Erken seçim tartışmalarının kendini tekrar eden ve biraz da insanı gülümseten bir ritmi var. Çok sayıda erken seçim yaşadı bu ülke şimdiye kadar. 2 yıl önce yapılan son erken seçim dahil olmak üzere gerçekleşen erken seçimlerin makul bir süre kadar öncesine gittiğinizde şöyle bir manzarayla karşılaşırsınız: İktidar partisi erken seçimi kesin bir dille yalanlar. Seçim zamanında yapılacaktır cümlesi başbakan ve cumhurbaşkanlarının standart ifadeleri arasında yer alır. Muhalefet ise seçime hazır olduklarını tekrarlar. Bu karşılıklı açıklamalardan sonra bir akşam ülkede erken seçim kararının alındığını öğrenirsiniz hayretle. Seçimden sonra ise bazen iktidar değişir, çoğu kez ise aynı kalır. Yine öyle bir konjonktüre giriyoruz.

Bu arada yeri gelmişken şu hatırlatmayı da yapmak gerekir. Erken seçim ifadesi, tıpkı “af” veya “boşanma” kelimeleri gibidir. Bir kez söylenince kendini gerçekleştiren kehanet gibi sonuç doğurur. Af tartışması afla, erken seçim söylentisi erken seçimle, boşanma restleşmesi boşanmayla sonuçlanır. Belki her durumda değil, ama çoğu kez durum böyledir.

Hükümetin baskın bir erken seçimi gündeme getirmesi ya da en azından bu fikrin kamuoyunda tartışılmasını istemesi üç nedene bağlanabilir: Bahsi geçen hususlardan ilki Gelecek ve Deva partileriyle ilgili. Bu iki parti aslında iyi başlangıç yapamadı. Kurulmaları AKP seçmen kitlesinden büyük kopuşlara yol açmadı. Türkiye siyasetini değiştirecek kitle partileri yok karşımızda. Ancak etkileri yine de önemsiz değil. Salgın güç kaybedip reel siyaset canlanırken Davutoğlu ve Babacan cephelerinden gelen yeni açıklamalar gündem oluyor. Davutoğlu ve Babacan’nın ortaya koyduğu eleştiriler AKP’yi geçmişe, kendi geçmişine çekmekte. Bu geri çekiliş aynı zamanda bir yıpranma durumuna karşılık geliyor. Genel kanı, bu iki partinin siyasetteki etkisi daha da artmadan seçime gitmenin Cumhur ittifakı bloğu için yarar getireceği yönünde.

Seçim olasılığını yükselten ikinci mesele salgın yönetiminde başarılı olunduğuna dair algının giderek güç kazanması. AKP iktidarı salgın afetini iyi yönettiği kanaatinde. Çünkü bulaşma kontrol altına alınmış durumda. Ölüm oranları pek çok Avrupa ülkesinin gerisinde. Ekonomide işler sağlıktaki kadar parlak değil şüphesiz ki. Ancak bugünkü krizin siyasete etkisi geçen seneki gibi değil. Hükümete yerel seçimi kaybettiren krizde sorumluluktan sıyrılamadı AKP. Dış güçler bizi batırmaya çalışıyor argümanı da aslında kriz yok tüm bu sorunlar geçici söylemi de tutmadı. Vatandaş rahatsızlığını yerelde muhalefete şans vererek değerlendirdi. Ama 2020 baharı itibariyle durum farklı. Salgının etkisi küresel olduğu için ekonomik kriz sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde var. Ekonomisi bize göre çok güçlü ülkeler bile eksi (-) büyümede. Ayrıca siyasette her zaman için algı olgudan daha önemlidir. Aslında ne olduğundan çok insanların onu nasıl algıladığı hususu kanaatlerin yönlendirilmesinde çok daha etkili. Toplumdaki hakim kanaat ise şu yönde: Şüphesiz ki ekonomide kriz var. İnsanlar yoksulluk ve işsizlikle boğuşuyor. Ama yaşanan bu sorunun nedeni hükümetin kötü yönetimi değil. Sıradan insan yaşanan krizden hükümeti değil, Covid-19 pandemisini, yani salgın afetini sorumlu tutuyor.

Erken seçim tartışmalarında son olarak HDP’ye değinmek istiyorum. Partiyi yakından takip edenler aslında durumun farkında. HDP’de işler iyi gitmiyor. HDP siyasetinde heyecan yok. Ahmet Şık gibi kişilerin istifası gösteriyor ki, Kürt partisi olmak yerine Türkiye sol siyasetinin partisi olmayı hedefleyen HDP projesi artık eskisi kadar cazip değil. Parti zaten son yerel seçimler özelinde, doğu illerindeki sonuçlar bakımından eski parlak günlerine göre daha az başarılı bir siyasal performans gösterdi. Aradan geçen zamanda pek çok HDP’li belediyeye yine kayyım atandı. Hükümetin tam saha baskısı karşısında HDP’nin dayanma gücünün azaldığını ve bu güç azalmasının beraberinde çözülmeyi getirdiğini görüyoruz. Bugünden yarına büyük değişikler olmayacak elbet. Ama 2020 itibariyle HDP’nin tek başına barajı geçmesi artık çok daha zor.

Erken seçim tartışmasının aslında kilit noktası bu durum. HDP barajın altında kalırsa Cumhur ittifakının ülkeyi bir 5 sene daha yönetmesi kesine yakın bir ihtimal. Neredeyse tüm siyasi hayatı cesur hamlelerin toplamı olan Erdoğan için HDP’nin baraj altında kalacağı bir seçime ülkeyi götürmek ise alınabilir nitelikte makul bir risk.