Belki tamamı için değil, ama bazı imzacı akademisyenler için kesinlikle doğru olan bir şey var. PKK hakkında tek bir olumsuz kelime söylemeye cesaret edemiyorlar. Ya da böyle bir şey yapmayı istemiyorlar.

PKK kurulduğu tarihten beri pek çok sayıda insan hakları ihlalinden doğrudan veya dolaylı olarak sorumlu. İnsanları öldürdü, devletin militarist bir yere doğru sürüklenmesini kolaylaştıracak adımlar attı, güvenlik sorunu yaratarak demokrasinin sınırlarını daha da daralttı. Ama bunların hiçbir önemi yok bazı imzacılar için. Sadece devleti suçluyorlar, hatta sadece AKP hükümetini. Barış ve insan hakları kelimesi bu kadar araçsal bir şekilde kullanıldığında, yani sadece devlete karşı barış denilip PKK için eleştiri yapılmadığında inandırıcılık da ortadan kalkıyor. “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyen Süleyman Demirel’den hiçbir farkları yok. “PKK adam öldürüyor” diyemiyorlar. “PKK’nın yaptığı şey terördür, terör de insanlık suçudur” da diyemiyorlar.

Bu nedenle imzacıların etik politik tutumlarının kendi içerisinde tutarsız olduğu meselesinin artık daha yüksek sesle konuşulması lazım. Barış akademisyenlerini devlet ve sağcı akademisyenler eleştiriyor. Daha solda ve daha demokratik kamuoyunda ise bu mesele bir tabu. Bu tabunun kırılması gerekiyor artık.

Haklarında başkaca bir kanıt yoksa, imzacıların sadece düşüncelerini kamuoyuyla paylaştıkları için cezalandırılmalarını, işten atılıp haklarında soruşturmalar ve davalar açılmalarını doğru bulmuyorum. Ancak onlara yapılan muamelenin yanlış olması bu kesimlerin eleştirilmeyeceği anlamına gelmiyor.

Barış ve insan hakları gibi değerlerin modern dünya için temel erdemlere karşılık geldiğini düşünen bir akademisyen olarak imzacıların PKK’yı barışı ve insan haklarını ihlal ettiği için yüksek sesle, kalıcı ve kararlı bir şekilde neden eleştirmediklerini bilmek istiyorum. Ez cümle, ne mazlumların ne de zalimlerin, hiç kimsenin hiçbir gerekçeyle aklımızın üzerinde tahakküm kurmasına izin vermemeliyiz. Ayrıca insanlar tabii ki hem söylediği hem de söylemediği şeylerden sorumludur. Hatta söylemediği şeylerden daha fazla sorumludur. Çünkü ideolojimiz önemli ölçüde bu söylemediğimiz şeylerin içerisinde gizli.