AKP kadrolarının reform olasılığını bir adım geriye giderek tartışmak daha anlamlı olacaktır. Türkiye’nin sorunları o kadar yapısal bir karaktere sahip ki, memleketin ihtiyacı olan düzenleme reformun ötesinde bir içeriği gerektiriyor. Mesela eğitim sistemi tam olarak bir sistem değil. Uzaktan eğitim konjonktürü çocukların eğitime ulaşmasını daha da sınıfsal hale getirdi. Sağlık sistemimiz dökülüyor. AKP’nin şehir hastaneleri inadı sağlığı pahalı hale getirdi. Covid’le mücadele sürecindeki plansızlık bakanlığa olan güveni sıfırladı. Yargı bağımsız değil. Mahkemelerin siyasi etki altında olduğu iddiaları ayyuka çıkmış durumda. Sosyal medya yasakları vatandaşı bunalttı. Yeni sosyal medya kanunu nedeniyle 6 ay sonra bu mecra tümüyle kapanabilir. Türkiye’deki özgürlük koşulları Çin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerle mukayese edilir hale geldi. Ekonomi ise hemen tümüyle bitik. Damat bakan döneminde tüm rezervlerimiz eridi. Enflasyon ve işsizlik çok yüksek. Üstelik devletin açıkladığı rakamlarının güvenilmez olduğu noktasında ciddi bir algı var.

Listeyi daha da uzatabiliriz. Görüldüğü üzere vaziyet hiç de iç açıcı değil. Bu sorunları çözmek ya da en azından çözmeyi denemek için bile reformdan öte bir içeriğe ihtiyacımız var.

Peki, gelinen nokta da AKP ne yapabilir? Açık olmak gerekirse AKP’nin atacağı adımlar hiçbir ciddi sorunu çözmeyecektir. Dış politikada yumuşama ve sermayeyi gözeten ekonomi politik adımlar muhtemel icraat alanları olabilir. Ancak bu adımlar yapısal sorunları gündemden düşürmeye yetmeyecektir. Tabii bu durumu çok da şaşırtıcı görmemek gerekir. Çünkü iktidar partisi epey bir süredir çözümün değil sorunun parçası, hatta sorunun kaynağı gibi davranmakta. AKP liderliğinin uzun iktidar sürecinde, yani kendi tarihsel patikası içinde attığı adımlar ülkeyi bu hale getirdi. Reform yapmak için şu anda durduğu yeri reddetmesi, pek çok ilişki ve tercihi yeniden tanzim etmesi gerekir.

“Peki, neden olmasın, AKP daha önce de her şeyi sıfırlayarak kendisine yeni bir başlangıç anı yarattı” denilebilir. Bu iddiayı değerlendirirken kendisiyle ittifak kuran eski aktörleri değiştirip yeni aktörlerle yoluna devam eden ve bu yolla kendi tarihini belli aralıklarla güncelleyen bir zamanların AKP’siyle bugünkü iktidar partisi arasında ciddi bir farklılığın söz konusu olduğunu unutmamak gerekir. Şöyle ki, eskisiyle yer değiştirecek yeni aktör sayısı azaldı. Ayrıca 2 yıldır başkanlık sistemi var bu ülkede. Başkanlık oylaması “ya hep ya hiç” şeklinde sonuç doğuruyor. Bu nedenle ittifak içinde olduğunuz aktörleri değiştirmek siyaseten makas değiştirmek gibi bir anlama geliyor. İşin sonunda başkanlığı kaybetmek oldukça güçlü bir ihtimal. AKP reel politiğinin bu sıkışıklığı aşmak için gemileri tümüyle yakması gerekir. Son iki haftada yaşadığımız gelişmeler, böylesi bir adımın çok da mümkün olmadığını ortaya koydu. Ülkenin ihtiyaçları ve konjonktür AKP’yi reforma zorluyor. Ancak reform olasılığı tüm iktidar bloğunun çökmesi, MHP’nin ittifaktan çekilmesi, erken seçim ve hatta iktidarın kaybedilmesi anlamına gelmekte. Erdoğan bu zorluğu aşabilir mi? Onu zaman gösterecek.