Sanıldığının aksine her zaman fiziki bir mekanı ifade etmez kamusal alan. Kentlerin meydanları olası kamusal alanların sadece küçük bir parçasıdır. Bir mesele etrafında toplanan, konuşan, tartışan insanlar kamusal alanın taşıyıcı öznelerine karşılık gelir. Kamusal alan hem canlı bir sivil topluma işaret eder hem de varlığıyla demokrasiyi güçlendirir. Bir anlamda sivil toplumla demokrasi arasındaki dolayım ilişkisi kamusal alan sayesinde sağlanır. Habermas, Sennett ve Arendt gibi pek çok büyük düşünürün kamusal alan anlatıları ise bir düşüş veya umutsuzluk tarihi gibi kodlanmıştır. Kamusal alan-özel alan ayrımının ortadan kalkması ve özel alanın ilgi ve beğenilerinin kamusal olanı işgali şikayet edilen temel meseledir. Kamusal alan insanların konuştuğu veya müzakere ettiği bir alan olmaktan çıkmış, özel hayat hallerinin sergilendiği veya afişe edilip pazarlandığı bir alana dönüşmüştür. Eğlenceye teslim olan kamusallık özel alanın kamusal alanı sınırsızca belirlemesi anlamında bir yeni totalitarizm çağını da açmış durumdadır.

Son çeyrek asırda internet teknolojisinde yaşanan olumlu gelişmeler ise kamusallık konusundaki bu karamsar bakışın sorgulanmasına yol açmış, sosyal medyanın kamusal alan için “ikinci bahar” işlevi gördüğü, sönüp giden pek çok şeyi yeniden canlandırdığı fikri üzerinde durulmuştur. Şüphesiz ki sosyal medya bir simülasyon alanıdır. İnternetin gerçek dünyanın yerini almasını tüm yönleriyle olumlamak bu nedenle sorunludur. Bu son hatırlatma bağlamında internet kullanımındaki yaygınlaşmanın insanın insandan kaçışıyla ve asosyal insanların topluma egemen olduğu bir yalnızlık çağıyla ilgili sayılması gerektiği fikri yabana atılacak gibi değildir. Ama sosyal medyanın politik veya insani anlamda pek çok ortaklık ve dayanışma ilişkisine aracılık ettiği gerçeği de yadsınamaz. Küreselleşme karşıtı hareketler, Arap Baharı ve Türkiye’deki Gezi olaylarında sosyal medyanın kitlelerin mobilizasyonu ve politizasyonuna ciddi ölçüde katkı sağladığı söylenebilir. Yapılan pek çok ampirik çalışma ve gözlem bu iddiayı destekler niteliktedir.

Türkiye’nin son birkaç yıl içerisinde geçirdiği keskin politik dönüşüm sosyal medyanın kamusallık işlevini tartışmalı hale getirmiş, Gezi olayından kalan miras yavaş yavaş tükenmiştir. Bugün itibariyle insanlar Facebook hesaplarını dondurmakta ve Twitter’da daha az görünür hale gelmektedir. Tartışma ve müzakere gibi kamusallığın vazgeçilmez iki unsuru sosyal medyadan dışlanmıştır. Instagram’nın facebook ve twitter karşısındaki önlenemez yükselişini sadece gençlerin beğeni tercihlerindeki değişimlerle açıklayamayız. Kullanıcıların ağırlıklı bir kısmı artık Facebook ve Twitter’de görüş beyan etmektense instagram’da resim paylaşmayı tercih etmektedir. İkinci bir kamusal alan gibi işlev gören sosyal medya bu özelliğini önemli ölçüde yitirmiş, özel alan kamusal alana burada da galip gelmiştir. Tabii bu duruma şaşmamak gerekir. Epey bir süredir Türkiye dahil olmak üzere pek çok ülkede rüzgar kuvvetli bir şekilde sağdan esiyor. Politik gerçeklik kayıtsızlığa ve sağ popülist dile teslim olmuş durumda. Bu eğilim böyle devam ettiği müddetçe yediği yemeyi paylaşanların düşüncelerini paylaşanlardan daha popüler olduğu bir sosyal gerçeklik algısı toplumun vasatını karakterize etmeye devam edecek gibi. İnsanlar bir süre daha görüntü paylaşımlarının verdiği geçici hazzı düşüncelerin kalıcı etkisine tercih edecek.