Türkiye’deki devlet düzeninin kriz halinde olduğu savı bir süredir yazılıp çiziliyor. Kriz hem ülkenin içerisinde bulunduğu uluslararası ittifak sistemiyle devlet elitleri arasında hem de devletin kendi içerisinde cereyan etmekte. Önce Kemalistlerin ardından da Cemaatçilerin tasfiyesi devlette ciddi bir kadro ve istikamet krizi yaratmış durumda. Ayrıca ülkeyi yöneten AKP liderliği dış güçler tarafından planlanan ve içerdeki bazı aktörlerin de katılımıyla hayata geçirilmeye çalışılan bir komploya karşı kendi varlığını sürdürme amacında. Devletin bekası diye özetlenen politik öncelik bu. İstisna halinin süreksizleştiği olağanüstü hal mantığı ile herkesin en azından bir süre terörist olabildiği iç düşman jargonu parti devletin belli başlı enstrümanlarına karşılık geliyor. Bu kendini tekrar ederek daha da kötüye doğru derinleşen kriz ortamında merkez siyaset büyük bir atalet içerisinde. Aslında ne iktidardaki AKP’nin ne de en büyük muhalefet partisi olan CHP’nin devleti aşındıran bu siyasal krize karşı ciddi bir önerisi yok. AKP ve CHP iki ayrı parti gibi değil de aynı şeyin iki ayrı yüzü gibi davranıyor. Yeni bir şey söylemiyorlar. Ne topluma ne de birbirlerine karşı. AKP Erdoğan ve İslamcı otoriterizmde ısrarcı. Bu lider-ideoloji birlikteliğinin halkının en az yarısında yarattığı travmayı göremiyor. CHP’de de benzeri bir atalet ve kendini tekrar hali var. Yıllardır seçim kazanamayan bir lider. Sola açılmaya niyetli ama tam bir sosyal demokrat program ortaya koyamayan veya Atatürkçü bir çizgiye de tam anlamıyla dönemeyen, hatta arada bir sağcı adaylara olur vererek sağ hegemonyaya da göz kırpan kafası karışık bir CHP var karşımızda. Belki de bu nedenle AKP-CHP hattında çok da fazla bir şey değişmiyor. Genel başkanlar aynı, oy oranları da. AKP CHP’den, CHP ise AKP’den seçmen devşiremiyor. Türkiye’de sadece iki tane parti olsa ve o partiler bugünkü gibi hep Erdoğan ve Kılıçdaroğlu tarafından yönetilse siyasi canlılık tümüyle ortadan kalkardı. İşin aslı şu. AKP de CHP de sıkıcı. Tüm salı konuşmaları birbirinin aynısı. Yıllar geçiyor, ama bu partiler hiç değişmemekte.

Dün olduğu gibi bugün de umut AKP dışındaki sağ partiler ile CHP dışındaki sol partilerde. Soylu’nun Demokrat Partisi, Kurtulmuş’un Has Partisi, Karamollaoğlu’nu Saadeti, Akşener’in İyi Partisi ve Demirtaş’nın HDP’si. Seçimlerde oy oranları tahmin edilemeyen, sürpriz yapıp gündemi belirleyen parti merkezin sağ ve sol kanatlarında yer alan hareketler. 2015’de Demirtaş’nın estirdiği rüzgarı bugün Akşener ve Karamollaoğlu estiriyor. Aslında bu durum bir anlamda olumlu. Çünkü sınırlı bir zeminde de olsa siyasi bir hareketlilik var. Ama ayın karanlık yüzü de insanın canını sıkıyor. Türkiye’de devlet krizinin bitmesi ve siyasetin bir şeyleri değiştirmek yolunda umut olması için AKP ve CHP’nin, yani merkezin değişmesi gerek. CHP kendi içerisinden bir Demirtaş çıkaramadığı, AKP ise ötekini yargılamadan anlama konusunda samimi adımlar atmadığı müddetçe aslında hep dönüp dolaşıp aynı yere geleceğiz. Yapılan tüm seçimler birbirinin soluk kopyaları olarak tarihteki yerlerini alacak.