Perşembe, Ağustos 11, 2022

Antroposen, Yeşiller, Millet İttifakı

Fuat Keyman
Fuat Keyman
Prof. Dr. Fuat Keyman, Lisans ve yüksek lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde, doktorasını Kanada'da Carleton University'de yapmıştır. Doktora sonrası çalışmalarını Harvard Üniversitesi ve Wellsley College´da sürdürmüştür. Bilkent ve Koç üniversitelerinde çalışmış olan Keyman halen Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Bilim Akademisi üyesi de olan Keyman’ın yurtdışında ve yurtiçinde yayımlanmış çok sayıda yayını bulunmaktadır.

Hükümet’in engelemesine karşı Yeşiller Partisi’nin seçimlere katılmasını fiili olarak sağlamak muhalefet için sadece siyasi olarak değil, ahlaki ve demokrat olarak da doğruyu yapmak olacaktır.

2010’lu yıllar, gerek ciddi güvenlik riskleri ve jeopolitik çatışmalar, gerek işsizlik sorunu ve ekonomik kriz, gerek demokrasinin zayıflaması ve hukuk krizi, gerek küresel ısınma ve iklim değişikliği, gerekse de yoksulluktan dışlanmaya ve zorunlu göçe kadar uzanan geniş bir alanda yaşanan “adaletsizlikler ve insan trajedisi” içinde, yerel-ulusal-bölgesel-küresel düzeyde büyük bir savruluş ve çalkantı içinde geçmişti.

2020 yılı, Korono pandemisi bu savruluş ve çalkantıyı derinleştirdi: belirsizlik, güvensizlik, korku, endişe, kaygı ve kızgınlık duyguları yaygınlaştı ve “risk toplumu” yaşamın her alanını şekillendirdi.

2022, tüm dünyanın, bir taraftan Ukrayna Savaşı’yla, diğer taraftan BM İklim Raporu’nun “kırmızı alarm” verdiği Küresel Isınma Sorunuyla,  Üçüncü Dünya Savaşı ve Kıyamet riskleri endişesine savrulmasıyla başladı.

2020’li yıllarda, riskin güvenden, kaygının umuttan, kötümserliğin olumluluktan, çıkarın ahlaktan, ve kızgınlığın eleştiriden daha görünür ve yaşanır olduğu bir dönemin bizi beklediğini biliyoruz.

 “Tedirginlikkorku-kızgınlık dönemi” yagınlaşarak ve derinleşerek devam edecek gözüküyor.

Dünya siyaseti ve uluslararası ilişkiler, küresel, bölgesel, ulusal ve yerel düzeylerde, eskinin öldüğünü fakat yeninin doğ(a)madığı; böyle olduğu için, birbirlerinden farklı, hatta zıt  gelişmelerin ve duyguların birlikte yaşanacağı bir döneme girdi.

Şüphesiz ki, güvenlik kadar, sağlık, işsizlik, hayat pahallılığı, iklim, kutuplaşma, demokrasi, hukuk alanları ve bu alanlarda yaşayan sorunlar, riskler, hatta krizler toplum yönetiminin ve siyasetin odak noktasını oluşturacaklar.

Dünya siyaseti ve uluslararası ilişkiler, küresel, bölgesel, ulusal ve yerel düzeylerde, eskinin öldüğünü fakat yeninin doğ(a)madığı; böyle olduğu için, birbirlerinden farklı, hatta zıt  gelişmelerin ve duyguların birlikte yaşanacağı bir döneme girdi.

“Antroposen” ya da “İnsan Çağı”

Bununla birlikte, son on yılda giderek önem kazanan bir tartışma üzerinden, savaş-kıyamet-sistemsel geçiş döneminde, bugünün ve gelecek on yılın en temel sorusu(nu)nun, “insan-doğa ilişkisinin yok etme mi, yoksa denge mi üzerine kurulacağı” sorusu ve bu soruya verilecek yanıt olduğunu söyleyebiliriz.

İklim değişikliği ve küresel ısınma, geleceğimizi yaşamın her alanında belirleyecek ve demokrasi-ekonomi-sağlık-güvenlik ilişkisini ortadan kesen bir alan/sorun olarak giderek merkezi önem kazanıyor.

Bu sorunu çözmemek, sadece insanları değil, canlıları, doğayı, gezegeni, dolayısıyla, “yaşamı” yok edecek krizlerin yaygınlaşmasına ve derinleşmesine göz yummak anlamına geliyor.

Gıda, su, sağlık, temel ihtiyaçlarda yaşanacak yerelden küresele büyük ölçekli krizler, işsizlik, yoksulluk, ötekileştirme ve şiddet sorunların önüne geçiyor, hatta bu sorunların artmasına neden oluyor.

Yaşadığımız dünyanın savaşa ve kıyamete savrulmasını istemiyorsak, “iklim değişikliği-küresel ısınma-yaşam/sallığın yok olması” eksenini siyasetin ve yönetimin merkezine oturtmamız gerekiyor.

Bunun, Türkiye örneğinde olduğu gibi, özellikle muhalefet partilerinin ve sivil toplumun zihniyet ve eylem boyutları içinde ciddiye alması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum:

Peki bu zihniyet ve eylem değişimini nasıl yapabiliriz?

Bu bağlamda, ağırlıkla doğa bilimlerinden başlayarak sosyal bilimlerede yayılan ve sadece akademik alanda değil, fakat kamusal ve siyasal alanda ve tartışmada da yakın dönemde yaygınlık kazanan, “Acaba Antroposen Çağına, diğer bir deyişle, “İnsan Çağına” mı girdik?” sorusuyla başlıyan tartışmanın önemli olduğunu önermek istiyorum.

Antroposen (Antropocene), insan-odaklı, daha doğrusu, “İnsan Hatası” ve insan müdahalesiyle ortaya çıkan “İnsan Çağı” anlamına geliyor.

Önerilen şu saptama: 19 yy.’dan bu yana insanın, ekonomik büyüme, kalkınma, ilerleme adına, havadan karaya ve denizlere, iklimden ormanlara ve canlı yaşama uzanan geniş bir alanda, doğaya hakim olma isteği, daha doğrusu hırsı sonucunda yaptığı “ciddi hata” niteliğindeki müdahaleler sonucunda,   ve özellikle, 1950’ler bugüne çok hızlı artan bir derecede, “Holojen Çağı”nın bitmeye başladığı ve yerine İnsan Çağı anlamına gelen “Antroposen Çağı”nın başladığını görüyoruz.

Son on yılda giderek önem kazanan bir tartışma üzerinden, savaş-kıyamet-sistemsel geçiş döneminde, bugünün ve gelecek on yılın en temel sorusu(nu)nun, “insan-doğa ilişkisinin yok etme mi, yoksa denge mi üzerine kurulacağı” sorusu ve bu soruya verilecek yanıt olduğunu söyleyebiliriz.

Son yetmiş yıldır, hızla, “Holojen Çağı’ndan Antroposen Çağı’na geçiş dönemini” yaşıyoruz.

Antroposen çağı, 1950’lerden bugüne, ekonomik büyüme-kar/zenginleşme-siyasi güçlenme ekseninde doğayı, gezegeni, canlıları ve yaşamı yok edecek bir zihniyetin egemen olmasına; insan nüfusunun ve tüketim alışkanlıklarının aniden hızlanmasını; ve bu eğilimin yaşamsallık üzerinde yarattığı yıkımın yaygınlaşmasını içeren dönemi ifade ediyor.

Bu hızlanma dönemi, aynı zamanda, alüminyum, beton ve plastik gibi materyallerin her yerde yaygınlaşmasını ve küresel ısınmanın hızlanmasını içeriyor.  2020 yılının sonu itibarıyla yeryüzündeki tüm plastik, tuğla, beton ve diğer insan yapımı nesnelerin, ilk kez gezegendeki bitki ve hayvanların ağırlığını aşmış olacağını söyleyen aratırmalar var.

Nature dergisinde yayımlanan araştırmalar, bu anlamda, bilimsel olarak, yeni bir jeolojik döneme girdiğimizi, bu döenmin de, insanlığın dünyaya olan etkisinin en üst düzeylere çıkmasını ifade eden Antroposen çağına (İnsan Çağı) olarak adlandırılabileceğini öneriyorlar. İnsanın doğaya, gezeğene ve yaşama yaptığı yıkımın etkilerinin tortularda ve kayalardaki izlerinin milyonlarca yıl sonrasında bile görüleceği ifade ediliyor.

Antropesen çağında olamamız, demokrasi-ekonomi-iklim-güvenlik alanlarını birlikte düşünmemiz, küresel ısınma sorununu merkezi gündem maddesi yapammız, ve siyaseti “yeşil siyaset” olarak da görmeiz gerektiğini bize söylüyor.

Millet İttifakı’na ve CHP’ye önemli bir görev düşüyor: Yeşiller Partisi’nin belli sayıda adayını seçimlere ittifak içinde katılmasını sağlamak ve seçim sonrası dönemde bu partinin siyasi aktör konumunda Meclis’de yer alabilmesine katkıda bulunmak.

Yeşiller ve Millet İttifakı

Antropesn çağı içinde Türkiye’de, Yeşiller Partisi yok. Daha doğrusu, Yeşiller Partisi’nin kurulmasına Hükümet ve İşişleri Bakanlığı izin vermiyor. YSK’nin seçimlere katılacak partiler listesinde Yeşiller Partisi yok…

Bu vahim durumu, daha önce Politikyol’da ve diğer yerlerde yazdım ve konuştum.

Küresel Isınmanın yaşama temel risk oluşturduğu; diğer riskleri arttırdığı Antroposen Çağı’nda, bu konuyla en yakından ilgilenen siyasi partinin, Yeşillerin kurulmasına izin verilmiyor.

Hükümetin, aşırı merkeziyetçi ve aşırı neoliberal piyasa ekonomisine inanan yapısı ve hareket tarzı Yeşiller Partisinden çekiniyor.

Almanya’da Yeşiller iktidarda, Türkiye’deyse,  kurulmasına ve seçimlere girmesine izin verilmiyor.

Fakat, Antropesen Çağın’nda Türkiye’nin Yeşillere ihtiyacı var.

Yasal ve prosedürel ama özünde siyasi engellemeye karşı, Yeşiller Partisi’nin siyasi alana girmesine el verilmesi ve bu engellemenim fiili olarak çözülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu bağlamda, Millet İttifakı’na ve CHP’ye önemli bir görev düşüyor: Yeşiller Partisi’nin belli sayıda adayını seçimlere ittifak içinde katılmasını sağlamak ve seçim sonrası dönemde bu partinin siyasi aktör konumunda Meclis’de yer alabilmesine katkıda bulunmak.

Antroposen Çağı içinde, 2023’de, Cumhuriyet modernitesinin ikinci yüzyılına girecek Türkiye’nin geleceğinin demokrasi-ekonomi-iklim-güvenlik dörtgeninde şekilleneceği gerçeği içinde, Hükümet’in engelemesine karşı Yeşiller Partisi’nin seçimlere katılmasını fiili olarak sağlamak muhalefet için sadece siyasi olarak değil, ahlaki ve demokrat olarak da doğruyu yapmak olacaktır.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Fuat Keyman
Fuat Keyman
Prof. Dr. Fuat Keyman, Lisans ve yüksek lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde, doktorasını Kanada'da Carleton University'de yapmıştır. Doktora sonrası çalışmalarını Harvard Üniversitesi ve Wellsley College´da sürdürmüştür. Bilkent ve Koç üniversitelerinde çalışmış olan Keyman halen Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Bilim Akademisi üyesi de olan Keyman’ın yurtdışında ve yurtiçinde yayımlanmış çok sayıda yayını bulunmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
49,318TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI