiği ve insanlık küresel çapta terörizm gibi sorunlarla uğraştığı için tarih devam etmekteydi. Sistemin meşruluğu üzerinden yapılan ve tarihin sonu tezinde kristalize olan tartışmalar bana Türkiye siyasetinin bugünkü durumunu hatırlatıyor. Şöyle ki yakın zamana kadar ülkenin istikameti konusunda birbiriyle çelişen iki büyük perspektif vardı. Her iki perspektif de büyük kitleler tarafından desteklenmekteydi. Görüşlerden ilki Eski Türkiye’nin tarihe karışması gerektiğini iddia ediyordu. Türkiye başkanlık gibi bir modelle ve daha İslami bir devlet ideolojisi aracılığıyla bir tür Yeni-Osmanlı olarak yoluna devam etmeliydi. İkinci görüşse bu çizgiyi toplumsal bir yozlaşma ve siyasal bir sapkınlık tanında değerlendiriyordu. Eski Türkiye kendisini yenilemeliydi şüphesiz ki. Ama doğru çözüm sistemi tümüyle ortadan kaldırmak değil aksak noktaları tespit ederek reform yapmaktı. Atatürk cumhuriyeti, parlamenter sistem ve laiklik korunmalıydı. Bu iki görüş arasında çatışma Türkiye yakın tarihini belirledi.

Referandum ve son cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları sistemin niteliği ve meşruluğuyla ilgili tartışmayı bitirdi. Bir taraf başkan olmaya çalışıyor, diğer tarafsa başkanlığı engellemek için elinden geleni yapıyordu. Sonuçta başkanlık yanlısı çizgi galip geldi. Şu an Türkiye’de yaşanan şey bir tür tarihin sonu. İdeal olanın ne olduğu noktasında birbiriyle taban tabana iki zıt kutupta bulunan liberalizmin Marksizmi yenilgiye uğratmasına benzeri bir süreç yaşıyoruz. Başkanlık yanlıları başkanlık karşıtlarını yendi. Tabii bu durum her iki taraf için de bir siyasal kayıtsızlık ve boşluk nedeni olarak sonuç doğurmakta. Başkanlık yanlıları amaçlarına ulaştılar. Toplumun önüne yeni bir ütopya veya amaç koyamazlarsa -liberalizmde bir benzeri görüldüğü üzere- dağılma kaçınılmaz hale gelir. Bugünün dünyası kapitalist ve liberal bir dünya. Bundan bir asır önce insanlık büyük bir devrim olacağı ve tüm eşitsizliklerin ortadan kalkacağını düşünüyordu. Ama bugün böyle bir genel beklenti yok. Herkes nihilist, her yer simülasyon. İnsanlar gerçek dünyada değil instagramda yaşıyor. Son kertede liberalizm Marksizmi yenilgiye uğratmış olabilir belki. Ama vardığı yer siyasetin, tartışmanın ve insanlığın yok olduğu bir hiper nihilizm hali. Peki, bizdeki başkanlık taraftarları? Sonları liberaller gibi mi olacak? Yoksa başkanlık tartışması bitti diyerek yeni bir çatışma, iddia veya amaç için mücadeleyi, yani tarihi yeniden mi başlatacaklar?

Başkanlık karşıtlarının ise yenilmişlik duygusu ve iç parçalanmadan bir şekilde sıyrılmaları gerek. Ama bu hiç de kolay değil. Sovyetler çöktükten sonra solda yaşananları düşünün bir an için. Solun bir kısmı gericileşti. Politik nostaljiye, Marx’a, devrime ve eski güzel günlere takılıp kaldı. Diğer kısmı yeni şartlara ayak uydurarak ve istemeyerek de olsa kapitalizmin meşru olduğunu kabul ederek sistem için muhalefet konumlarını güçlendirme yoluna gittiler. Epey sayıda insansa bu iki yola da başvurmadı. Apolitikleşme, özel hayata kapanma ve siyasal kayıtsızlık solda yaygınlaştı. Tabii tüm bunlar olurken sayısız eleştiri, özeleştiri, hizipleşme ve bölünme de gerçekleşti. Peki ya Türkiye? Başkanlık karşıtlarının kaderi ne olacak? Erdoğan’a yenildiklerini kabul edip kendilerine başka bir yol mu çizecekler yoksa Erdoğan meşru değil deyip eski tip siyasete mi takılıp kalacaklar? İyi Parti ve CHP’de yaşananlar gösteriyor ki muhalefetin kendisi için tarihi yeniden başlatması iç hesaplaşmaların nasıl sonuçlanacağı meselesiyle de yakından ilgili.